menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kabede hacılar, okulda hocalar, hayırdır?

536 0
26.02.2026

1933 yılından 2013 yılına kadar bu ülkede çocuklar tam 80 yıl boyunca derse başlamadan önce hep bir ağızdan sivil bir and okudular yani dini olmayan bir yemini yüksek sesle tekrarlayarak sınıflarına girdiler.

1933 yılında Milli Eğitim Bakanı olan Reşit Galip’in kaleme aldığı metin “Türküm, doğruyum, çalışkanım” sözleriyle başlıyordu. Ve şöyle devam ediyordu:

“Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, ulusumu özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek ve ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.”

Çocuklar seksen yıl boyunca bu andı okudular ama o seksen yıl boyunca ne küçüklerini korudular ne büyüklerini saydılar ne yurtlarını uluslarını özlerinden çok sevdiler ne yükseldiler ne ileri gittiler. Varlıkları da Türk varlığına armağan falan olmadı.

O çocuklar büyüdüler ve kendilerini kurtarmaktan başka bir şey düşünmediler. Kapitalizmin kurduğu tüm tuzaklara gönüllü bir şekilde düştüler. Varlıkları global ekonomiye armağan oldu. Geriledikçe gerilediler. O hengamede karşı devrimcilerin nasıl çalıştıklarını, hangi yöntemlerle ülkeyi ele geçirmeye hazırlandıklarını gördüler ama önemsemediler.

“Andımız”ın, ulus devleti fazla öne çıkaran, milliyetçilik sınırlarında dolaşan o sorunlu metnine kolayca sırt çevirirken yüzlerini döndükleri yerde karşılarına dikilen daha korkunç gerçeği görmek istemediler. Laiklik bu ülkede karşı devrimcilere gümüş tepsilerle kurban verildi.

Nihayetinde ülke öyle bir yere geldi ki bugün çocuklar sınıflara “Andımız”ı okuyarak değil “Kabe’de hacılar hu der Allah, yer gök inim inim inler Allah” diye ilahi söyleyerek giriyorlar.

Liselerde selefi yemini ederek cihad fikriyle eğitiliyorlar. Din eğitimi kisvesi altında birey olma bilinçleri küçük yaşlardan itibaren iğdiş ediliyor.

Ve iktidar, laikliği savunan bir bildiriyi imzaladıkları için yargılamaya kalktığı insanlara ve laikliğin arkasında duran koskoca bir topluma “bir avuç yobaz” diye hitap ederek soruyor;

“Hayırdır, çocuklarımızın hep bir ağızdan ilahiler söylemesi sizi neden rahatsız ediyor?”

Laikliğin yüzyıllık hikayesinin ibret dolu özeti eğitim sisteminde ve iktidarın bu dilinde gizli.

Çünkü laikliğin en kritik tartışma alanı sanıldığı gibi devlet ya da hukuk değil. Eğitim.

Eğitim bir rejimin en güçlü gelecek üretme mekanizması. Bireyin sabrının ve taleplerinin sınırlarını ideolojik niyetlerle şekillendiren rejimler, kendi geleceklerini eğitim yoluyla inşa ederler.

Yola “fikri hür vicdanı hür” bireyler yetiştirmek üzere çıkan bir rejimin kendi bacağına sıka sıka hata üstüne hata yaparak geldiği şu noktada, iktidarı ele geçiren siyasal İslam, artık değil ulus bilincini, bizzat kendi bilincini bile tartışamayacak kadar fikri tutsak vicdansız nesiller yetiştirmenin peşinde.

Ezanın Türkçe okunmasından, İmam Hatip liselerinin açılmasına, din dersinin zorunlu hale gelmesine ve tarikatların önce yurtları ve kursları sonra da tümüyle milli eğitimi ele geçirmesine kadar uzanan bu hikâye, geleceğini siyasal İslam'a göz göre göre kurban veren bir ülkenin ibretlik hikayesi.

Artık Türk mü, Kürt mü, Ermeni mi, Rum mu, Laz mı Çerkez mi olduğunu düşünmek zorunda kalmadan “Tekkede hacılar hu der Allah” diye diye okul bahçesinde koşturan ve millet değil ümmet olmanın bilinciyle itaat kültürüne nefer olarak yetiştirilen çocukların varlığını bu iktidara armağan eden bu ülkede iktidar muhalefete “Hayırdır?” derken aslında “Geçmiş olsun” diyor. Çünkü devletin niyeti artık gizli değil, belli.

Halka eğitim vasıtasıyla tek bir inanç doğrusu dayatmak istiyor. Bilginin inançtan bağımsız üretilmesini engelliyor. Bireyin dini kimliğini çocuk yaşta keskinleştiriyor. Eğitim yoluyla vatandaş değil inançlı insan yetiştirmeyi hedefliyor. Dini, bilgi üretiminin referansı haline getiriyor. Eleştirel düşünce yerine normatif doğrular dayatıyor. Çeşitlilik yerine tek bir ahlaki çerçeve ön plana çıkarıyor. Sorgulayan değil kabul eden birey yetiştiriyor. Bilimsel kapasiteyi daraltıyor. Eşit vatandaş fikrinden uzaklaşıyor, kimlik siyasetini sivriltiyor. Devletten tarafsızlık beklentisini yok ediyor. Kamusal aklın yerinde kültürel normlar yerleştiriyor.

O yüzden eğitimde laiklik talebi sadece bir müfredat ya da okullarda zil sesi yapılan ilahi meselesi değil. Geleceğin kamusal aklını inşa eden bir istikbal meselesi.

Geleceği ortak yurttaşlık üzerinden değil de doğru inanç ve doğru kimlik üzerinden kurmaya çalışan ve İslami açıdan siyasal ve ideolojik bir sadakat oluşturmak için milli eğitimi merkez alan bir iktidara kimsenin “Kabede hacılar, okulda hocalar, hayırdır?” diye soramayacağı bu iklimde, soruların da cevapların da hepsi iktidarın tekelinde ve emrinde.

Bu da hayır değil, şer elbette.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


© T24