Dünya işleri dünyada kalsın: Star Trek / Uzay Yolu filmleri
Bilmem siz de benim gibi sevdiğiniz bazı şeyleri defalarca tekrarlamaktan zevk alanlardan mısınız? Ben herhalde Jules Verne’in tüm kitaplarını ikişer-üçer kez okumuşumdur. Küçük Prens’i ve 1984’ü neredeyse ezberlemişimdir. Dark Side of the Moon’un her notasını bilirim. Mayk Hammer’i nüfus kâğıdı eskimiş ergenler hatırlar. Sevgili Mülkiyeli kardeşim James Dirgin’in Fırıncının Kızı’nı kaç kez okuduğu belirsizdir.
“Alışmış kudurmuştan beterdir” derler. Ben de şu kısacık ömrümde geceleri uyumadan önce birkaç sayfa kitap ya da gazete okumak alışkanlığını edindim. Öyle ki bir kez misafirlikte yattığım odada okuyacak bir şey bulamayınca yorgana dikili “Lütfen koparmayınız, ılık suda yıkayınız, kurutucu kullanmayınız” etiketini defalarca okumak zorunda kaldığımı hatırlıyorum.
Star Trek rahle-i tedrisatı
Son olarak Star Trek dizilerinden ve filmlerinden öğrendiğim birkaç akıllı kelamı sizlerle paylaşmak isterim. Daha önce sabotaj kelimesinin kökeninin işlerini kaybeden işçilerin sabo’larını makinelerin çarklarına atarak bozduğundan geldiğini Mr. Spock’tan öğrendiğimi yazmıştım.
Zincirler halka halka dövülür, ilk konuşma sansürlenir, ilk düşünce yasaklanır, ilk özgürlük reddedilir, hepimizi geri dönülemez bir şekilde zincirler.
Meşru şüpheden azgın paranoyaya giden yol düşündüğümüzden çok daha kısadır.
Engizisyon işkenceleri, cadı yakmalar hepsi eski tarihtir, ama birden her şey yeniden başlayacak gibi görünüyor.
Dünya işlerinden uzak kalmak istediğim zamanlar tekrar tekrar izlediğim filmlerin başında Star Trek / Uzay Yolu serisi gelir. Size geçen hafta önerdiğim beş Star Trek dizisinden sonra bugün de sevdiğim beş filmden söz etmek istiyorum.
1. Uzay Yolu / Star Trek (2009)
2009 yılında vizyona giren ve yönetmen koltuğunda J. J. Abrams’ın oturduğu bu film bir kültür fenomeninin yeniden doğuşudur. 1966’da televizyon ekranlarında başlayan yolculuğu modern sinema diliyle buluşturan film hem sadık Trekkie’leri hem de seriye ilk kez adım atanları mutlu etmiştir.
Filmin en büyük başarısı mirasa saygı ile yenilikçilik arasında kurduğu dengedir. Oyuncu kadrosu kusursuzdur. Genç James Kirk (Chris Pine) asi, kibirli ama güvenilirdir. Pine, William Shatner’ın ikonik James Kirk’ünün karizmasını ve ukala tavrını onu taklit etmeden yeniden yorumlar ve rolün altından kalkar.
Genç Spock (Zachary Quinto) ise akıl ile duygunun çatıştığı daha kırılgan bir portre sunar. Zachary Quinto, Leonard Nimoy’un efsanevi Spock’ına hem fiziksel hem de davranış olarak çok sadık bir performans sergiler.
Kötü karakter Nero (Eric Bana) tek boyutlu bir intikam figürü olmaktan öte zaman kırılmasının dramatik sonuçlarını temsil eder. Film paralel zaman çizgisi fikriyle yaratıcı bir alan açar. Bu klasik hayranları kaybetmeden yeni hikâyeler anlatabilmenin zeki bir yoludur.
Görsel dünya süperdir. USS Enterprise’ın köprü sahneleri parlak beyaz ışıklarla adeta steril bir gelecek sunar. Warp sahnesi serinin tarihindeki en etkileyici görsel sıçramalardan biridir.
Dört dalda Oscar ödülüne aday gösterilen film makyaj ve saç tasarımı dalında Star Trek dizilerinin ve filmlerinin ilk ve tek ödülünü kazanmış, dünya çapında da düzinelerce ödül toplamıştır.
