Tüm zamanların seçeneği: Ahlak mı güç mü?
Şaşırmak iyidir. Bırakın biraz şaşıralım.
Hemen en akıllı pozunuzla karşımıza geçip “Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin kendi çıkarları doğrultusunda iktidarla anlaştığını, ilerde daha da beterlerini göreceğimizi” anlatmaya başlamayın.
Şaşırmak her zaman bizim aptallığımızı göstermiyor; bu duygunun içinde sorgulama, kıyaslama, tepki, kınama, hatta direniş bile gizli olabilir.
Elbette şu konuda haksız değilsiniz: Hayal kırıklığı vurgusuna tutkuyla bağlanmamızın, kendimizi müzmin kara sevdalılar misali kedere ve umutsuzluğa teslim edip dövünmemizin bir faydası yok.
Hayal kırıklıkları hayat boyu bir yandan bizi yıpratır, diğer yandan da yetiştirir, güçlendirir.
“Güçlendirir” dedim de durdum: Nasıl bir “güçlenme” olur bu?
Ahlaki anlamda güçlenme, doğru ve iyi olanı yapma potansiyelinin artması mı?
Yoksa gerektiğinde başkalarını ezen ve/veya ezenlerin yanında yer alan, empati ve vicdandan arınmış bir güçlenme mi?
Bütün mesele sadece bugünkü berbat “butlan senaryosu” ile safların bir kez daha dalgalanması değil.
Ahlakın ya da gücün yanında olmak, tüm zamanlarında hepimizin gündemine gelen bir seçenektir.
Evde, okulda, işyerinde, her türlü organizasyonda ve ülkede…
Bazen doğru olanı seçip sesimizi çıkarırız, sonra da çoğunlukla bedelini öderiz…
Bazen de (hatta çoğu kez de) suskun bir tarzda boyun eğeriz…
Suskun teslimiyetlerin çok fazla çeşidi vardır. Bunlardan biriyle Nâzım Hikmet vaktiyle, “Koyun gibisin” diye başlayan şiirinde ustaca dalga geçmişti: “Ve âdeta mağrur koşarsın salhaneye…”
Ahlak, güç karşısında geriliyor
İyilik ve kötülük kavramları her zaman masallardaki gibi çıplak haliyle çıkmaz karşımıza.
Mesela, sen, bu satırların okuru, iyi bir........
