M. Kutlukhan Perker’in LIVE sergisi, film şeridi gibi geçiyor gözlerinizin önünden: ‘Meşgul yalnız’ olarak yaşıyorum
Diğer
T24 Haftalık Yazarı
06 Şubat 2026
Mustafa Kutlukhan Perker
Uluslararası yayınlardaki çalışmalarıyla da tanınan çizer M. Kutlukhan Perker, Pilot Galeri’de devam eden LIVE projesiyle üretim sürecini kamusal bir performansa dönüştürüyor. Perker, beş hafta boyunca haftada beş gün, günde sekiz saat izleyici tanıklığında çalışarak atölye mahremiyetini galeri mekânına taşıyor.
Mizah dergileri geleneğinden gelen kolektif çalışma disiplini ile bireysel yaratım sürecini harmanlayan sanatçı; bu projeyi yalnızca bir sergi değil, performansın kendisini de kapsayan bütüncül bir eser olarak tanımlıyor. Perker; geri dönüşü olmayan mürekkep tekniğiyle hataya yer bırakmayan izleyicilerin galeride kurulan ekranda yaratım sürecini anlık takip edebildiği bu şeffaf maratonu, geçmiş birikimini, genç çizerlere yönelik motivasyon arayışını ve ifade özgürlüğünün evrensel sınırlarını T24’e anlattı.
- LIVE projesi fikri nasıl ortaya çıktı ve 28 Şubat’a kadar sürecek olan bu beş haftalık maratonun sonunda bizi nasıl bir bütün bekliyor?
Bugüne kadar fark ettiğim durumlardan bir tanesi, insanların ben çizerken seyretmeyi sevdikleriydi ve ben de bundan rahatsızlık duymuyordum. Bu biraz da mizah dergilerinde yetişmiş olmamdan kaynaklanıyor. 17 yaşında mizah dergilerinde profesyonel çizerliğe başladım ve orada tabii ki kolektif bir çalışma oluşurdu. Herkes kendi işini yapsa bile bir arada çalışmanın vermiş olduğu enteresan bir enerji doğardı ve bu bana her zaman iyi gelmiştir.
Daha sonra bunu kendi çalışma ortamımda, atölyemde çalışırken arkadaşlarımın ziyaretleriyle de kendiliğinden bir pratiğe dönüştürmüş oldum aslında. Uzun süre düşündüm; acaba çizgileri bir performansa nasıl dönüştürebilirim diye. İlk başta bunun bir sergi olabileceği fikri tam oluşmadı aklımda. Ama zaman içerisinde konu üzerinde düşündükçe, aslında bu performansın sonunda bir sergiye dönüşebilecek yeni bir yol olabileceğini fark ettim. Yavaş yavaş da bu serginin nasıl olacağını kurguladım.
Önce, galeriye gelen izleyicilerin çizimleri çizerken seyredebilmesi için uygun bir düzenek tasarladık. Arkadaki ekran ve masamın hemen üzerinde bulunan kamera marifetiyle bunları anında ziyaretçilerle buluşturuyoruz. Ardından da her biten işi, bu belirlediğimiz zaman dilimi içerisinde bittikçe önceden hazırlanmış olan çerçevelere yerleştiriyoruz. Formülasyonu bu şekilde yaptım. Çerçeveler ve yanlarındaki künyeler bile hazır; çünkü ne çizeceğimi yaklaşık bir buçuk yıllık bir çalışma içerisinde önceden tasarladım.
Önce işleri tasarladım, sonra da son hâlini yapacağım —yani mürekkeplemesine geçeceğim— kâğıtlara yeniden çizdim. Bu arada bazı resimler sergiye dahil olamadı; sonrasında bana çok tatmin edici gelmedi ya da genel olarak bu sergiye özgü kurmuş olduğum hafif steampunk, birazcık distopik evrene çok uymayan çizimleri eledim. Bir de çizimlerin içerisinde birbirlerine küçük göndermeler var. Bunları da önceden planladım ya da çizerken kendiliğinden ortaya çıktılar, fark edip dahil ettim. Bugün ikinci haftamızın ikinci gününe girmiş olduk.
- Beş haftalık maraton bittiğinde asıl eser bu çerçevelerin içindeki işler mi olacak, yoksa o beş haftalık tanıklığın izleyicide bıraktığı "anda olma" hissi mi?
Ben bu sergiyi şöyle tanımlamıştım: Bu sergiyi "performans eserler = sergi" değil; "performans sergi = eser" şeklinde formüle ettim. Yani bu bütünü bir eser aslında. Resimler tabii ki asıl kalıcı olacak unsur olduğu için onları riske atmamak adına o bahsettiğim uzun ön çalışmayı yaptım. Mesela bir imza gününde okuyucuya kitap imzalarken yaptığım skeçler gibi "o anda olup biten" bir şey olsun istemedim. Çünkü evet, ikisi bir arada ama sonuçta resimler geleceğe kalacak. Bu yüzden hem konsept olarak hem de çizgilerin kalitesi açısından ayrı bir özen, ihtimam ve ehemmiyet göstererek çalışmayı sürdürüyorum. Ama tarihsel olarak değerlendirirsek, evet; tamamı bir eser olmuş olacak. Burada izleyicilerle birlikte geçirdiğimiz zaman ve onların mevcudiyeti de eserin oluşmasına katkı sağlayan unsurlar.
- Sanatçının atölyesi genelde ‘girilmez’ bir yerdir, “mahrem”dir. Hatta birçok düşünür yaratım sürecinin “mahrem” olduğunu söyler. Ama siz bu güvenli alanı ‘terk edip’ şeffaflaştırıyorsunuz. Merak ediyorum; sizi izleyen onlarca göz varken —yani amiyane tabirle birileri omzunuzun üzerinden sizi izlerlerken— çizmek yaratıcılığınızı kışkırtıyor mu, yoksa bazen yalnızlık anınızı özlediğiniz oluyor mu?
