Türkiye yapay zekâ stratejisinde yeni dönem: Dijital egemenlik merkeze yerleşti, peki bu yeterli mi?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı 2026-2030 Türkiye Yapay zekâ Vizyonu ve Eylem Planı, önceki stratejilerden farklı olarak "dijital egemenlik" kavramını merkeze koyuyor. Plan, "Fark Et", "İstifade Et", "Üret" ve "Yönet" olmak üzere dört temel eksen üzerine inşa edilirken, yerli büyük dil modeli (LLM) "Bilge", Türkiye'de kurulacak yapay zekâ altyapıları stratejinin omurgası olarak sunuluyor. Hedef ise Türkiye'yi yapay zekâ alanında dünyanın ilk 20 ülkesi arasına taşımak.
Bu yaklaşım, dünyada ortaya çıkan yeni eğilimlere paralel gözüküyor. ABD yapay zekâyı ulusal güvenlik meselesi ilan ederken, Avrupa Birliği "teknolojik egemenlik" söylemini güçlendiriyor, Çin ise kendi dil modellerini ve çip ekosistemini kuruyor. Türkiye'nin de ilk kez açık biçimde "yapay zekâ bağımsızlığı" ve "veri egemenliği" hedefi koyması stratejik açıdan önemli bir değişim anlamına geliyor.
Strateji belgesinin tam metni henüz yayımlanmadığı için bütçe, yönetişim modeli, Bilge'nin teknik mimarisi ve performans göstergeleri gibi kritik başlıklarda kesin değerlendirme yapmak mümkün değil. Bu nedenle mevcut analizler, Cumhurbaşkanı'nın açıkladığı hedefler ve kamuoyuna yansıyan bilgiler üzerinden yapılabiliyor.
Bir yandan da hatırlatalım, bir önceki yapay zekâ stratejisi 2021-2025 arasını kapsayacak şekilde, o zamanlar var olan (şimdi çoğu çalışanı siber güvenlik başkanlığı altına geçen) Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi tarafından yayınlanmıştı. O zamanki en önemli eleştirilerimiz altyapı ve eğitim konusundaydı. 2024 yılında ne kadar uygulandığına dair bir analiz de yapmıştık.
Stratejinin güçlü yanları
Yeni yayınlanan planın en güçlü tarafı, yapay zekâyı yalnızca yazılım meselesi olarak değil, bir altyapı ve egemenlik meselesi olarak ele alması. Bilge gibi yerli bir büyük dil modelinin geliştirilmesi de önemli. Bilge;
Türkçe'nin korunması, Kamu verilerinin yurtdışına çıkmaması, Kritik sektörlerde yabancı modellere bağımlılığın azaltılması, Savunma ve kamu uygulamalarında milli çözümler geliştirilmesiaçısından önemli avantajlar sağlayabilir. Ayrıca kamunun "ilk müşteri" rolü üstlenmesi de dikkat çekici. ABD'de Palantir, OpenAI ve Anthropic'in büyümesinde, Pentagon ve federal kurumların etkisi büyük olmuştu. Türkiye de benzer bir modeli uygulamaya çalışıyor.
Eksik olan ne?
Ancak planın en büyük açığı, dünya yapay zekâ yarışının artık yalnızca model geliştirmekten ibaret olmaması. Bugün OpenAI, Google, Anthropic, Meta ve xAI'ın rekabet ettiği alanlarda başarıyı belirleyen üç unsur var: Çip, Veri merkezi, Elektrik.
Türkiye'nin stratejisinde yerli model ve uygulama tarafı anlatılırken, bu üç başlıkta yeterince somut hedefler yok. Oysa yapay zekânın geleceğini belirleyen unsur artık algoritmadan çok hesaplama gücü (compute). ABD'de ve Körfez ülkelerinde yüz milyarlarca dolarlık veri merkezi yatırımları yapılırken Türkiye'nin bırakın hiper ölçekli veri merkezi kapasitesini, --BTK'nın vizyonsuzluğu sonucu-- normal veri merkezleri sektörü bile oluşamadı ve büyüyemedi. Bu nedenle stratejinin güçlü yönleri dediğimiz ifadeler, aynen 2021-2025 stratejisi gibi "lafta" kalabilir.
Bir diğer önemli eksik ise insan Kaynağı. Türkiye'nin güçlü mühendisleri var ancak küresel ölçekte rekabet eden araştırmacı sayısı hâlâ sınırlı. Türkiye’de bugün, OpenAI, Anthropic, Google DeepMind, Meta AI seviyesinde model geliştirecek araştırma yoğunluğu henüz yok. Bunu bir soru ile ifade edelim; Türkiye'de son 5 yılda kaç araştırmacı NeurIPS, ICML, ICLR gibi en üst konferanslarda temel model geliştirme alanında lider yazar........
