Tavşanlar geçerken kaplumbağa kalmak
Sevgili okurlarım!
Bu yazıyı tam 50. yaş günümde kaleme alıyorum, 3 gün sonra yayınlanmak üzere.
Şöyle bir sanat haberlerine, yaşadığınız şehirlerin ve dünya başkentlerinin etkinlik rehberlerine baktığınızda neler görüyorsunuz? Hangi isimler öne çıkıyor? Yaşayan sanatçılardan hangileri en çok anılıyor, ölmüşlerden hangileri?
100 yıl önce, 200 yıl önce bu durum nasıldı dersiniz?
Indiana Üniversitesi'ndeki kompozisyon (bestecilik) öğretmenlerimden birisi çağımızın en önemli orkestrasyon kitaplarından birinin yazarı olan Samuel Adler'di. Çok sağlam bir müzik kültürü ve tarih bilgisi vardı. Bir sohbetimizde demişti ki "1800'lerin başında sokakta yürüyen adama sorsan, en büyük besteci kim, nesiller boyu unutulmayacak olan kim, diye, muhtemelen Hummel cevabını verirdi, Beethoven değil." Oysa bugün Hummel, ancak unutulmaya yüz tutmuş olanı yaşatma çabasına giren sanatçıların ve ender olana ilgi duyan dinleyicilerin bildiği bir isim. Çağdaşı Beethoven ise, 1800'lerin sokaktaki adamını yanıltmış, mücadele içinde yaşayıp öldükten sonra bugün çağdaşlarını fersah fersah sollayıp geçmiş bir anıt olarak karşımızda duruyor. Öyle ki NASA'nın, bir ihtimal evrende başka akıllı canlılar varsa, hasbelkader rastlarlarsa medeniyetimiz hakkında fikir sahibi olsunlar diye 1977'de uzaya yolladığı altın plakta Hummel değil, Beethoven vardı. Bugün müzik okullarının koridorlarında Hummel'in değil, Beethoven'in büstü var.
Müzik tarihi bu tip örneklerle doludur. Bach, Mozart, Schubert... Hepsinin yaşarken kendinden daha ünlü ve rahatı yerinde çağdaşları vardı; bunlar yaşarken şöhreti ve başarıyı tatmış, fakat bugün ancak Adler gibi bir ayaklı kütüphaneye, veya yapay zekaya sorarak öğrenebileceğiniz silik isimler.
Aynı şekilde, bugün konserlerini binlerin, yüzbinlerin doldurduğu sanatçılarla, damı akan evinde oturan sanatçıların pozisyonunun gelecekte ne olacağını zaman gösterecek.
...
10 yaşımdan beri hayatımın anlamı addettiğim iki büyük "K" vardır: Kadın ve Kariyer. İlk K'yı, pek çok denemeden, yanılmadan, uzun acılardan ve geçici zevklerden sonra buldum. Çok şükür, kadınım, Naz'ım yanımda. Fakat ikinci K için mücadelem halen sürüyor. Bugün 50 yaşıma giriyorum, ve halen doğru dürüst tezgahını kurabilmiş bir sanatçı değilim. 50 yaşında dükkan açamamış, sürdürülebilir bir düzen kuramamış kaç kişi tanıyorsunuz?
İnsan okulunu bitirdikten sonra iyi kötü bir işe girer, belki birkaç kez iş değiştirir, zamanla yükselir. Yatırımcı olacaksa, kendi işini kuracaksa belki bir süre tökezler, sonra bir dikiş tutturur. Benim çevremde ve dünyada gördüğüm 50 yaşına gelmiş çoğu insan düzenini kurmuş durumda. Elbette o noktadan sonra da yükselip daha güzel yerlere gelme ihtimalleri var, ama hiç değilse bir dala tutunmuş durumdalar.
Bense hayal ettiğim yolun yarısını, hatta dörtte birini bile kat edebilmiş değilim. İyimser olup dörtte birini kat ettiğimi varsaysak, yola bu hızla devam edeceksem, 150 yıl daha yaşamam gerekir, "gözüm arkada kalmadan" ölebilmem için.
Oysa sahip olduğum müzikal yetilere ve yarattıklarıma bakarak, benim yetilerimin ve yaratılarımın onda birine sahip olduğu halde genç yaşta zirveye çıkan meslektaşlarımla kendimi kıyasladığımda, 20'li yaşlarımın ortasında geldiğimde ünlü bir müzisyen olabileceğimi sanmıştım.
Öyle........
