100 yaşındaki Memet Fuat’ın ‘Eleştiri Üstüne’ kitabı
Yayıncı, editör, çevirmen ve eleştirmen Memet Fuat (16 Şubat 1926-19 Aralık 2002) yüz yaşında. “Sözcükler” dergisi, bu yılın ilk sayısında (Ocak-Şubat 2026, sayı: 119) vefa örneği gösterip ‘Mehmet Fuat Dosyası’ açmış, ne güzel. Başkalarının da Memet Fuat için anma yazıları var elbette. “Sözcükler” dergisinde Cevat Çapan, Eray Canberk, Turgay Fişekçi ve Atilla Birkiye’nin söz aldığı ‘dosya’ yazıları, edebiyatın iyi okurlarının ilgisini çekmiş olmalıdır. Dergi yazıları, başka yazıların yolunu açsın ve yol Memet Fuat’ın yazılarına varsın isterim. Benim yolum Eleştiri Üstüne kitabının kapısına ulaştı.
Memet Fuat, edebiyatımızın oldukça üretken bir yazarıdır. Kaç kitabı var, tamı tamına bilemedim doğrusu. Yüz rakamına yaklaştığı söylenen ve pek çok yazarı geride bırakacak sayıyı bilmesem de ne çıkar, okuduklarım benim için birer kazançtır o kadar. Onun hakkında en çok dillendirilen Nazım Hikmet’in üvey çocuğu olduğudur. Cezaevindeki üvey babanın, “sanat konularında hayli bilgisiz bir gence” yazdığı mektuplar, sonu hatırı sayılır eleştirmenliğe varacak yolun ilk habercisidir. “Demek istediğim şu: kitapları sadece kitap oldukları için değil, hayatın bir parçası olarak oku ve hayatı doğru aksettirebildikleri derecede değerlendir. Kitapla hayatı bir birinden ayırma.” uyarısı, eleştirmen olacak gencin kulağına küpedir. İyi öğrenciliğine yakın tanıklıklarını da ekleyen Memet Fuat, edebiyatın kayıtlarına geçecek Nazım Hikmet yazıları yazdı.
Eleştirmen Memet Fuat hakkında az bilinenin ise 70’lerin ortasında başlayan on yılında voleybol antrenörlüğü yapmış olmasıdır. Öyle ya ‘İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’ mezunu Memet Fuat’ın ne işi var bu işlerde diyebiliriz. Hayat bu, seçimlerimizin her biri kendi isteğimizle olmuyor ne yazık ki. Voleybol antrenörlüğü de ideoloji ile estetik arasına iyice sıkışıp kalan eleştirmen Memet Fuat’ın, sözünün değersizleştiğini gördüğü ortamdan bir süreliğine demir almak hamlesidir belki de.
Edebiyat ortamında, Türkiye’nin çalkantılı yılları 1960’lardan bu yana yayıncı/editör ve eleştirmen Memet Fuat adının; De Yayınevi, Yeni Dergi, Yazko Edebiyat, Adam Yayınları ve Adam Sanat dergisi ile anıldığını edebiyatın ilgili okurları biliyordur. Onun çevirmenliğini, aldığı ödülleri ve adına ödüllerin verildiğini de elbette.
Benim Memet Fuat ile hayli geç olan tanışmam Adam Yayınları aracılığıyla olmalıdır. Yayın evinin bendeki ilk kitabı Latife Tekin’in Mart 1986’da yayımlanan Gece Dersleri romanıdır. Baskı tarihindeki ‘ay’ bilgisini özellikle verdim çükü romanın ilk baskısı Ocak 1986’da yapılmıştı. (Bu arada; yayıncısı anılırken Gece Dersleri romanı kırkıncı yılında yazarıyla konuşulsun isterim. Türkiye, ideoloji-edebiyat geriliminde nereden nereye gelmiş, görelim. Burada yayımlanan, “Latife Tekin ile 35 yıl önceki görüşme: 12 Eylül sonrası ‘ezik’ ve ‘yenilmiş’ kesimde ‘roman’ yazarak küllerinden doğmak” yazımda, şöyle bir değinmiştim konuya. Vaktiyle bir salonda dinlediğim Latife Tekin’e, ‘80 Darbesi’ sonrasını konu edinen romanlarla ilgili yazımdaki Gece Dersleri bölümünü gösterdim. Sanki, ‘mazi’ dercesine şöyle bir gülümseyerek baktı bilgece.) İlk kez Adam Yayınları’nın bastığı önemli bir kitabı, E. M. Forster’ın Roman Sanatı (1982, 1985 ve 2001) kitabını edinmiştim ancak edebiyatsever bir dostum kitabı kendisinde unuttu. Sonraki yıllarda kitabı bir başka yayın evi (Milenyum) yayımladı, çok da iyi etti. Memet Fuat bende biraz da “Adam Sanat” dergisidir diyebilirim, bir yıldan fazla almışlığım vardır dergiyi.
