menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlete sadakatin ölçüsü, düşünmemesi istenen “barış akademisyenleri” ve KHK’lılar

56 9
10.01.2026

Diğer

10 Ocak 2026

Şimdi, eğitim süreleri de dar zamana sıkıştırılarak neredeyse tamamen meslek lisesine dönüştürülmek istenen akademi neden var?

Hemen her iktidar gibi, iş başına gelmeden önce YÖK’ten, üniversitelerin tek merkezden idare edilmesinden yakınan AKP de 12 Eylül ürünü bu kuruma sonradan sıkı sıkı sarıldı.

Yetmedi, hoşa gitmeyen rektör atamalarının önlenebilmesi için, üniversitelerdeki seçim sistemi kaldırıldı. Rektörler, vali, kaymakam, emniyet müdürü gibi atanmaya başladı.

Konumuz, iktidarın demokratikleşme konusundaki derin tutarsızlıkları değil.

Konumuz, bir bildiriye imza attıkları için başlarına gelmedik iş kalmayan barış akademisyenlerinin 10 yıllık adalet arayışları.

Elbette barış akademisyenleri iki yıl boyunca devam eden OHAL sürecinin KHK mağduru tek kesimi değil.

Hiçbir suçu günahı olmayan öğretmenler, memurlar da OHAL döneminden bu yana adalet mücadelesi veriyorlar.

* * *

İktidarın, 7 Haziran seçiminin ardından çözüm sürecini bitirerek hat değiştirmesinden sonra yaşananlar, bugün hâlâ hakkıyla araştırılmış değil.

Patlayan bombalar, işlenen cinayetler, 10 Ekim katliamı ve “hendek operasyonu” adı verilen operasyonlarda yaşananlar ne hakkıyla soruşturuldu ne de araştırıldı.

15 Temmuz darbe girişimi yaşanmadan önce, hendek operasyonları başladıktan hemen sonra 1128 akademisyen, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriye imza attı. Sonradan destek amacıyla imza koyanların eklenmesiyle sayı 2 bin 200’ü aştı.

Uzun uzun, bildiride ne denildiğini ve ne denilmediğini tartışmanın alemi yok, zira ifade özgürlüğü dediğiniz kavram böyle tartışılmıyor, tartışılmaz.

Ancak sonrası dramatik…

İktidara yakın medyada yayımlanan isim listeleri… Taşra üniversitelerinde kapıları işaretlenen akademisyenler… Tutuklanan akademisyenler, gözaltına alınan akademisyenler… Tek merkezden akademisyenler hakkında açılan dava ve soruşturmalar…

Komik bir varsayım üzerinden hareket ediyordu linç korosu… Akademisyenlerin “sivil ölü” sayılmaları gerektiğini söyleyenler, PKK yöneticisi Bese Hozat’ın talimatıyla bildirinin hazırlanmasına, aylar önce bir gazetede yer alan açıklamasını gerekçe gösteriyorlardı.

Bu varsayıma göre, akademisyenler bu talimatla harekete geçmişti!

Daha komiği, suç sayılan ifadelerden çok, neden devlete çağrı yapılırken örgütle ilgili iki cümle kurulmadığı söyleniyordu.

Tam da linç korosunun ekranlarda dile getirdikleri üzerinden davalar açıldı.

* * *

Bu davaların ve idari soruşturmaların açılmasıyla bildiri biraz olsun gündemden düştü. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL’in ilan edilmesiyle konu ilgisiz biçimde yeniden gündeme geldi.

İktidar, darbe girişimini yapan Gülen cemaati ile ilgisi bulunanların kamudan ihracını istiyordu. Anlaşılır bir talep… Zira TSK başta olmak üzere cemaatin devlet içinde örgütlenerek güçlendiği ve 15 Temmuz’a da böylece kalkıştığı düşüncesi üzerinden hareket ediliyordu.

Bu yollar nasıl açılmış, kamuda bu kadar nasıl kadrolaşılmış, bunun üzerinde elbette durulmuyordu!

MİT ve emniyet bağlantılı isimler konusunda raporlar hazırlıyordu ancak KHK sisteminde, karar verme yetkisi kurum idarecilerine bırakıldı. Gerekçesiz, raporsuz, bilgisiz de olsa kurum yöneticileri kendileri listeler yaparak KHK’lardaki ihraç listelerine eklenmeleri için gönderebiliyorlardı.

Bazı rektörler, “merkezden isimler geliyor” yalanına sığınmaya çalıştılar bu süreçte. Ancak elbette öyle değildi. Zaten “kurtardıkları” ve listeye koydukları isimlere bakmak bile bu yalanı anlamak için........

© T24