menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Cumhuriyet ve Demokrasi Partisi": Yeni bir tabela değil, yeni bir kurucu merkez arayışı

31 0
03.07.2026

Türkiye’nin bugünkü meselesi yalnız iktidar değişimi değil; Cumhuriyet’in demokratik meşruiyetle, demokrasinin de Cumhuriyet’in hukuk ve eşit yurttaşlık zeminiyle yeniden kurulmasıdır.

Cumhuriyet mi, demokrasi mi? Yanlış soru bu

Türkiye siyasetinde bazen bir isim, yalnız bir isim olmaktan çıkar. Bir boşluğu, bir arayışı, bir kırılma anını ve henüz tam söylenmemiş bir ihtiyacı görünür hale getirir. “Cumhuriyet ve Demokrasi Partisi” adı da böyle bir imkân taşıyor. Çünkü bugünün Türkiye’sinde mesele yalnız yeni bir parti kurmak, yeni bir tabela asmak, yeni bir örgütlenme başlatmak değildir. Asıl mesele, uzun süredir birbirinden koparılmış iki siyasal dili, Cumhuriyet ile demokrasiyi, aynı kurucu hatta yerleştirebilmektir.

Türkiye’nin yüzyıllık siyasal gerilimi biraz da yanlış kurulmuş bir sorudan beslendi: Cumhuriyet mi, demokrasi mi? Bir kesim Cumhuriyet’i savundu ama demokrasiyi çoğunlukçuluğun taşkınlığına açık, kontrol edilmesi gereken bir alan gibi gördü. Başka bir kesim demokrasiyi savundu ama Cumhuriyet’in laiklik, hukuk, kadın hakları, yurttaşlık eşitliği ve kamusal devlet anlayışı gibi kazanımlarını yeterince sahiplenmedi. Böylece Cumhuriyet daha çok devletin, kurumların ve kurucu hafızanın diliyle; demokrasi ise sandığın, halk iradesinin ve siyasal değişimin diliyle konuşur hale geldi.

Oysa Türkiye’nin ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan şey Cumhuriyet ile demokrasiyi karşı karşıya getirmek değil, ortak bir siyasal programa dönüştürmektir. Cumhuriyet olmadan demokrasi, kurumsuz çoğunlukçuluğa savrulabilir. Demokrasi olmadan Cumhuriyet ise toplumla arasına mesafe koyan bir devlet fikrine daralabilir.

İsim değil, kurucu hat

“Cumhuriyet ve Demokrasi Partisi” adı, yalnız semantik bir tercih değildir. Doğru kurulursa, bir siyasal onarım programının adı olabilir. Cumhuriyetçi seçmene güven verir; demokrat seçmene alan açar. Laik seçmeni ürkütmez; merkez sağ seçmeni dışlamaz. Kürt seçmene eşit yurttaşlık zemininden konuşma imkânı verir. Genç seçmene ise köksüz bir yenilik değil, demokratik bir gelecek vaadi sunar.

Bu adın gücü, Türkiye siyasetinin iki ana tarihsel damarını aynı kurucu hatta yerleştirmesinden gelir. Bir yandan Cumhuriyet’in kurucu hafızasına, laiklik ve yurttaşlık mirasına, hukuk devleti fikrine ve kamusal devlet anlayışına yaslanır; diğer yandan çok partili hayatın, sandığın, halk iradesinin, yerel demokrasinin ve özgür siyasal rekabetin dilini taşır.

Bu ikisini yan yana getirmek yetmez; onları birbirinin şartı haline getirmek gerekir. Cumhuriyet korunacak bir hatıra değil, demokrasiyle genişletilecek bir siyasal zemindir. Demokrasi de yalnız sandık tekniği değil, Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık ve hukuk zemini üzerinde kurumsallaşması gereken bir kamusal düzendir.

Yeni parti hangi tarihsel boşluğu doldurabilir?

Türkiye’de siyaset üç düzeyde sıkışmış durumda. İktidar alanında uzun yönetim döneminin ürettiği bir kurumsal yorgunluk var. Hukuk devleti, ekonomi, liyakat, kurumlar ve toplumsal güven alanlarında biriken aşınma, yalnız muhalif seçmenin değil, iktidar seçmeninin de gündelik hayatında hissediliyor.

Muhalefet alanında ise 2024 yerel seçim başarısına rağmen CHP’nin kendi içindeki meşruiyet tartışmaları ve yargı süreçleri siyasetin yönünü bulanıklaştırıyor. Seçmen psikolojisinde ise değişim isteği ile kaos korkusu aynı anda çalışıyor. Seçmen iktidardan yorulmuş durumda; ama muhalefetin dağılmasından da kaygı duyuyor.

İşte “Cumhuriyet ve Demokrasi Partisi” fikri tam bu boşluğa yerleşebilir. Ne yalnız sol parti, ne yalnız merkez parti, ne yalnız mağduriyet partisi, ne yalnız seçim aparatı. Doğru kurulursa, Cumhuriyetçi-demokrat bir normalleşme hareketi olabilir.

Seçmen haritası: Yeni parti kimlere konuşmalı?

Yeni partinin başarısı yalnız CHP tabanını ne ölçüde taşıyacağıyla değil, CHP sınırını ne ölçüde aşabileceğiyle ölçülür. CHP’nin çekirdek seçmeni için “Cumhuriyet” kelimesi vazgeçilmezdir. Bu seçmen Atatürkçü, laik, Cumhuriyetçi, kentli, eğitimli, kadınların güçlü temsil edildiği geniş bir dünyadır. Yeni parti bu seçmene şunu söylemek zorundadır: Biz köksüz bir macera değiliz; Cumhuriyet’in tarihsel mirasını inkâr etmiyoruz, onu demokratik meşruiyetle geleceğe taşıyoruz.

Ama yalnız bu seçmene konuşmak yetmez. 2024 yerel seçimlerinde CHP’ye yönelen ama kendisini klasik CHP seçmeni saymayan merkez seçmen de belirleyicidir. Bu seçmen ideolojik aidiyetten çok yönetim performansına bakar. İstanbul, Ankara, Mersin, Adana, Antalya, Balıkesir, Bursa ve diğer büyükşehirlerde yerel yönetim başarısı, bu seçmen için parti kimliğinden daha ikna edici hale gelmiştir.

Merkez sağdan kopmuş seçmen için de aynı hassasiyet geçerlidir. Eski........

© T24