Eleştiri Üstüne, ilk kez yazarının ölümünün hemen öncesinde (2001) Adam Yayınları kitabı olarak basılmıştı. Yıllar sonra YKY, kitabı yeniden basarak (2014) edebiyatın okuruyla buluşturdu. Ben de öncekini göremedim, YKY’nin kitabını okudum. Kitabın ilk yazısı yedi maddelik “Eleştiri Üzerine Notlar” (Yeryüzü, 1 Aralık 1951), sonuncusu da kitap yazılarının genel değerlendirmesi niteliğindeki “Anımsatmalar” başlıklı tarihsiz özetleme yazısı. Asıl yazılar kitabı, “Yaşadığımız Nedir?” (Adam Sanat, Şubat 1999) yazısıyla sonlanmıştır. Bu demektir ki Eleştiri Üstüne, elli yıllın yazılarından oluşturulmuş kitaptır.
Memet Fuat, Ocak 2001 tarihli mütevazı ‘sunu’ yazısıyla eleştiri hakkında “çok sayıda tartışma yazısı” ile karşılaşacağımız kitabında kendi eleştiri anlayışını açıklarken “Türkiye’de eleştirmen yok!” diyenleri de bir güzel paylamış. Yazılarında “bilimsel eleştiriye yönelişi” desteklemiş olsa bile kendisi, “yaratıcılık sürecindeki önemli yeri” gerekçesiyle “öznel eleştiri” yanlısıdır. Eleştiri yazılarında “hiçbir yöntemi üstün görmeyen, her yöntemin uygulanmasından bir şeyler uman, çok sesliliği savunan bir anlayıştan yana” olduğunu söyleyen Memet Fuat için eleştiri de bir tür “sanat” bilinmelidir. Bu kısacık ‘sunu’ yazısıyla ilgili çıkarımımı belirtmeliyim. Eleştiri Üstüne kitabının, eleştirinin amacıyla yöntem ve sınırlarını ustalıkla belirlemiş yazılardan oluşmasına benzer biçimde mütevazı ‘sunu’ yazısı da Memet Fuat’ın eleştirmenliğini benzer biçimde belirlemiştir. Kurmaca metinlere özgü ‘yazarın söylediklerinden onun söyleyemediklerini anlayabilmek gerekir’ belirlemesini ‘sunu’ yazısı için de geçerli görüyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “bazı siyasi kanaatleri olan bir herhangi adam gibi değil” sözüyle dönemine etkisini vurgulamaya çalıştığı Namık Kemal benzeri, Memet Fuat’ın da Türkiye’nin çalkantılı dönemi 1960’lardan sonra ‘dergilerde, kitaplar hakkında yazıları yayımlanan herhangi bir eleştirmen’ olmadığını, bileni biliyordur.
Memet Fuat, biraz bol kesim özgürlük giysisi ‘1961 Anayasası’ sonrasının canlanan kültür ortamında ‘Marksist Eleştiri’ anlayışını öncelemiş bir isimdir. Dönemin okumuş yazmışlarının bir tür Zeus’tan ateşi çalıp halka veren Prometheus sayıldığı bu yolda Memet Fuat yalnız değildir elbette. Attila İlhan, Asım Bezirci, Fethi Naci vb. isimler de aynı eleştiri anlayışından yanadırlar. Ne var ki edebiyat metninin ‘estetik’ yönüne itibar eden eleştirmen Memet Fuat, ideolojik kaygılarını paylaştığı çevresindekilerce benimsenmiş “toplumcu gerçekçilik” ilkesinin, edebiyat metninde ‘toplumcu/ideolojik’ tezini onaylamaz. Marksist Eleştiri anlayışını benimsemişken edebiyat yazarının özgürlüğünden yana tavır koyarak eleştirisinde estetik ölçüyü öncelemiş Memet Fuat, bu ısrarının bedelini hiç olmazsa açıkça eleştirilmek ve yalnız bırakılmakla ödemiş olsa da çizgisini değiştirmemiştir. Faşist Ezra Pound’un kitabını, estetik kaygıyı önemseyerek yayınlayınca Asım Bezirci ile tartışmaları, sözünü ettiğim bu estetik-toplum karşıtlığının somutlaşan durumudur. Yazdıklarına ve hakkında yazılanlara bakılırsa Memet Fuat, on yıllık voleybol molasından sonra yediden edebiyata/eleştiriye döndüğünde öncesine göre daha ‘toplumcu’ bir eleştirmendir ve metni önceleyerek toplumu göz ardı edenleri -Enis Batur, Yıldız Ecevit vb.- bu kez kendisi eleştirir. Edebiyatın değişik kaynaklarından edinebileceğimiz bilgileri içeren bu bir paragraflık derlemem, Eleştiri Üstüne kitabının ‘sunu’ yazısıyla diğer yazılarının anlaşılmasına kolaylık içindir, yoksa açıkça söyleyeyim, konu beni aşar ve bu anma yazısının hacmine de sığmaz.
