Adaletsizler Kupası’nda topun adaleti işledi
Tersine Dünya Kupası – 8
İlk Dünya Kupası yazımı, “Brezilya, Fas, Yeşil Burun Adaları, Ekvador ve Portekiz’den umutluyum” diye bitirmiştim. Sonra grup maçlarında “total futbol”a dönmüş gibi gözüken Hollanda’yı aldım listeme. Çoğu yorumcu da “Japonya’ya dikkat” diyordu.
Son 32’nin hemen başında final niteliğinde iki eşleşmeyle çıkıverdi karşımıza bunların dördü; Brezilya-Japonya ve Hollanda-Fas… Eşleşmeler güzeldi ama hangileri olursa olsun iyi futbol vaat eden iki takımın erken vedası üzücü olacaktı. Buna biraz da FIFA’nın ev sahiplerine, özellikle de ABD’ye rahat bir yol açma uyanıklığı neden oldu. Ev sahipleri ABD ve Meksika üçüncü olmuş takımlarla oynarken, grup birincileri Brezilya ve Hollanda karşılıklı ikincilerle eşleşmişti. Hollanda-Fas maçı gruplarda tam yedişer puan kazanmış iki takımın karşılaşmasıydı.
Neyse maçlar oynandı ve ben eski alışkanlıkla önce yazının flaşını vereyim:
Tek maçlık elemeli turlarda takımlar önce gol yememeyi düşünebilirlerdi. Bu yüzden oyun tıkanabilirdi. Korktuğum oldu. İlk dört maçın ikisi uzatma dakikalarındaki gollerle normal sürede bitti. Öteki ikisi penaltı atışlarıyla sonuca bağlandı. “Total futbol”a ihanet edip temkinli futbola dönen Hollanda topu ve golü isteyen Fas’a boyun eğdi. İyi de oldu; elenmeyi hak ettiler. Kalecileri Verbruggen hariç. 0-0’da, 1-0’da ve 1-1’de farklı ritimlerde oynanan Japonya-Brezilya maçında savunmaya çekilen Mavi Samuray’lar, Sambacılar’ı zorla dansa kaldırdı. Ellerine aldıkları turu geri verdiler. Oyununu, kadrosunu ve geçmişini arayan Almanya, Bundesliga’da bile tutunamayacak bir performansla tek bir oyunu olan ama onu da çok iyi ve uyumlu yapan Paraguay’ı geçemedi. Dünya Kupası’ndaki her şeyde hayran olunacak bir yan bulanlar kusura bakmasın ama çok şükür uzatma dakikalarda gelen golün sıkıntıyı sona erdirdiği Kanada-Güney Afrika maçı oynanmasaydı da olurdu. Onu pas geçiyorum.Korku portakal renkli formaya yakışmıyor
Grup maçlarında, oyun kurucu ataksever geri dörtlüsü ve savunmadan atağa ataktan savunmaya geçişi çabuk yöneten gole heveskar orta sahası vardı Hollanda’nın. Toplu atakta savunmaları dağıtan Brobbey, Summerville gibi turnuvanın yıldız adayı forvetleri heyecan vericiydi… “Total futbol” eve mi dönmüştü?
Saat kurup gecenin köründe ekran başına geçtiğimde gözlerime inanamadım. Koeman’ın savunmacı damarı tutmuş, geriye dördü stoper beş savunmacı koymuştu. Orta sahayı eksiltip, uzun top kovalayacak iki hızlı adamı bayağı ileride yalnız bırakmıştı. Total futbolun yerini “total temkinli futbol” almıştı.
Fas da dikkatliydi ama çağdaş oyun tarzlarından vazgeçmediler. İleride bastılar, genç ve teknik orta saha oyunun yönünü devamlı değiştirdi, bekler atağa çıktı. Ancak kaleci Verbruggen’i geçemeyince onlar da yavaşladılar.
İkinci TV molasından sonra Koeman bir satranç hamlesi yapar gibi, uzun top indirmede mahir Veghorst’u oyuna aldı ve hemen ardından onun indirdiği topa Summerville ve Gakpo’nun yaptığı koşular sonucu golü buldu… Bu arada, gol sonrası doğamamış evladının acısı gol sevincine karışan Gakpo’nun çevresine duvar ördü arkadaşları. Onun bu mahrem anını, her acıyı köpürtüp neredeyse pornografik bir seyir haline getiren günümüz medyasından korudukları için Hollandalı futbolculara koca bir helal.
Maça dönersek, Koeman tam turu çalacakken, hiç umulmayan biri sahneye çıktı: 1.94’lük stoper Issa Diop. Dedesi Fransa’da futbol oynayan ilk Senegalli olan Diop, Fransa’da doğmuş, Fransa alt yaş gruplarında milli olmuş, A takıma çıkması gündemdeyken annesinin köklerinden dolayı Fas’ı seçmişti. Belki de günümüz futbolunun hızına uyamadığı için Fulham’da uzun süredir müzmin yedekti. Ama futbolda bütün emeğin, onca antrenman ve maçın, o kadar deneyimin yoğunlaşıp Dünya Kupası’nın gidişatını değiştirecek bir eyleme dönüştüğü anlar olur.
91.dakikadaki pozisyona dikkatle bakın; en gerideki Diop, arkadaşına “geriyi al” işareti yaptıktan sonra sessiz ve emin adımlarla arka direğe sızıyor ve........