Şöyle söyleyeyim; ben yaratım sürecini hiçbir zaman mahrem bulmadım. Neden mahrem bulunduğunu da anlamıyorum. Çalışırken zaten yeterince mahremiyet oluşmuş oluyor benim için. Ben de Voltaire’in çok güzel bir sözünü hatırlarım: "Hayatı mutlu yaşamanın en iyi yolu meşgul yalnızlıktır." Ben yıllardır hayatımı bu şekilde yaşıyorum. Etrafta insanlar varken hiç rahatsız olmadığım gibi; bir katkısı var mı derseniz, katkısı yok ama benden götürdüğü bir şey de yok. Umarım izleyenlere katkısı olur.
- İzleyenler arkadaki ekrandan saniye saniye çizdiğiniz her şeyi takip ediyorlar. Birileri izlerken darbelerinizin hızı ya da kaleminizin yönü değişiyor mu? Yalnızken çizmekle birinin karşısında çizmek arasında fark var mı?
Hayır, hiçbir zaman değişmiyor. Artistik veya bohem bir yerden bir şey söylemek istemiyorum ama doğrusu bu; birilerinin varlığının olumlu veya olumsuz bir etkisi yok. Benim için manipülatif bir tarafı da yok çünkü ben kâğıtla zaten birebir bir hâldeyim. Şey gibi biraz; bir anne çocuğuyla çok yakın mesafede ilgilenirken, "etraftan nasıl bakarlar" diye düşünerek farklı bir yaklaşım sergilemez ya... Çünkü o anı kaçırmaması gerekir. Bebek bakıma muhtaç bir canlıdır ve anne ne yapması gerekiyorsa refleksif olarak onu yapar. "Bu an uygun mudur, değil midir" diye bir karar mekanizmasıyla değil, içgüdüsel olarak yapar. Ben de yapmam gerekenleri o konsantrasyonla yapıyorum.
- Canlı bir performans esnasında hata da yapabilirsiniz. Hatayı nasıl dönüştürüyorsunuz? Hemen peşine şunu da sormak istiyorum: Kariyerinizin bu noktasında bile hâlâ, "Galiba bu kez olmuyor, yapamıyorum" dediğiniz o acemilik günlerindeki kaygıyı hissediyor musunuz?
İkinci sorudan başlayayım: Her zaman o kaygıyı hissediyorum. Daha doğrusu kaygıdan çok, biten her iş bana 80’lerdeki bir fotoğrafımı gördüğüm zamanki hissi veriyor; "Ne bu hâl?" diye düşündürtüyor. Ama zaten iyiye gitmenin yolu da bu galiba; yaptığınızdan çok memnun olmanız iyiye işaret değil. Tabii ki memnun oluyorum ama kısa süre sonra, "Bu şöyle de olabilirdi" diyorum ve bunları bir sonraki işlerde düzeltiyorum.
Hata meselesine gelirsek; hata yaptığınızda onu örtmek değil, malzemenin yapısı gereği dönüştürmek gerekiyor. Mesela yağlı boya veya akrilik olsa üzerinden bir daha geçip kapatırsınız ama mürekkep affetmeyen bir malzeme. Bunu iyi yapabilmenin yöntemi sadece bileği iyi bir noktaya getirmek değil, hata oranını düşürebilmektir. Bu biraz ip cambazlığına benziyor; ipte düşerseniz geri dönüşü yoktur. Tam karşılamasa da bu metafor, aşağı yukarı o kadar kabiliyetli, dikkatli ve uslu olmanız lazım. Malzeme affetmiyor. Ama zaman içerisinde dönüştürmenin yöntemlerini öğrendim; kimse fark etmeden onu başka bir şeye çevirebiliyorum. Bu sergide de iki tane böyle hata yaptım. Birini kolayca çevirdim, aslında hata bile değildi; elim mürekkebe değdiği için yayıldı, ona dikkat etmek gerekiyor. İkincisi de, imza atacak yer bırakmamıştım ama sonra başka bir nokta bulup devam ettim.
- Bir söyleşinizde bu serginin genç sanatçılar için bir motivasyon kaynağı olmasını istediğinizi söylemiştiniz. Gelen genç sanatçılardan aldığınız tepkiler nasıl?
Gelenin çizer olduğunu veya o yolda olduğunu hemen anlıyor insan. Öyle birini gördüğüm an daha yakına davet ediyorum ve biraz konuşuyoruz. Çoğu arkadaşımız zamanında mizah dergilerine karikatür getirmiş isimler; bir kısmı devam etmiş, bir kısmı bırakmış. Çünkü artık amatörlüklerini geliştirebilecekleri mecralar kalmadı. Mizah dergilerinin tamamen bitmiş olması —ki bunu beş yıl önce bile tahmin edemezdik— çizgi dünyamızın katalizörü olan bir tarafı ortadan kaldırdı.
Onlarla konuşmak beni çok heyecanlandırıyor. En çok memnun olacağım şey, arkadan gelen, benim jenerasyonumdan veya benden ileride olan çizerlere yeniden motivasyon sağlaması.
- Bugün Türkiye’de gazetecilerin ve çizerlerin fikirleri nedeniyle baskı altında olduğu hatta tutuklandığı bir iklimden geçiyoruz. Ancak bu durum dünyaya da özgü; Avrupa’da, hatta Trump yönetimiyle ABD’de de bile ağır bir sansür baskısı var. Sizin çizgileriniz bu baskı karşısında bir savunma mekanizması olarak mı şekilleniyor, yoksa form değiştirip başka bir dil........© T24
