Kayıp fotoğraflardan kent belleğine: Metin Erksan’ın İstanbul hanları
Diğer
28 Aralık 2025
İstanbul’da yaşanan bellek kaybı artık gündelik olağanlığımızın bir parçası. Yapıların, sokakların, hatta hatırlama biçimlerimizin bile hızla değiştiği bu baş döndürücü dönemde, kent belleği, kırık ve çillenmiş bir aynanın yansımasına dönüşmüş durumda. Yine de bazı izler, tüm bu silinme sürecine inat, direnerek geri dönüyor.
Yaklaşık yetmiş yıl önce Metin Erksan’ın İstanbul Hanları adlı bitirme tezi için çektiği ve kayıp olduğu düşünülen bir zarf dolusu fotoğrafın, Fatih, Küçükpazar’da tozlu rafların arasından yeniden ortaya çıkışı tam da böyle bir geri dönüş hikayesi. Peki bir fotoğraf ne zaman ve nasıl görünmez olur? Onu görünmez kılan fiziksel yokluğu mudur, yoksa bakışımızdaki kör noktalar mı?
Metin Erksan’ın sanat yolculuğu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nde başlar. Yönetmenin 1956 tarihli bitirme tezi olan “İstanbul Hanları”, yalnızca genç bir sanat tarihçisinin akademik çalışması değil, aynı zamanda İstanbul’un hızla dönüşen tarihi mekanlarına dair erken tarihli bir bellek kaydıdır. Tezin konusu, dönemin saygın sanat tarihçileri dünyaca ünlü Alman bilim insanı Prof. Dr. Kurt Erdmann ve o dönem doçent olan, 1960 yılında profesör ve Sanat Tarihi Kürsüsü Başkanı olan Prof. Dr. Oktay Aslanapa tarafından belirlenmiş; bu nedenle çalışma alanındaki ilk akademik araştırmalardan biri olarak kabul edilmiştir. Erksan’ın lisans tezi için çektiği ve yıllardır kayıp olduğu bilinen fotoğrafların ortaya çıkış hikâyesinin bir parçası, tanığı olmak heyecan verici. Ama önce Metin Erksan için kısa bir biyografik çerçeve çizmek yerinde olacaktır.
Sinema teorisi ve sanat felsefesi üzerine düşünen ve yazan; bu düşüncelerini kendi sinemasına uyarlamaya çalışan muhalif, aykırı ve yenilikçi bir sanatçıdır Metin Erksan. Türk sinema tarihinin auteuru kabul edilir. 1929’da Çanakkale’de doğan Erksan’ın babası İttihat ve Terakki’nin Meclis-i Mebusan üyelerinden, Çanakkale Çimenlik Kalesi kumandanı Ahmed Kâzım Bey’dir. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamlar; Pertevniyal Lisesi mezunudur. Üniversite yıllarından itibaren yani 1947’den başlayarak çeşitli gazete ve dergilerde sinema üzerine yazılar kaleme almıştır.
1950 yılında Yusuf Ziya Ortaç’ın Binnaz adlı eserini Atlas Film için senaryolaştırarak sinemaya adım atar. 1952’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun olur ve aynı yıl Dünya gazetesinde “Kamera’’ takma adıyla film eleştirileri yazmaya başlar. Yine 1952’de, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun senaryosuna bağlı kalmadan çektiği “Aşık Veysel’in Hayatı – Karanlık Dünya” ilk filmi olur. Erksan, bu filmde halk ozanı Aşık Veysel’in yaşamını yarı-belgesel bir yaklaşımla perdeye taşır. Bu gerçekçi bakış nedeniyle film sansüre uğrar. Daha ilk filminde sansürle başı derde girer. Sansür gerekçelerinden biri, aslında Erksan'ın sinemasal çevre ve mekan kullanımına dair gerçekçi yaklaşımı ile ilgilidir. Bu gerekçe: "filmde görünen ekin boylarının -bu ülkeye yakışmayacak denli- kısa ve cılız oluşudur.” Tüm sinema hayatı sansürle boğuşmakla geçer. Yaşadığı yılların yönetim erki tarafından en fazla sansürlenen ve önü kesilen sinemacılarındandır.
1950’ler boyunca Cingöz Recai, Yolpalas Cinayeti ve Ordu Film Merkezi’nde gerçekleştirdiği çeşitli belgesel çalışmalarla üretim alanını genişletir. Erksan’ın sinema piyasasında yer edinmesi 1958 tarihli Dokuz Dağın Efesi ile olur; ancak asıl çıkışı, Fakir Baykurt’un romanından uyarladığı Yılanların Öcü (1962) ile gerçekleşir. Toplumsal gerçekçiliği ve köy yaşamını ele alış biçimi, yönetmenin sinemasal kimliğini belirleyen ilk büyük dönüm noktasıdır.
1963’te çektiği Acı Hayat, teknik olgunluğu ve oyuncu yönetimindeki başarısıyla Erksan’ın ulusal sinemadaki konumunu güçlendirir. Ardından, Necati Cumalı’nın öyküsünden uyarladığı Susuz Yaz gelir. Cinsellik, kıtlık ve iktidar ilişkilerini merkezine alan film, 1964 Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı kazanarak Erksan’ı uluslararası ölçekte tanınan ilk Türk yönetmenlerinden biri hâline getirir. Lanetlendiği 1965 tarihli Sevmek Zamanı ise “Surete duyulan aşk” Yeşilçam döneminin en ayrıksı ve hâlen en çok tartışılan yapıtlarından biridir. Bu film, Erksan’ın özgün ve yenilikçi sinema anlayışının en belirgin örneklerinden biri olarak kabul edilir. Yönetmen Erden Kıral’ın, "Bakkal Defterine Yazdıklarım: Erden Kıral'ın Karantina Günlüğü" yazılarında, Sevmek Zamanı başta olmak üzere Metin Erksan filmografisi üzerine aldığı notlar ezber dışıdır. Fransız sinema tarihçisi George Sadoul ise: “sinemada sert sınıf çatışmasının en net göründüğü metin” nitelendirmesi dikkat çekicidir. Yeşilçam’ın canına okuyan star sistemini yıkan da odur, Hülya Koçyiğit’i, Türkan Şoray’ı, Hayati Hamzaoğlu’nu, Erol Taş’ı ve başka birçok ismi sinemaya kazandıran da... Türkiye Sinema Sanatçıları Derneği’ni kuran da odur, Türkiye Sinema........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Gideon Levy
Waka Ikeda
Mark Travers Ph.d
Grant Arthur Gochin
Tarik Cyril Amar