Tukidides Tuzağı: ABD-Çin savaşı kaçınılmaz mıdır?
Tukidides Tuzağı: ABD-Çin savaşı kaçınılmazdır
Geçen hafta Çin’deki Trump-Xi görüşmesinde Xi Antik Yunan tarihinden kalma Tukidides Tuzağı deyimini kullandı ve iki ülkenin de bu tuzağa düşmemek için dikkatli olmaları gerektiğini söyledi.
Kısaca yükselen bir güç ile gücü azalan egemen bir güç arasındaki savaşın kaçınılmaz olduğu anlamına gelen bu kavramı şaibeli biçimde girdiği üniversitede vaktini kantinde kız kovalamakla geçiren portakal saçlı ve fondötenli reisin algıladığını hiç sanmam.
Ayrı bir gerçeklikte yaşayan, hiçbir suçun ve kabahatin yapışmadığı teflon kaplı çakma kral Trump sonradan Xi’nin azalan güç olarak Joe Biden zamanının Amerika’sını kastettiğini söyledi.
Tarihte egemen güçlerin yükselen güçlerle eninde sonunda bir savaşa girdiğinin örnekleri çoktur. 1998’de, yani Çinlilerin çoğu hala köylerindeyken Amerikan dış politikasının mimarlarından Brzezinski ülkesi için en tehlikeli senaryonun belki İran’ın da katılacağı anti hegemon bir Çin ve Rusya koalisyonunun olacağını, ancak bu kez liderin Çin, izleyenin Rusya olacağını yazmıştı.
Tukidides tuzağı deyiminin kökeni M.Ö. 431’de gittikçe güçlenen Atina ile egemen güç Sparta arasında kopacak olan Peloponez savaşını kaçınılmaz olarak niteleyip tahmin eden Atinalı tarihçi general Tukidides’e dayanır. Tukidides tarafların niyetlerinin değil, korkularının ve yanlış algılarının savaşa yol açabileceğini yazmıştı.
Amerikalı siyaset bilimci Graham Allison 2015’te deyimi ABD-Çin çatışmasına uyarladı ve büyük ilgi, övgü ve tepki topladı. Allison ve ekibi “Yükselen bir güç mevcut egemen süper gücün mevkiini tehdit ederse savaş kaçınılmazdır” teorisini desteklemek için tarihten 16 yükselen güç örneği seçti ve bunlardan 12’sinin egemen güçle savaşa girdiğini saptadı. Bu araştırmanın sübjektif örnek seçimi yüzünden eleştirildiğini belirtmek isterim.
ABD-Çin rekabeti
Tukidides Peloponez savaşının temel nedenini Atina’nın yükselişi ve bunun Sparta’da yarattığı korku olarak özetliyordu. Bugün Washington ile Pekin arasında benzer bir psikoloji hissediliyor. Çin son kırk yılda tarihin en hızlı ekonomik dönüşümlerinden birini yaşadı. Bir zamanlar ucuz iş gücü merkezi olarak görülen ülke artık yapay zekâ, uzay teknolojisi, elektrikli araçlar ve deniz gücü alanlarında küresel rekabetin merkezinde yer alıyor.
İkinci Trump döneminde ABD İkinci Dünya Savaşı sonrası kurduğu uluslararası düzeni büyük ölçüde dağıttı. Ancak bir süper güç olarak Çin’in yükselişini yalnızca ekonomik bir meydan okuma değil, jeopolitik bir tehdit olarak görüyor. Ticaret açığının yanı sıra teknoloji üstünlüğü, deniz yolları, enerji güvenliği ve küresel etki alanları faktörleri öne geçiyor.
Çin’in Güney Çin Denizinde düzinelerce bazıları havaalanına sahip yapay ada yaptığını ve bölgedeki nüfuz alanını genişlettiğini biliyor muydunuz? Bölgedeki gerilimler, Tayvan sorunu ve yarı iletken teknolojileri üzerindeki mücadele iki ülke arasındaki rekabeti sertleştiriyor. ABD’nin Çinli teknoloji şirketlerine yönelik yaptırımları ve Çin’in ekonomik ve askerî kapasitesini hızla büyütmesi tarafların birbirine karşı giderek daha şüpheci olmasına neden oluyor.
Tukidides’in şablonu günümüzün ABD-Çin rekabetine uygulanabilir mi?
Belirli benzerliklerinin yanında Atina-Sparta modelini günümüz dünyasına uygularken iki önemli farkın bilincinde olmak gerekir.
Birincisi Antik Yunan zamanındaki kitle iletişiminin ve haberleşmenin çok ilkel ve yavaş olduğu ve bu yüzden çok daha yüksek oranda yanlış algılara, varsayımlara ve korkulara yol açtığıydı. Devir gerçeküstü hurafeler devriydi.
İkinci büyük fark Sparta ile Atina’nın birbirine ekonomik olarak bağlı olmadığıydı. Oysa bugün ABD ve Çin dev ölçüde iç içe geçmiş ekonomilere sahiptir. Bir iPhone’un parçaları farklı kıtalarda üretilmekte, Amerikan tahvillerinin önemli kısmı Çin tarafından tutulmaktadır. Bu durum doğrudan bir savaşı her iki taraf için de son derece maliyetli hale getirmektedir.
Pirus zaferi: Kazananın bile kaybettiği bir zafer
ABD’nin bu olası koalisyonla........
