menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

10 yıl sonra Ahmet Oktay: edebiyatımızın ‘üretken’ Marksist kalemi

37 0
01.03.2026

Doğduğumda “Yeni İstanbul” gazetesinin Ankara muhabiri olan Ahmet Oktay (1933- 3 Mart 2016) hakkında ben ne yazabilirim? Yazım için klavyenin başına geçince tedirginliğim buydu. Şair Ahmet Oktay’ın, sayıları iki elin parmaklarına ulaşan şiir kitabı yayımlanmış oysa onun şiirini ölçecek şiir bilgim yok benim. Şair, eleştirmen, deneme yazarı ve edebiyat tarihçisi Ahmet Oktay, edebiyat anlayışını Marksist felsefeyle biçimlendirmişken bende öyle Marksizm bilgisi de yok. Bu iki eksiğime karşılık var olan bir şeyimi de açıkça söylemem gerekir: Kendisini biraz geç okusam da Ahmet Oktay’ın yazdıklarından çokça yararlandım ve yararlanıyorum. Bu yazım, on yıl sonrasının kendimce bir vefa yazısıdır, başka bir şey değil.

Üretkenliğine imrendiğim Oktay’ın, sayıları elliyi bulmuş kitaplarından birkaçı önümde duruyor, bazıları masamda bazıları ekranımda. Basım tarihlerine dahi bakmadığım kitaplar:  Bir Arayış’ın Yazıları Bir Yazı’nın Arayışları, Yazılanla Okunan, Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları, Sanat ve Siyaset, Türkiye’de Popüler Kültür, Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı: 1923-1950, İnsan Yazar Kitap, Söz Acıda Sınandı, Entelektüel Tereddüt, Emperyalizm, Roman ve Eleştiri… Belirtmemde yarar var, “Bütün Yapıtlarına Doğru” dizisinden çıkan Emperyalizm, Roman ve Eleştiri kitabının içinde 1. Kitap. “Kuramsal Çerçeve Oluşturmak” sonrasındaki 2, 3 ve 4. kitaplar; Romanımıza Ne Oldu?, Anlatılanların Aynası ve Şeytan, Melek, Soytarı, vaktiyle ayrı birer kitap olarak yayımlanmıştı.

Adlarından söz ettiğim, sayıları iki elin parmaklarına varmış bendeki kitapların her birinden ‘kısaca’ söz etsem buradaki alanım yetmez. Her bir kitaptan birer paragraf alsam hangilerini dışarıda bırakacağıma karar veremem. Neyse bunlara gerek de yok, isteyen kitaplara da bakabilir kitaplar için yazılanlara da. Ben, kitaplarla sözleşeyim istedim.

Arka kapağında “Kara bir yüzyıla kara şiirler” yazılı Söz Acıda Sınandı; şiir mi, mensur şiir mi yoksa toplumsal tarih mi pek kestiremedim açıkçası. Kitabı, “Bir kalem yontun, bir kalem yontun/ Makinaya bağlanacak kalpler için” dizeleriyle tamamlayınca yazımın başlarındaki iki eksiğimi açık seçik gördüm. Başkaları da vardır ya Mehmet Yılmaz, Ahmet Oktay Şiiri (2015) adlı kitabı yazmış, ilgilileri bakabilir.

Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı kitabına ilkin Ahmet Hamdi Tanpınar için başvurmuştum. Kültür Bakanlığının 1300 sayfalık bu kitabında Tanpınar için otuz sayfa ayırmış Oktay. Kitabı için “edebiyat tarihine özgü çizgiler taşıyor olsa bile, bir Edebiyat Tarihi değildir” diyen Oktay, üçüncü bölüme açıklık getiriyor: “Yazarları kapsayan ve soyadına göre düzenlenmiş bölümün alfabetik/ansiklopedik niteliğine rağmen, bu kitap bir Yazarlar/Şairler Sözlüğü de değildir. Kitap çıkarmış birçok kişi bu kitaba gir(e)memiştir. Niyetler ve hevesleri dikkate almak, kitabın oylumunu inanılmaz boyutlara ulaştırabilirdi.” Buradaki seçim titizliğini göstermek istedim. “İmparatorluk’tan Cumhuriyet ve Demokrasiye” başlığıyla açılan kitabın ilk bölümü: “Edebiyatın Arka Alanı” ki Oktay’ı kişisel görüşleriyle burada görmek mümkün. Kitap için şu değerlendirme önemli: “Ben her kesimde; özellikle profesyonellerin dünyasında; tutucu, liberal ve solcu söylemler bağlamında, yazınsal değerleri karşılıklı olarak kabul edilmiş, zamanlarında etkileri olmuş, genç kuşaklarda iz bırakmış ve yazmayı, Enis Batur’un sözleriyle: “kendilerine yuva edinmiş” kişileri gözönünde bulundurdum. Bunun dışında hiçbir önyargım, önkabulüm ve önseçimim olmadı.” Edebiyat ilgilisinin başvuru kitabını bileni biliyordur.

