menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaşın yıldönümünde eski bir dostu anmak

39 0
01.03.2026

Mehmet de benim gibi eski komünistti…

Bu kısa cümleyi yazdıktan sonra bir süre yazıya devam edemedim.

Birincisi, o siyasi-ideolojik tercihinden hiç vazgeçmedi.

İkincisi ve en önemlisi, Mehmet’le ilgili geçmiş zaman kipi kullanmak zor. Neredeyse 3,5 yıl geçti ama hâlâ çok zor…

Eski arkadaştık, yoldaştık…

Aslında tanıştığımızda komünist partisinde değildik. Sosyalist sistem dağılmış, partililik bitmişti.

Ben SSCB’de Brejnev, Andropov, Çernenko ve özellikle de Gorbaçov zamanında gördüklerimden bazı dersler çıkarmış, üzerine bir de Doğu Almanya’da kısa sürede oldukça öğretici deneyimler yaşamıştım. Ve artık elimden geldiğince “bağımsız” olma kararı almıştım.

Bu bağımsızlık kararı siyaseti de, örgütleri-partileri de, liderlere bağlılık konusunu da kapsamaya çalışan bir çabaydı.

Bir yanıyla hayal kırıklıkları üzerinden çıkarılan sonuçları, diğer yanıyla o dönemde ruhen yıkılıp giden veya dengesini şaşıran birçok eski yoldaşım, arkadaşım gibi ağır darbeler almaktan korunma amacını bağrında taşıyordu.

* * *

Mehmet de kendince zorlu bir mücadele vererek atlatmıştı o dönemleri. Sağlam biriydi. Sarsılmış ama çökmemişti. Her şeyden önce kendini, ahlakını, karakterini korumuştu.

İyi bir insandı Mehmet.

Bu yazdığım bence o kadar önemli bir cümle ki!..

“İyi bir insan olmak”

Yani “iyi yürekli” olmak…

Dürüst, vicdanlı, güvenilir olmak…

Mehmet böyle biriydi.

Hatta bunlardan çok daha fazlasıydı...

Dostluk onun için çok önemliydi. Her zaman yardıma hazırdı.

Ve kendine yapılan yardımı hiç unutmazdı.

Benim çok uzun zaman önce onunla ilgili bir haberi Türkiye’deki yakınlarına iletmemi…

Ona “hayat ve para kazanma gailesi” üzerine dile getirdiğim 2-3 mütevazı tavsiyeyi…

Ve “o gün” neler söyleyip nasıl durduğumu hiç unutmazdı.

“O gün” onun evlendiği gündü. Ve ben kendime pek de yakıştıramadığım ve ilk kez yaptığım “şahitlik” görevini üstlenmiştim. “Damadın şahidi” idim…

Mehmet o günden sonra bana “sağdıcım” demeye başlamıştı.

Google Amca için sağdıç, “damadın en yakın arkadaşı veya güvenilir akrabalar arasından seçilen düğünün önemli figürlerinden biridir” tanımına denk geliyor.

Mehmet’in hayatında bu kadarını gerçekten hak etmiş miydim? Bu benim için gurur verici bir ödüldü.

* * *

Mehmet’le aynı şehirde doğmuştuk. Benzer gençlik aşamalarından geçip aynı partiye üye olmuştuk. Ve o parti aracılığıyla yurtdışında eğitime gönderilmiştik. Ben Sovyetler Birliği’ne, o Çekoslovakya’ya.

Yıllar sonra ve bambaşka bir dönemde Moskova’da kesişmişti yollarımız. Çok çabuk samimi olmuştuk.

Mehmet bana göre daha idealist ve temiz kalpliydi. Saf ve nazikti. Dostlarına karşı yumuşaktı. Ama prensiplerini sürdürmek konusunda sertti. Örgüt falan kalmamıştı ortada ama o, siyasette geçmiş bağlılıklarını yaşatmaya çabalıyordu.

Bakın bu süreçleri, yaşayıp bilmeyene açıklaması kolay değildir: Bir şeylere sonuna kadar inanırsın, inancın uğruna sahip olduğun en büyük değeri, hayatını ortaya koyarsın. Sonra aniden koca bir yıldırım düşer tepene. Ölmen, ölmesen de sürünmen, hayat boyu sağa sola yalpalayan bir zavallı olman mümkündür...

Mehmet bunlara karşı direndi. Sosyalizm inancını korudu. Geçmiş sosyalist ülkelere, en başta da SSCB’ye yönelik duygularını büyük ölçüde bugünkü Rusya’ya taşıdı. Bu çok kritik bir operasyondu.

