Silivri izlenimleri: İmamoğlu’nun bir günü, 55 yılı, 2430 yılı…
Silivri’deki duruşma salonunun seyircilere uzak bir yerinden, sanıklar sanki yer altından çıkıyor.
Merdivenlerin son basamaklarında önce başlarını, sonra gövdelerini görüyoruz.
Hemen geriye bakıyorlar. Seyirci bölümüne doğru. Ve gülümseyerek el sallıyorlar.
Biliyorlar ki sevdikleri, yakınları orada.
Seyirci sıralarından ise alkış ve slogan gibi toplu tepkilerin dışında tek tek sesler çıkmaya başlıyor.
Silivri tutsaklarının isimlerini haykırıyorlar.
Kimi “abi” ve “abla” diye ekliyor ismin sonuna.
Kimi sevgisini dile getirerek çınlatıyor salonu.
Babasına ve annesine seslenenler de var.
Bir kadın sesi benim kulağımda hepsini bastırıyor:
“Yavruuummm… Kendine iyi bak, anneciiimmm.”
Sesin sahibini görmeye çalışıyorum. Bir anne. Güçlü görünmeye, kendisini salondan ayıran metal sınırlara dayanmaya çalışıyor.
Seyircilerin bir kısmının gözleri doluyor…
Hem gözleri dolu hem de gülümseyerek el sallayan insanlar var yanı başımızda.
Bu da 15 aylık “yargı süreci”nin önemli bir boyutu.
Tutukluların yakınları da peşinen cezalandırılmış.
Şehrin bir ucundaki Silivri’ye gelerek uzaktan da olsa sevdiklerini görüp onlara yalnız olmadıklarını, unutulmadıklarını göstermeyi görev saymışlar.
Her şey bu “kavuşma” anı için.
Ya da “kavuşamama”…
Kim bilir bu “özgür” insanlar neler yaşıyor 15 aydır!
Ya tutuklular? Ya aralarındaki hastalar?
Kolay mı bunca zaman suçlanmak, çeşitli iddialarla her türlü habere konu olmak?
Ve duruşmada kısa bir sürede kendini savunmak için aylarca beklemek?
Kolay değil. Nitekim dünkü duruşmanın başlarında ciddi sağlık sorunları olan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak, savunmasını yaparken gözlerimizin önünde bayıldı.
O anda ben seyirci sıralarında çevreme daha dikkatle bakmaya çalıştım: Acaba........
