Kum saatinin gölgesinde inatla kötü bir hayat yaşa(t)mak
İyi bir şeyler yazmak da vardı… Mutluluk, iyimserlik aşılayan…
Bugün yaşadığımız hayattan da çok kopuk olmayan…
Hem gerçekçi hem umut veren…
Kolay değil bazen bu hedefleri belirledikten sonra bunca harfle boğuşmak.
Çünkü kuşatma altındayız.
Bir yanımız savaş, tehdit ve korku atmosferi...
Diğer yandan soygun ve ahlaksızlık diz boyu...
Olağanlaşmış cinayetler...
Karanlık bir köşede birer caniye dönüşüp sahneye çıktığında fark ettiğimiz çocuklar…
Reflekslere bağlanmış yasaklamalar, içtenliksiz başsağlığı dilekleri, unutmaya bir adım mesafede üzülmeler…
Artık neredeyse sıradanlaşmış umursamamaklar, itiraz edememekler, en ufak bir başkaldırmada had bildirmeler...
Bugün böyle geçti… Bir hafta daha geride kaldı… Bu ayı da doldurduk… Yılı devirdik…
Sonuç hep aynı: Elde var mutsuzluk!..
Zaten birçok zorlukla dolu olan hayatı nasıl en çekilmez hale getiririz diye sanki özel bir çaba harcıyoruz...
* * *
Hayattan söz ediyorum, evet.
Yani yaşadığımız zamandan.
Sonuçta filmin sonunu biliyoruz: Öleceğiz.
Doğduğun andan itibaren yaklaştığın bir tek yer var: Ölüm!
En fazla ne kadar yaşayabilirsin ki?
70 yıl? 80? Haydi - bugün cömert günümdeyim - 100 yıl yaşayacaksın diyelim.
Eee?..
Sonra ölmeyecek misin?
O kadarcık ömrün var işte; onun da epeyce bir kısmını tükettin.
Peki, eldeki zamanı nasıl değerlendirmeli?
Para mı lazım en çok? Mal-mülk mü?
Güçlü iktidar mı?
Aşk mı ya da?
Seks mi?
Eğlence mi?
Veya dostluk mu?
Gezmek mi?
Okumak mı?
Yoksa “hayatın anlamı, durmadan o anlamı aramakta” mı?
Ne? Ne? Ne?..
Bir ara bunu düşünmeli, bir zahmet!
Sonuçta kum saati işliyor.
* * *
Kum saati herkes için işliyor.
Ama ona hiç aldırmayanlar var; en başta da iktidardakiler.
Galiba istediğin her şeyi yapabileceğini düşünmeye başlamak, insanın giderek kendini Tanrı’yla kıyaslamasına yol açıyor.
Tanrı ki yüce bir kuvvet ve sınırsız ölçüde muktedir...
Ama bir........
