menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İmamoğlu’ndan Kılıçdaroğlu’na: “Dâhili bedhah kayyım” diyorum ben ona; Erdoğan'dan emir alıyor, her söylediğini koşa koşa yapıyor!

31 0
01.06.2026

Ekrem İmamoğlu, Silivri’deki hücresinden CHP Genel Merkezi’ne yapılan polis müdahalesini, yol arkadaşlarının plastik mermi ve gaz altında kalışını nasıl izledi, ne hissetti? Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun yargı eliyle devir aldığı CHP için ne düşünüyor? Yanıtları okuyacaksınız. Ancak şunu söyleyebilirim. İmamoğlu kızgınlık duyuyor ama bir yandan da kararlı. Özellikle içeride sıkışılırsa yeni parti de olabilir anladığım. Şöyle diyor:

“’Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız.’ O yol, hukukun, delegelerimizin ve millet iradesinin emrettiği şekliyle yol arkadaşım Sayın Özgür Özel’in Genel Başkanlığı’ndaki CHP’dir. Fakat hukuk çiğnenirse, delegelerimizin ve milletin iradesi yok sayılırsa, bizim milletle beraber yürüdüğümüz her yol meşrudur ve güçlüdür.”

CHP Genel Merkezi'ne polis müdahalesinin yaşandığı 24 Mayıs günü

-Mutlak butlan kararını duyduğunuzda ne hissettiniz?

Birkaç duyguyu bir anda hissettim… Herkes gibi önce öfke hissettim. Partimle birlikte milyonların sandıkta ortaya koyduğu iradeye saldırılmasına öfkelendim. Mahkeme salonlarında hukukun, adaletin değil; siyasi mühendisliğin dolaşmasından üzüntü duydum. Utanmayı unutanlar için utanç da vardı hissiyatımda. Mahkeme kararıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin iradesi kadar bu ülkenin demokrasi umuduna, sandığa giden milyonların vicdanına ve milletin karar verme hakkına utanmazca bir şekilde müdahale edenler ve onlara hukuk kisvesiyle yol açanlar adına utanç duydum.

Mutlak butlan milletin iradesiyle devlet gücünü kullanan iktidar arasında kurulan büyük bir hesaplaşmadır.

Millet “değişim” diyor, onlar yargıyı devreye sokuyor. Millet sandığı işaret ediyor, onlar mahkeme koridorlarını. Millet umutlu bir gelecek istiyor, onlar koltuklarını korumanın hesabını yapıyor. Bu yüzden mahkeme kararıyla tarihi, gerçeği ters yüz etmek istiyorlar. Değişim iradesini geriye döndürmeye çalışıyorlar. Ancak Cumhuriyet’i kuran iradeyi, birkaç imzayla yok hükmünde sayamayacaklar. Bu milletin hafızasını silemeyecekler. 86 milyonun geleceğini saray koridorlarında rehin alamayacaklar. Asıl hissettiğim ise; azim ve kararlılık.

Ben o gün bir kez daha şuna karar verdim: Bir adım geri atmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz. Susmayacağız.

Bize yenilgiyi öğretemeyecekler!

Polis müdahalesinde Genel Merkez içindeki partililer, 24 Mayıs

-Partinin polis tarafından kapısının kırıldığı, plastik mermi ve gazla içeriye müdahale edildiğini gördüğünüzde ne düşündünüz? O anları hücrede televizyondan seyrederken ne yaşadınız?

O gün içeride ve dışarıda kalbini, ruhunu ve insaniyetini koruyabilen herkes için çok zor bir gündü… Yıllarımız geçti bizim genel merkezimizde. İlçe başkanlığından, ilçe belediye başkanlığından geldim ben. Yıllarca çoluğumuzu çocuğumuzu görmedik çalıştık. Hep coşkuyla girdik genel merkezimize. Yuvamız, yurdumuz, mahremimiz orası bizim. Bu sözlerimi eminim bütün Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım çok iyi anlayacaktır: Mahremimize polisle girdiler!

Kapısı kırılarak girilen sadece bir bina değil bir hafıza, inanış, mücadele ve demokrasiye olan ihtiyaç. Orası, bu ülkenin çok partili demokrasi tarihinin, seçimle değişim umudunun, milyonlarca insanın emeğinin ve inancının evi aynı zamanda.

O kapıyı içten ve dıştan yıkmaya çalışan bedhahlar şunu söylüyorlar: “Sandıkla olmadı, şimdi zorla teslim alacağız.”

Beni en çok yaralayan şeylerden biri şuydu: Binanın içinde gençler, kadınlar, yaş almış yoldaşlarım, demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmak için şehrin dört bir yanından gelen yurttaşlarımız vardı. Gazla, plastik mermilerle, polis zoruyla bir Türkiye’nin en köklü partisine girilen bir ülke görüntüsü, hiçbir demokratik toplum için normal değildir. Bu görüntü sadece korku rejimlerine yakışan bir görüntüdür. Ve o görüntülerle yaşadığımız ülkenin bir hukuk devleti olmaktan çoktan çıktığı bir kez daha görüldü.

Karşılarında korkan bir millet görmek istiyorlar. Sinen, susan, geri çekilen insanlar görmek istiyorlar. Ama bu milletin mayasında teslim olmak yok. Bakın, bu ülkenin insanı darbeler gördü, yasaklar gördü, baskılar gördü. Ama her seferinde ayağa kalkmayı bildi.

O görüntülerin düşündürdüğü bir şey de şu oldu: “Demek ki doğru yoldayız” diye düşündüm. Bize böyle gözü dönmüşçesine saldırıyorlarsa doğru yoldayız. İktidarlar ancak kaybetme korkusu büyüdüğünde bu kadar sertleşir. Milletin sevgisini kaybedenler, kaba kuvvete sığınır. Ama unuttukları bir şey var: Devlet milletindir. Milletin iradesinden büyük hiçbir güç yoktur ve ne yaparlarsa yapsınlar, bu ülkenin gençlerinin umutlarını, insanların demokrasi inancını, değişim arzusunu kıramayacaklar.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun mutlak butlan kararıyla göreve getirilmesinin ardından CHP Genel Merkezi'ne asılan pankart, 28 Mayıs

-Mutlak butlan kararı ve polis müdahalesi Türkiye’de rejimin yeni bir safhaya geçtiğini mi düşündürüyor?

Türkiye’de rejim değişimi aslında bugün başlamadı. Kırılma anlarından biri 2017’ydi. Milletin önüne getirilen anayasa değişikliği, mühürsüz oyların YSK eliyle geçerli sayıldığı tartışmalı bir referandumla yürürlüğe sokuldu. O gün hukuk, ilk büyük eğilip bükülme anlarından birini yaşadı.

Sonra 2019’da İstanbul seçimleri iptal edildi. Millet sandığa gitmiş, kararını vermişti. Ama onlar milletin kararını beğenmedi. Hukuka da mantığa da sığmayan........

© T24