menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çığlık çığlığa

36 0
05.07.2026

Peki siz en son ne zaman bütün gücünüzle bir çığlık attınız?

Sadece öfkeyle değil; sıkışmışlıkla, çaresizlikle, yorgunlukla, hatta bazen tarif edemediğiniz bir ağırlıkla...

Zor zamanlardan geçiyoruz. Her sabah yeni bir akıl almaz haberle uyandığımız, ekonomik belirsizliğin, toplumsal gerilimin ve gündelik hayatın bitmeyen koşturmasının bedenimize de yerleştiği bir dönem bu. Fark etmeden omuzlarımızı kaldırıyor, çenemizi sıkıyor, nefesimizi tutuyoruz. Kaygı sadece zihinde yaşamıyor; diyaframımıza, kaslarımıza, sesimize de yerleşiyor.

Belki bu yüzden son yıllarda nefes çalışmaları, meditasyon, ses terapileri bu kadar ilgi görüyor. Bazen de yüksek sesle dinlediğimiz bir şarkıya eşlik etmek, derin bir "oh" çekmek, bir konsere gidip yan yana durduğumuz insanlarla birliği hissetmek, hep bir ağızdan bağırarak şarkılar söylemek…Ve bazen de boğazımıza kadar gelip düğümlenen o koca çığlığı ağzımızı açıp dışarı bırakmak… İyi geliyor.

İçimizden yükselen o sesi bastırmadan dışarı bırakabildiğimizde, çoğumuzun tarif ettiği ortak his aynı oluyor: Biraz hafiflemek.

Çığlık, insanın en eski dillerinden biri.

Henüz kelimeler yokken de vardı. Doğduğumuz anda attığımız ilk çığlık, yaşama tutunduğumuzun ilanıydı. Korktuğumuzda, sevindiğimizde, canımız yandığında, birini kaybettiğimizde ya da tarifsiz bir mutluluk yaşadığımızda yine o en eski dil bize iyi geliyor. Kelimelerin yetmediği yerde beden konuşuyor.

Bilim, güçlü ses kullanımının diyaframı harekete geçirdiğini, nefes ritmini değiştirdiğini ve bedende biriken gerilimin azalmasına katkı sağlayabildiğini söylüyor. Bastırılmış duyguların ifade edilmesi sinir sistemi üzerinde geçici bir rahatlama yaratabiliyor.

Çığlık atmak her ne kadar kısa süreli rahatlama sağlasa da şu ince ayrımı göz ardı etmemek gerekiyor; tıpkı kaynayan bir tencerenin kapağını aralamak gibi çığlık atmak da içimizde sıkışmış bir duyguyu anlık dışarı çıkarıyor ama tamamen ortadan kaldırmıyor; yalnızca duygunun bedenimizde yarattığı basıncı azaltıyor. Yani buhar çıkıyor ama ateş hâlâ yanıyor.

Çığlık; ihtiyaç duyduğumuzda kısa bir boşalma sağlayan bir nefes aralığı olabilir. Kısa süreli de olsa bir çözüm olduğu için değil; hâlâ hissedebildiğimizin kanıtı olduğu için değerli.

Yine de tek başına yeterli değil.

Çünkü öfkeyi sürekli bağırarak dışarı atmanın onu kalıcı olarak azaltmadığını biliyoruz. Çığlık çoğu zaman kapağı açıyor ama ateşi söndürmüyor. Asıl iyileşme, o çığlığın neyden........

© T24