2. İlk Temas / First Contact (1996)
İlk Temas insan ruhunun karanlıkla yüzleşmesine dair destansı bir hikayedir.
Film daha ilk sahnelerinden itibaren izleyiciyi müthiş bir uzay savaşının ortasına atar. Yekpare Borg küpü ile Federasyon filosu ile arasındaki bu çarpışma Star Trek serisinin en etkileyici ve nefes kesici aksiyon sahnelerinden biridir.
İlk Temas’ı sıradan bir aksiyon filminin ötesine taşıyan en önemli unsur Kaptan Jean-Luc Picard’ın derinlikli portresidir. Patrick Stewart kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiler ve daha önce Borg Kolektifi tarafından asimile edilmiş bir kaptanın travmasını ve intikam hırsını süper bir şekilde aktarır.
Picard’ın “Çizgi burada çekilmeli! Buraya kadar, daha ötesi yok!” tiradı geçmişte yapılan tüm geri çekilmelerin, verilen tüm ödünlerin bir reddidir. Film Picard’ı Moby Dick balinasına takıntılı bir Kaptan Ahab figürüne dönüştürür ve onun kırılgan ve karanlık yönlerini gösterir.
Filmin senaryosu zaman yolculuğu temasını ustalıkla işler. Borg’lar insanlığın kaderini değiştirmek için 2063 yılına, insanın ilk warp uçuşuna giderler. Bu uçuş aynı zamanda insanlığın Vulcan’larla yapacakları ilk temasın da anahtarıdır.
Zefram Cochrane karakteri (James Cromwell) filme mizahi ve insani bir derinlik katar. Tarihte bir kahraman olarak anılıp heykelleri dikilen Cochrane’in aslında paraya ve kadınlara düşkün, kötü viski içip rock’n roll dinleyen sıradan bir adam olması tarih ve kahramanlık kavramı üzerine neşeli bir eleştiridir.
Borg’lar sinema tarihinin en ikonik kötü karakterlerindendir. Kolektif bilinçleri, duygusuzlukları ve “Direnmek boşunadır” sloganlarıyla bir tehdit ve korku unsuru oluştururlar. Borg Kraliçesi (Alice Krige) bu tehdide cinsel bir çekicilik ve sadist bir zekâ katar. Data’yı baştan çıkarma çabaları androidin insan olma arzusuyla birleşince ilginç alt metinlerden birini oluşturur.
3. Star Trek Sonsuzluk / Beyond (2016)
Chris Pine’ın canlandırdığı James T. Kirk görevinin beşinci yılında kendini sorgulayan, babasının gölgesinden çıkmaya çalışan ve aslında bir efsaneye dönüşme yolunda ilerleyen derinlikli bir karakterdir. Pine, Kirk’e hem karizmatik bir lider hem de içsel çatışmaları olan bir insan ruhunu verir.
Filmin diğer yıldızları Zachary Quinto’nun mantık çerçevesini zorlayan Spock’ı ve Karl Urban’ın huysuz ama altın kalpli Dr. McCoy’udur. İkili arasındaki diyaloglar bir uzay çağı komedi ikilisi izliyormuşuz havasını verir.
Simon Pegg’in Montgomery Scott (Scotty) rolüne kattığı espri etkileyicidir. Yeni karakter Jaylah (Sofia Boutella) sert dövüşçü kişiliği, hayatta kalma içgüdüsü ve farkına varmadan yaptığı esprilerle izleyicinin kalbini çalar.
Rejisör Justin Lin filmin aksiyon sahnelerine etkileyici bir dinamizm getirir. Atılgan’ın kuşatıldığı ve daha sonra paramparça olduğu sahne bilimkurgu sinemasının en etkileyici anlarından biridir.
Lin aksiyon sahneleri arasında karakterlere nefes alacak alan tanır ve onların duygusal yolculuklarını ön plana çıkarır.
Filmin en çok konuşulan sahnelerinden biri Beastie Boys’un Sabotage parçası eşliğinde geçen final aksiyon sahneleridir.
4. Khan’ın Gazabı / The Wrath of Khan (1982)
Star Trek II: Khan’ın Gazabı ilk Star Trek sinema uyarlamasının ağır ve felsefi temposunun ardından gelen duygusal, dramatik ve aksiyon dozajı kusursuz ayarlanmış bir başyapıttır.