Bir Arayış’ın Yazıları Bir Yazı’nın Arayışları, “Ne doğruyu söylemekten, ne de yanılmaktan korkuyor bu yazılar. Hangi arayan yanılmadı ve hangi kişisel söz zaman zaman yalpalamadı? Bir süreçtir bilginin edinilmesi. Bu süreçte başlangıç ilkelerime, tarihî ve diyalektik maddeciliğe bağlı kalmaya, bu bağlam içinde tutarlı bir bütünlük edinmeye çalıştım (çalışıyorum).” açıklamasıyla yola çıkıyor.  Kitabın, “yazmak” değil de “yazı” vurgulu ilk yazısı “Yazı Bir Kurtuluştur”, benim de dönüp dönüp okuyacağım iddialı bir yazı. İki cümleyi alıyorum yazıdan: “Yazı, benim ve ötekinin dünyada oluşu üzerine sürekli bir sorgulamadır. Gerçeği arama, zorunluluktan kurtulma yolunda kışkırtır ve bu yüzden kovalanır yazı-söz.” Kitabın; Tanpınar, Nazım Hikmet, şiir ve toplumculuk, mitos, yabancılaşma benzeri yazıları var ama ilk yayımlandığı 1970’te dikkat çekmiş olan “Osmanlı Toplumu ve Edebiyat” yazısı yeniden tartışılacak olsa bile yeniden okunmalıdır. Yazıyı okurken Kemal Karpat’ın Osmanlıdan Günümüze Edebiyat ve Toplum kitabı da olsun elimizde, ne zarar.

Oktay’ın, “Yazara ve yapıta duyduğum saygının ürünü bu kitap.” cümlesiyle açılan Yazılanla Okunan, arka kapak yazısında şöyle tanıtılıyor: “Yazılanla Okunan, adından da hemen anlaşılabileceği gibi, okuma sorununu öne çıkaran yazılarını kapsıyor Ahmet Oktay’ın. Yazar, ele aldığı kitapların anlamsal yapısı’nı çözümlemeyi amaçlıyor. Bu yüzden de, ‘iyi’ ya da ‘kötü’ gibi doğrudan değer yargılarından bilerek uzak durmayı seçiyor. Hiç kuşkusuz, bu ‘uzak durma’, yapıtlar karşısında tavır alınmadığı anlamına gelmiyor.” Açık ve net tanıtım cümleleri. “Anlatılar” başlıklı ilk bölümün ilk iki yazısının adı, muhatabını bulur. Adalet Ağaoğlu’nun Yaz Sonu romanını çözümleyen “Anlatmak: Yaşam Üzerine Uydurmanın Yolları” ve Selim İleri’nin Yaşarken ve Ölürken romanını konu edinen “Yalanla Gerçek: Anlatının İki Yüzü.” Kitabın “Şiirler” başlıklı ikinci bölümündeki yazılar, şiir ilgililerinin gözünden kaçmamıştır umarım. “Kaçış ve Katlanış” yazısı, A. İlhan’la B. Necatigil’de kentin ve kent bireyinin alımlanmasını anlatıyor. Edip Cansever ile Oktay Rifat yazları da var orada. Ahmet Oktay’ın, “Resmi İdeoloji Tarafından Dışlanan, Yazınsal iktidarı Dışlayan Bir Şair: Sezai Karakoç” yazısını Marksist olmayan edebiyat ilgilileri de okusun isterim.

