menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anayasayı ısrarla yok sayma ve 100 maddelik yeni anayasa

23 0
16.04.2026

İtinayla kutuplaştırılmış ve kutuplaşması için özel çaba harcanmış toplumlarda zıt kutuplar genellikle siyasi eğilimlerle açıklanır. Bunun yanına rejime özgü kimi sıfatlar da eklenebilir.

Türkiye’de bunun türevlerini geliştirmek de mümkün.

Misal “her koşulda dokunulabilir” olanlar ve “asla dokunulmayanlar.”

Yalan haberden yolsuzluğa, futboldan ihalelere, siyasetten mafyayla ilişkiye, yargıdan polise kadar hemen her alanda bunu görmek mümkün.

Bakmayın öyle, bir soruşturma üzerinden yapılan, “kim olursa olsun gittiği yere kadar gideceğiz” açıklamalarına…

Öyle olmadığını Yargıtay’dan, siyasetten, iş dünyasından görüyoruz. Dokunulmayana dokunulmuyor.

* * *

Bir de anayasaya rağmen, Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen dokunulanlar var.

Danıştay 5. Daire, yakın zamanda sadece bir bildiriye imza attıkları için ihraç edilen Barış Akademisyenleri ile ilgili kritik bir karara imza attı.

Aynı daire, geçen sene de benzer bir karar almış, Anayasa Mahkemesi’nin “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini ifade özgürlüğü kapsamında saydığı için bildiriye imza atılmasının “ihraç nedeni olamayacağını” kararlaştırmıştı.

Ve yine aynı daire, bundan birkaç ay sonra, AYM kararlarına uyulmasının zorunluluk olmadığını belirterek tam aksi yönde karar vermişti.

Bunun üzerine Daire Başkanı’nın inisiyatifiyle ve dairenin bütün üyelerinin katılımıyla toplanan genişletilmiş heyet, AYM kararlarına uyulmasının zorunlu olduğuna, aksi davranışın devlete sadakat yükümlülüğüne aykırı olacağına, bildiri nedeniyle ihraç kararı alınamayacağına karar verdi.

Gayet net ve açık değil mi?

* * *

Bunun üzerine aynı daireden paralel kararlar çıkmaya başladı.

Ama bir kere “dokunulan” olmaya gör.

Danıştay da idare mahkemeleri ve istinaf mahkemesi gibi yeni kural icat etti.

Güvenlik soruşturması sonucunda sosyal medyada mesaj paylaştığı, herhangi bir basın açıklamasına katıldığı, hakkında bir soruşturma bulunduğu ortaya çıkanlara dönüş hakkı vermedi.

Kriterler bunlarsa bütün devlet kadrolarının boşaltılması lazım.

Neredeyse tek bir kişi geriye kalmayabilir bu bakış açısıyla.

“İhraç” gibi ağır bir kararın gerekçelerine bakın. Bildiri basın özgürlüğü kapsamında ama sosyal medya mesajı değil… Bir ölçü yok, sadece dokunabilme özgürlüğü var.

Ama hakkaniyet beklemiyoruz elbette!

* * *

Bir de taştan ekmeğini çıkartan mahkemeler var!

Danıştay’ın uzman dairesi içtihat kararı vermiş, ne beklersiniz yargıdan?

Zaten çifte standartlarla dolu bu süreci en azından biraz olsun uyumlu hale getirmek.

Uygulama birliği sağlamak.

Hayır, bambaşka kriterler ortaya çıkıyor.

Bunlardan biri Ankara 13. Bölge İdare Mahkemesi…

Bu mahkemeye göre Anayasa Mahkemesi, barış akademisyenlerinin hapisle cezalandırılması olasılığına karşı çıkmış, sadece ceza davaları yönünden değerlendirme yapmış.

Bu nedenle de ihraç kararı verilmesinde bir sakınca yokmuş.

Son kararının gerekçesinde böyle yazıyor.

Bir insanın hayatıyla oynanırken, bir insanın hayatı elinden alınırken böyle gerekçeler çıkartılıyor ortaya.

* * *

Bir başka örnek…

Yıllardır ihraç kararına karşı açtığı davanın bitmesini bekleyen eski DTCF hocası Elif Çongur’un dosyası.

Bakın 13. Bölge İdare, “Anayasa Mahkemesi, sadece ceza hukuku yönünden değerlendirme yaptı” demişti değil mi?

Çongur’un dosyasına bakan 14. Bölge İdare Mahkemesi, “Anayasa Mahkemesi kararlarının hem ceza hukuku hem de disiplin cezası yönünden bağlayıcı” olduğu vurgulanıyor. Yan yana görev yapan mahkemelerin bile kararları farklı.

Ama bu mahkeme de Çongur hakkında, “iltisak” yönünden değerlendirme yaparak ihraç kararını yerinde buluyor. İltisak bulmasının nedeni takipsizlik kararıyla kapatılmış bir dosya. Yargı suç bulmamış, irtibat, iltisak bulmamış ama idare mahkemesine göre bunun önemi yok. Disiplin hukuku açısından sonuç doğurabilirmiş.

* * *

Milletvekili seçilen Can Atalay hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararı uygulanmadı. Bu kararı uygulamayacağını bildiren Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin hükmü Meclis’te okunarak Atalay’ın vekilliği düşürüldü.

AİHM kararlarına rağmen Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve aynı davalardan yargılanan isimler cezaevinde.

Meclis, hangi kanunu neden çıkardığını ve uygulama koşullarını açıkça açıklıyor ama uygulama buna bütünüyle aykırı.

Açıkça görülüyor ki anayasanın çok da bir anlamı yok.

* * *

Ama buna rağmen bir anayasa çalışması yürütülmeye devam ediliyor.

Kulislerden gelen bilgiler gösteriyor ki MHP’nin yaptığı 100 maddelik anayasa taslağı üzerinde görüş alışverişi yapılıyor.

İktidar da kendi hazırlıklarını yapıyor ve ortaya atılan taslakları da ele alarak değerlendiriyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca anayasanın detaylı olmaması, farklı, demokratik ülkelerde olduğu gibi az maddeli, açık ve net bir anayasa hazırlanması tartışıldı.

Ama şimdi kaygı başka.

Yeni anayasa çalışmasını kim yürütüyor, nasıl yürütüyor, masaya ne sunulacak, belirsiz.

Hangi maddeler mevcut anayasadan çıkartılıyor, hangi maddelerde hangi ayarlar yapılıyor, bilinmiyor.

Bilinmesi de çok anlamlı değil zaten…

Yarın yapılacak bir anayasa da başka birinin işine gelmeyebilir. İşine gelmeyen bir maddeyi o iktidar da görmezden gelebilir.

Basit bir bildiriye imza atılmasının yol açtıklarına bakmak, bunu anlamak için yeterli. 10 yıllık bu tarihten küçük bir belgesel yaptığınızda zaten anayasa ile ilgili tartışmaları anlamak mümkün…


© T24