Çünkü görünüşte Moskova aynı Moskova’ydı… Ama birçok şey derinden değişmişti. Dünün sosyalistleri, komünistleri artık eskisi gibi değildi. Düşünceleri, tavırları çok değişmişti. Halk da öyle…

Bu karmaşık ortamda sanki değişmeyen tek bir şey vardı: Düşman! O da ABD’ydi, Batı’ydı, emperyalizmdi. Geçmişte Sovyetler’e karşı olan Batı, bugün de Rusya’ya karşıydı işte!

Bu karşıtlık, Mehmet ve onun gibi birçok kişi için hoş bir ortak payda yaratıyordu. “Geçmiş günlerdeki gibi…”

Bir şey daha: Geçmişte Türk komünistleri Türkiye’deki düzenden çok çekmiş, onunla epeyce mücadele etmiş ama başaramamıştı. Bugün de büyük ölçüde tablo aynıydı, memleket aynı memleketti...

Ve bu ortamda Moskova, sanki geçmişteki gibi bir “sığınak” durumundaydı. Olduğundan daha sıcak hissedilen, olumlu özellikleri keyifle abartılan bir “ikinci vatan”

İşte şimdi taşlar yerine oturuyor gibiydi… Tıpkı eskisi gibi…

* * *

Benim geçmişimle hesaplaşmam çok daha küçük bir alanda, büyük ölçüde tek kişilik bir kompartımanda geçmişti. Bu açıdan oldukça acımasızdı.

İlkeleri, idealleri, bağlılıkları, her şeyi tek bir elekten geçirmeye çalışmıştım. O elek gerçekti, gerçeklerdi.

İtiraf edeyim, boşluğa düştüğü duygusuyla bunalım geçiren birçok eski arkadaşıma göre çok önemli bir avantajım vardı: Mesleğim! Gazeteciliğe sımsıkı sarılarak geçecektim o sırat köprüsünü. Becerebildiğimce öyle yaptım.

Kutsallarımı katlettim ve o kan gölü içinde tümüyle yalnız kaldım.

Sevdiklerimi yüreğimde korudum tabii, ama kutsal ve dokunulmaz olarak değil. Vazgeçme hakkımla her şeyin ve herkesin arasındaki engelleri kaldırdım.

Mehmet bazen kızardı bana. “Fazla değişme” iması sinmişti bazı kelimelerine. Arkadaşlığımızdan başka, geçmişteki gibi “yoldaş” olmamızı da özlüyordu sanırım. Bense o kelimeyi yeniden tanımlamış, örgütlülükten ve siyasetten arındırmıştım.

Ama dostluğumuz ve birbirimize güvenimiz eskisi gibiydi. Her şey siyaset değildi sonuç olarak…

Son yıllarında ben Moskova’ya gittiğimde bazen ikimiz, bazen sevdiğimiz bir iki kişi daha buluşur yemek yerdik. Ve bol bol gülerdik. Zaman zaman da geçmişi anardık.

Fikir ayrılığı yaşadığımız konuları ya konuşmaz ya da kısa geçerdik.

Dedim ya, bütün hayat siyasetten ibaret değildi ki...

* * *

Rus eşinin ilk evliliğinden oğlu, Mehmet’i çok sever ve güvenirdi.

Dört yıl önce Rusya-Ukrayna Savaşı başladığında konuşmuşlar. Delikanlı Rus birlikleriyle birlikte Ukrayna’ya karşı savaşma niyetinden bahsedip ona fikrini sormuş.

Mehmet yine o net prensipleri ve tavizsiz tavrıyla kendisine sorulan soruya cevap vermiş:

“Madem durum böyle, o halde gidip savaşman gerekir!”

Delikanlı savaşa katılmasından sadece iki gün sonra vurularak hayatını kaybetmiş…

Bu korkunç bir sürpriz olmuş…

Sanki savaş ölüm demek değilmiş gibi…

Mehmet çok acı çekmiş…

Aynı uğursuz yıl içinde kalbinin durduğu haberini aldım.

Mehmet!..

Sevgili arkadaşım benim! Hemşehrim, eski yoldaşım, güvenilir dostum!

Geçen salı, savaşın başlamasının üzerinden dört yıl geçtiği gün, T24’te bir kez daha savaşın siyaset, ideoloji, jeopolitik mücadele, liderlerin kararları falan değil en başta insan trajedileri olduğunu dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım.

Yüz binlerce insanın hayatını kaybettiğini tekrar vurguladım.

Aynı günün akşamı sen aklıma geldin.

Seni ne kadar özlediğimi hissettim, dostum benim, Adanalı komünist Mehmet’im…


© T24