Memet Fuat’ın ilk maddesi: “Benim bildiğim kadarı, eleştirinin iki amacı vardır: 1. Sanat yapıtını okuyucuya, dinleyiciye, izleyiciye yakınlaştırmak, açıklamak, daha kolay anlaşılır kılmak; 2. Sanatçıya yol göstermek. Eleştiri bu iki amaçtan birine yönelir, yönelmelidir, yoksa eleştiri olmaz. Bizdekilere ne denir bilmem.” Açık ve net! Eleştirinin tartışılması, maddelerin ardından “Eleştirinin ‘L’si” ile başlıyor. Perde, yazısına “eleştirmen yokluğundan ikide bir nasıl yanıp yakıldığımızı anlatarak” başlayan Attila İlhan ile açılmış. Eleştiride iki amacın gerçekleşmesi sanıldığınca kolay değil, bilelim. “Yaşadığımız dünyada iyi ile kötü bir arada ortaya sürülüyor. Neyin değerli, neyin değersiz olduğunu kestirmek çok güç. Sanatlar için de durum aynı. Bir sürü yapıt koyuyorlar önümüze, hangisi iyi, niçin iyi, bilemez olduk. Halkın iyiyi kötüden ayıran sezgi gücüne ne kadar güvenirsek güvenelim, gene de bu böyle. Alışmak denen şey var çünkü. İnsan kötü sanata da alışıp ısınabiliyor. Giderek iyisine direnmeye başlıyor. Kısacası, eleştirmenin değerlendirme işi çok, pek çok önemli. Her türlü ‘kötü’ye karşı sanat yapıtını ancak o koruyabilir.” Nasıl ki “yaratıcılık suyun bir kaynaktan akışı gibi gürül gürül olagelen bir iş değil” ise eleştiri de aynen öyledir, yoksa “ ‘eleştirmen’im demek kolay mı!” Eleştiri Üstüne yazıları bu minval üzere okunabilir.
“Bana sorarsanız, memleketimizde sağlam bir eleştiri geleneğinin kurulmasını isteyenler önce parası çok, aklı kıt bir yayımcı bulmalılar” önerisi, önerildiği 15 Şubat 1960’ta kaldı gibi. Mehmet Fuat’ın edebiyat dergileri kaygısı bugün için de geçerli, üstüne üstlük, kaygı her geçen gün daha da büyüdü. Ömrünü yayıncılığa adamış eleştirmenin, dört başı mamur eleştiri yazılarının okurla buluşabilmesi için eleştirmene/yazara sayfa sayısı dayatmayan dergi önerisini ben de onaylıyorum ya ne çare. Bırakınız çok sayfayı, edebiyat dergileri kapanıyor.
Biri eline kalemi alıp, ya da daktilonun başına oturup bir şeyler yazıyor. Birileri de o yazılanları okuyor.
Hepsi bu kadar…” Bakınız, özlü söz gibi yazarlık tanımı, ne güzel. Ancak yazılan “bir şeyler” var ya asıl sorun onlarda. O yazılan “bir şeyler” nedir, nasıl ve ne için yazıldılar abaca? Önünde yazılı “bir şeyler” olan okur, onları hangi amaçla ve nasıl okur acaba? Buradan, Memet Fuat’ın birinci maddesine dönersek eleştirinin iki amacı tam da bu soruların cevabındadır.
Eleştiri Üstüne, edebiyat eleştirimizin tarihi değil ancak kitabın yazıları eleştirimizin 1960 sonrası seyrini görmemize olanak sağlıyor. Yazılarını pek çok isimle ilişkilendiren Memet Fuat, Türkiye’de edebiyat eleştirisinin varlığını kabul ediyor. Onun yazılarından anlaşılan, sanat eserlerine yönelik yeni bir sanat/yaratıcılık saydığı eleştirinin sonuçta bir değerlendirme olduğudur. Edebiyatın sanat metinlerini değerlendiren eleştirmenin yaklaşımı öznel yargılar içerebilir ancak okura ve sanatçıya dönük iki ayrı yönü olan değerlendirme, kendi içinde bir ölçüye dayanmalıdır. Eleştirmen, eleştiri ölçüsüne bağlı kaldıkça kendi itibarını koruyacaktır. Edebiyat atmosferinin üç önemli ögesi; yazar, eser ve okur olarak bilinir, öyledir de. Eleştirmen Memet Fuat, elli yıllık zamanın yazılarıyla ‘eleştiri’ ekseninde işleyen bir edebiyat ortamını öneriyor. Kitabın yazıları, dönemin edebiyatının canlılığını da gösteriyor. Memet Fuat, eleştirmen kimliğiyle anıldığında söze, Eleştiri Üstüne kitabıyla başlanmalıdır.
