menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Doku değiştirmek ve gelip geçici olmak

39 42
20.08.2025

Diğer

20 Ağustos 2025

Zulüm, bu coğrafyada yaşamış sayısız insan evladı için 1453’te değil (askere verilen üç günlük yağma iznini saymazsak), 16. yüzyılın ilk çeyreğinde Yavuz Sultan Selim döneminde başladı. İstanbul’un fethi sırasında şehit düşen yaklaşık 20 bin askerin defnedildiği yerler (Tepebaşı’ndan Kasımpaşa’ya uzanan Büyük İstanbul Mezarlığı) Haliç Tersanesi’ne ilave gözler yapılmak maksadıyla tahrip edildi. Fethi yaşayan askerlerden birkaç pîr-i fani ile şehitlerin çocuklarıyla torunları, atalarının mezarlarına saygısızlık ettiği için Yavuz’a beddua ettiler.

İstanbul’u (Kostantiniyye) fethetmiştik ama, bu şehri benimsememiştik. Mimar Sinan (ki o da bilindiği gibi devşirilmiş bir Hıristiyandır) gibi birkaç müstesna insan evladının yapılarını saymazsak, İstanbul biz Türkler için her zaman “gavur” kaldı. Yani fethetmiştik ya, bu bakımdan bu şehre dilediğimizi etme hakkımız vardı. Fatih, eşi benzeri pek gelmemiş bir sultan, kelimenin sahici anlamıyla bir entelektüeldi (İlber Hoca’nın Kronik’ten çıkan son kitabı Fatih Sultan Mehmed mutlaka okunmalı). Şehirdeki Hıristiyan nüfusu dengelemek için Anadolu’dan Müslümanları getirtti. Evet tabii, zorla getirtti; ama onlara da arazi tahsis etti, yardım etti (bu konuda da #tarih dergimizin 101. sayısında çıkan Sinan Çuluk imzalı “Fetih sonrası göçler ve İstanbul’un değişim tarihi”adlı yazı referanstır). Biz de “madem öyle........

© T24