menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Devlet aklı’ ve iflas eden siyaset

7 0
05.06.2026

Belki yanılıyorum ama bildiğim odur ki, ‘devlet aklı’ diye çevirip son zamanlarda bir marifetmiş gibi dilimize pelesenk ettiğimiz raison d’état (‘reason of state’) kavramından ilk söz eden (vatan’ kelimesinde olduğu gibi) Namık Kemal’dir.

Bizim ‘vatan şairi’, ‘hürriyet şairi’ diye bildiğimiz, büyük ve gür sesiyle muhteşem mısraların yazarı, Türkiye’de meşrutiyetin yani anayasanın teşekkülü için başını koyan Namık Kemal özünde bir İslamcıydı. Bugün yaşasaydı, evet, bir İslamcı gibi karşılanırdı ve hiç şüphesiz Namık Kemal o özelliğiyle temel bir görüşün sahibiydi: Batıda olan her şey bizde mevcuttur, yüzümüzü dışarıya dönmeye gerek yoktur, yeter ki, şeriata, İslami akaide ve ecdadın umdelerine sadık kalalım. Bunda şaşacak bir şey yok. Namık Kemal’in Slav dünyasındaki bire-bir muadili Dostoyevski idi. O da su katılmamış bir Slavofildi ve Hıristiyanlığa sadık kalmanın yeryüzündeki en büyük sorumluluk olduğunu savunuyordu. O oranda da katı, koyu, karanlık ve sert bir Batı muarızı idi.

Evet, dünya görüşünün dayanakları ve temel önermeleriyle mutabıkızdır, değilizdir, o ayrı mesele ama anayasacılığı, parlamentarizmi savunmasıyla açıkça devrimcilerimiz arasında saymamız gereken Namık Kemalimiz devletin halktan ayrı bir vücudunun bulunamayacağını belirten ve (devletin) ‘kendisine ait hiçbir menfaati olamaz’ dediği İbret’te yayınlanmış makalesinde (sahi, İsmail Kara Hocanın öncülüğünde Latinize edilen Namık Kemal’in Makalât’ının diğer ciltleri ne alemdedir?) devletin ‘bir şahs-ı manevi’ olduğunu söyleyenlere çatıyordu. Bu görüşü savunanları safsata yanlıları diye nitelendiriyordu. Kemal’e göre, bu safsatanın sahipleri ‘taşkınlıklarını’ (tuğyanını) artırmış, neticede, ‘raision d’état yani ıztırar-ı düveli namıyla bir kaide-i faside (sapkın biri ilke)’ meydana getirmişleridir. Napoleon da bu ilke/kavram sayesinde imparator olabilmişti.

(‘Denir bir gün gelir de saye-i feyz-i hamiyette (yurtseverliğin erdemi sayesinde/Kemal’in seng-i kabri (mezar taşı) kalmadıysa namı kalmıştır’ diyordu. Sengi duruyor, Gelibolu’da, gidip gördüm. O zaman yazdığım yazının önerisini burada yineleyeyim: Gelibolululara saygımız sonsuz, onu bugüne kadar bağırlarında sakladıkları için (1888’de vefat etmişti). Üstelik Rumeli’ye ilk çıkan büyük fatihimiz Süleyman Paşa’nın yanında medfun olması ayrıca önemli. Hatta, kabrini büyük şairimiz Tevfik Fikret tasarlamıştır, Abdülhamid Han yaptırmıştır ve rivayet edilir ki, sürgün gittiği Gelibolu’ya ilk vardığında Süleyman Şahın mezarını ve bulunduğu tepeyi görünce yanındaki Ebüzziya Tevfik’e ‘beni, ölürsem buraya defnedin’ demiştir. İnandırıcı değildir, bir rivayettir. Bütün bunlara mukabil ben o mezarın Fikret’in tasarladığı haliyle olduğu gibi İstanbul’a taşınıp mesela Hürriyet-i Ebediye tepesinde Abide-i Hürriyete intikal ettirilmesinden yanayım.)

Gerçekten de ‘raison d’état’nın tam karşılığı Kemal’in getirdiği açıklamadır. ‘Iztırar’, bir şeyi, bir kimseyi, yüksek bir çıkarı korumak, sağlamak........

© T24