Dört bölümlük, oldukça hacimli İnsan Yazar Kitap, adının açılımı çok sayıdaki yazıdan oluşuyor. Edebiyatın ilgisiyle ‘deneme’ okumak isteyen birisi bu seçimini Ahmet Oktay’dan yana kullanmak isterse İnsan Yazar Kitap, uygun bir seçimdir bana kalırsa. Edebiyatımızda ‘deneme’ bahsi açıldığında Nurullah Ataç, Sabahattin Eyuboğlu, Suut Kemal Yetkin, Nermi Uygur vb. adlar yanına bu kitabıyla Ahmet Oktay da eklenmelidir.  1995’te basılan kitabın “sunuş yazısının ilk paragrafını önerime kanıt sayıyorum: “İnsan, Yazar, Kitap, adının da hemen ortaya koyduğu gibi, hem doğrudan benimle ilgili hem de okurlar ve onların okuduğu, okumadığı kitaplarla. Benimle ilgili; Milliyet’te yayımlanmış yazılarımı, başka gazetelerde ve dergilerde çıkmış konuşmalarımı ve makalelerimi bir araya getiriyor. Bazı kalem tartışmalarımı da. Böylece, beni izlemiş olan okur da merak edebilecek okur da bir toplamla karşı karşıya. Kuşkusuz, başka kitaplarım var bir toplam ortaya koyan. Ama İnsan, Yazar, Kitap hem ilgi alanlarımı ortaya koyuyor daha öncekiler gibi, hem de onlardan farklı olarak, benim evrim yolumu sergiliyor.”

Bana, ‘Ahmet Oktay’ın adı hangi kitabı ile anılmalıdır’ türünden bir soru sorulsa Türkiye’de Popüler Kültür ile derdim herhalde. Benim çokça yararlandığım bir kitap olmasa da bu böyledir. 1993’te YKY’den çıkan kitap, sonraları başka yayın evlerince yayımlandı. Bu yazımı yazarken bir sanal sahafta YKY kitabının 50 lira olduğunu gördüm, sudan ucuz. Bizde popüler kültürü eleştiren çok, anlatan pek fazla değil gibidir. Ünsal Oskay’dan sonra benim aklıma gelen isim Ahmet Oktay’dır. Kitabının “İkinci Baskı İçin” yazısına, “Türkiye’de Popüler Kültür, bir gereksinimi karşıladığını ve ilgi çekici sorunlara dokunduğunu ikinci baskıya ulaşarak kanıtladı. Bu tür kuramsal yanı ağır basan kitapların çoğu böylesine talihli olmuyor.” cümleleriyle başlayan Oktay bir gerçeği söylemiş. Dokuz bölümlük kitabın “Kuramsal Çerçeve “başlıklı ilk bölümündeki üç yazı, ayrı basımla çoğaltılsın isterdim.

Elimdeki 2003 baskılı, geniş oylumlu Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları, ilk kez 1986’da yayımlanmış. Mütevazı girişle açılıyor kitap: “Bilinmeyen, çok yeni şeyler söyleyen bir kitap değil bu. Alt başlığından hemen anlaşılabileceği gibi, Toplumcu Gerçekçiliğin dününü ve bugününü panoramik olarak görmeye çalışıyor.” Ne çok bilgiyi ve ismi (yazar, kitap, dergi) içeren yirmi sekiz sayfalık “Giriş” yazısını, “Genç kuşakların büyük bölümüne hiçbir şey anlatmayabilir bu adlar. Gelgelelim, geçmişi kuranlar onlardır ve geçmişin bilinmesinde sayısız yarar vardır.” sözleriyle kapatıyor Oktay.  “Kuramın Anavatanında” başlıklı ilk bölüm, zamanında ve sonrasında çokça tartışılmış, estetik beğeniyi öteleyen ideolojik kaygılı “toplumcu gerçekçi edebiyat” için kuramsal bilgiler de veriyor. Yakınlarda okuduğum Yugoslav eleştirmen Dubravka Ugresiç, Okumadığınız İçin Teşekkürler (2014; çev. Gökçe Metin) kitabında, kişisel tanıklığıyla bu ideolojik/toplumcu edebiyatı hayli eleştiriyor, belirteyim. İlgilileri, Oktay’ın kitabından Cumhuriyet öncesinin kültürel ortamıyla Cumhuriyet dönemimin edebiyatını ve dergilerini ayrıntılarıyla öğrenebilir. Söz açılmışken genç akademisyen İlker İşler’in, Emek, İdeoloji ve Sanat& Türk Edebiyatında Toplumcu Gerçekçi Roman (1930-1960) kitabının da adını vereyim.

Emperyalizm, Roman ve Eleştiri, söylediğim gibi dört kitaplık bir kitap. Dördüncü kitap Melek, Şeytan, Soytarı, Selim İleri’nin romancılığıdır, bileni biliyor. İlk üç kitabın odağına, kuramsal yazıları ve örnek incelemeleriyle baştan sona ‘roman’ yerleşmiştir. “Kuramsal Çerçeve” yazılarının ilk kez burada kitaplaştığını da belirteyim. Bir külliyat sayılacak kitabının “sunuş” yazısında “Türk Solu’nun içinde büyüdüm, o düşünce içinde biçimlendim ve orada kaldım.” diyen Oktay, bu açık sözlülüğüyle roman türüne ve romanlara bakış açısını da belirlemiş görünür. Onun roman yazılarını okuyanlar, “Taraf olmadım değil, oldum, hâlâ da tarafım. Bitaraflık, her zaman ikiyüzlü görünmüştür bana. Herkes bir yere sahiptir. Bir yer’den konuşur, oraya aittir. Ama bir topos’a sahip oluş, yazarı bir mümin yapmaz.” açıklamasını göz ardı etmemelidir. Kitap, gündeminde ‘roman’ olanların kitabıdır.