William Shatner kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiler ve Kaptan Kirk’ün orta yaş krizini, pişmanlıklarını ve ölümlülüğüyle yüzleşmesini ustalıkla canlandırır. Leonard Nimoy’un Spock’ı ise mantık ve duygu arasındaki ince çizgide yürüyerek izleyiciyi derinden etkiler.
Ricardo Montalban’ın hayat verdiği Khan Noonien Singh sinema tarihinin en karmaşık ve etkileyici kötü karakterlerinden biridir. Genetik olarak üstün bir insan olan Khan yıllar önce sürgün edildiği gezegende eşini kaybetmiş, acı ve intikam duygusuyla yoğrulmuş bir lidere dönüşmüştür. Montalban’ın Shakespeare’vari diyalogları, Melville’in Moby Dick’ine yapılan göndermeler ve oyuncunun tutku dolu intikam duygusu Khan’ı unutulmaz kılar.
Kirstie Alley’in canlandırdığı Teğmen Saavik karakteri genç bir Vulcan’ın saf mantıkla duygular arasındaki mücadelesini başarıyla yansıtır. Walter Koenig’in Chekov’u ise serinin önceki filmine göre çok daha geniş bir role kavuşarak yeteneklerini sergileme fırsatı bulur.
Filmin uzay savaşları o döneme göre çok kalitelidir. Özellikle sis bulutu içinde geçen karşılaşma bir denizaltı gerilimi atmosferi yaratır.
Ben iyi bilimkurgunun yalnızca lazerler ve patlamalardan ibaret olmadığına, taktik, sabır ve akıl oyunlarının da onlar kadar heyecan verici olduğuna inanırım.
Kobayashi Maru senaryosu filmin felsefi omurgasını oluşturur. Kazanılamayacak bir savaşla yüzleşmek ve ölümle başa çıkmak üzerine kurulu bu metafor filmin tamamına yayılan bir anlam taşır.
Filmin finalinde yaşanan fedakârlık sinema tarihinin en dokunaklı anları arasındadır. “Çoğunluğun yararı azınlığın yararının önünde gelir” sözü Star Trek felsefesinin özüdür.
5. Karanlığa Doğru / Into Darkness (2013)
J.J. Abrams’ın yönetmenliğinde ve yapımcılığında çekilen Star Trek Into Darkness izleyicilere unutulmaz bir uzay macerası sunar. Film görsel şöleni, heyecan dolu aksiyon sahneleri ve özellikle Benedict Cumberbatch’in unutulmaz performansıyla öne çıkar.
Eğer görsel efektlerin ve aksiyonun doruk noktasında olduğu, nefes kesen bir uzay operası arıyorsanız Into Darkness tam size göredir.
Film daha ilk dakikasından itibaren izleyiciyi aksiyonun içine çeker. Filmin açılış sahnesi kırmızı bir gezegende geçen nefes kesici bir kovalamaca ile başlar ve tempo hiç düşmez. Özel efektler ve yapay zekâ kullanımı olağanüstü düzeydedir.
Filmin en çok övülen yönlerinden biri hiç şüphesiz Benedict Cumberbatch’in canlandırdığı Khan Noonien Singh karakteridir. Cumberbatch soğukkanlılığı, tehditkâr duruşu ve gizemli havasıyla adeta ekranı büyüler. Cumberbatch Khan karakterinin hem korkutucu ve anlaşılır yönlerini başarıyla yansıtır.
Chris Pine kendine güvenen ve aynı zamanda olgunlaşan bir Kaptan Kirk portresi çizer. Quinto da Spock’ın mantık ve duygu arasındaki iç çatışmasını etkileyici bir şekilde oynar. Karl Urban’ın canlandırdığı Dr. Bones McCoy esprili ve huysuz performansıyla öne çıkar.
Benim için bir filmin müziği çok önemlidir. Michael Giacchino’nun besteleri filmin atmosferini güçlendirmiş ve duygusal bir derinlik katmıştır.
Prof. Dr. Sabri Sayarı’yı kaybettik
Sevgili arkadaşım Sabri Sayarı ülkemizin yetiştirdiği en değerli, çalışkan, üretken, vicdanlı ve yardımsever akademisyenlerinden biriydi.
Bunun yanında inanılmaz derecede matrak, esprili, nükteli ve hiciv yeteneği yüksek bir centilmendi. Boğaziçi Üniversitesinde ve ABD’de onunla çok güzel vakitler geçirdik. Mekânı cennet olsun.
