İrade siyasi olursa ancak ‘idare’ edilir
İran coğrafyasındaki Amerikan saldırısı, hedef alınan siyasi/dinî liderlerin öldürülmesiyle hafiflemiş gibi görünse de, bundan sonraki aşamaların kansız-şiddetsiz olamayacağı ortada. Kadınlar ve çocukların da aralarında bulunduğu sivil kurbanlar ise şimdilik konu edilseler bile unutulacaklar. Büyük siyasi davalar ve iktidar mücadeleleri ve petrol-para-uyuşturucu meseleleri varken, kimin umurunda bu insanlar!
Kadim Pers coğrafyasındaki yaşayanların görüşü-inancı-politikası ne olursa olsun, yaklaşık 2.500 yıldır aynı yerde bulunduklarını unutmamak gerekir. Dolayısıyla, öyle kısa vadede sonuçlanacak bir savaş beklememeli kimse. Türkiye olarak bu sarmalın dışında kalmamız da teknik-tarihî olarak pek mümkün görünmüyor maalesef.
Ancak bu karanlık tabloya rağmen, milletimizi idare eden siyasi irade meseleye hâlâ siyaseten bakmaya devam ediyor. Ülkemizdeki önemli-temel kurumların neredeyse tamamında çok ciddi nitelik problemleri bulunmasına rağmen, bunlar “oraya Ahmet’i getirdim, bu tarafı Ayşe’ye bağladım; diğer kısmı hâllederiz ya!”larla çözülmüş sayılıyor. Uluslararası haber kanalına çıkan Türkiye Cumhuriyeti sözcüsü, bir karış sakalı, itinasız beden hareketleri, yetersiz yabancı dili (“dis iz e buk, may neym........