Sanat ve Siyaset, ‘edebiyat-iktidar’ yazılarım için beni Ahmet Oktay ile buluşturan kitaptır. İlk kez 1993’te yayımlanan kitabın, bendeki “genişletilmiş ve yeniden düzenlenmiş” baskısı 2004’te yapılmış. Aydınlatıcı ve üstelik de kışkırtıcı yazılar var kitapta. Yazımın başında, ‘bende öyle Marksizm bilgisi yok’ sözümle yetersizliğimi belirtmemde bu kitabın payı önemlidir. Kendisini sol/sosyalist çevrede konumlandırmışken bu kitabın “Karşı İdeoloji ve Edebiyat” başlıklı ilk yazısını okumamışların bir özeleştirisi olmalıdır diye düşünüyorum. Aynı biçimiyle eleştirecek olanlar için de gereklidir yazı. Bu minval üzere kitabın -adlarını yazmaya dahi yerim olmayan- diğer yazılarını da önemsiyorum elbette.

Benim için Ahmet Oktay kitabı, edebiyat olduğu kadar düşünce, düşünce olduğu kadar da edebiyat içeren Entelektüel Tereddüt kitabıdır. Elimdeki kitap 2003’teki ilk baskılı, baktım şöyle bir kitabın ikinci baskısı yapılmamış, üzüldüm. Üstüne üstlük, sunuş yazısındaki şu açıklığa karşın çeyrek yüzyıldır ilk baskı: “Entelektüel Tereddüt içinde yer alan yazılar, 1980 sonrası Türkiye’sinin ekonomik, politik, ideolojik ve kültürel çalkantıları bağlamında ve bu Sunuş’ta kısaca değindiğim geçmiş ve şimdi arasındaki ilişkileri anlayabilmek, pasifize edilmiş, siyasetten soğutulmuş okurları yaşanan zamanın olumsuzluklarına bakmaya biraz olsun kışkırtmak amacıyla kaleme alındılar.” 12 Eylül 1980’i, yirmi yaşında karşılamış bir üniversite öğrencisi olarak dönemle ilgili değerlendirmelerinde katıldığım Ahmet Oktay olduğu gibi onaylamadığım Ahmet Oktay da var. Tanığı olduğum zamana dair kaygılarımı İktidarın Gölgesi ve Roman (2022) kitabımın “Öncesi ve Sonrasıyla 12 Eylül 1980” başlıklı son bölümünde incelediğim dört roman üzerinden gösterdim. Entelektüel Tereddüt kitabında derinlikli yazıları var, bu sorgulayıcı yazıların Cumhuriyet romanları üzerinden yazılmış olması kitabın asıl güzelliğidir bence. Kitap, “Tanpınar: Bir Tereddütün Adamı” yazısıyla açılıyor. Türkiye’nin geçmiş-gelecek çatışması listesinin devamındaki tanıdık isimler: Yakup Kadri, Tarık Buğra, Halide Edip, Nahid Sırrı, Peyami Safa, Abdülhak Şinasi, Semiha Ayverdi, Cevat Şakir… Kitap, Türkiye’yi edebiyat üzerinden okuyacaklara önerimdir.

Bu yazım, dört başı mamur bir Ahmet Oktay yazısı olmadı, bunun farkındayım. Tanışıklığım, görüşmüşlüğüm olsaydı anılarımı yazardım oysa kendisiyle bir çay içmişliğim ya da sesleşmişliğim bile olmamış. Tumturaklı anma sözleri yerine okuduğum bir yazardan okuduklarımın sözünü edeyim istedim, belki okumak isteyen başkalarını haberdar etmiş olurum böylece. Evine hediyeleriyle gelenlere verecek bir şeyi olmayışının mahcubiyetiyle konuklarına, ‘azıcık durun, karşınızda geçip biraz oynayıvereyim’ diyen adamın hediyesi gibi bir şey benim yazım da. Var sayınız ki mütevazı bir mekânda Ahmet Oktay konuşmuş olduk.


© T24