Büyümenin sancısı, ülkenin gerçeği: Tiyatrocu Serin Öztoprak, 'Uyku Ölüm Dondurma Ülke'yi anlatıyor
Tiyatro eğitiminin ardından kariyerine sahne arkasında başlayan ve bugüne dek Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Aşık Shakespeare, Afife ve Palamut Zamanı gibi oyunlarda usta yönetmenlere yardımcı yönetmenlik yapan Serin Öztoprak; dört yazarın ortak kaleminden çıkan Uyku Ölüm Dondurma Ülke oyunuyla hem yazar hem de yönetmen olarak seyirci karşısına çıkıyor.
Öztoprak; otobiyografik öğeler taşıyan bu büyüme hikâyesini, oyundaki yurt ortamının ülke atmosferiyle kurduğu bağı, projenin kolektif üretim sürecini ve günümüz ekonomik koşullarında alternatif sahnelerde bağımsız tiyatro yapmanın zorluklarını T24’e anlattı.
Antre'nin yeni bölümünü dinlemek için tıklayın
- İlk olarak biraz kendinden bahseder misin, Serin Öztoprak kimdir?
Oyunda da bu soruyu çok soruyoruz aslında: Biz kimiz, ben kimim?
Ben liseden beri tiyatroyla haşır neşirim aslında. Güzel Sanatlar Lisesi’nde başladı yolculuğum. Sahnenin önünde, arkasında, her bir köşesinde vakit geçirdim. Sonrasında Kadir Has Üniversitesi’ndeki yolculuğum başladı. Oyunculuk okuyordum fakat elime bir metin geçtiğinde “Ben bunu nasıl oynarım?”dan çok “Bu metni nasıl sahneye koyarım, ona nasıl nefes veririm?” diye düşünüyordum. Belgesele merak saldım. Otobiyografik olan ilgimi çekmeye başladı. Kendimce denemelerim bile oldu. Belki de bu oyunu çok yapmak istememin temelleri o zamandan atıldı. Bize ait olanla haşır neşir olmak hep daha çok ilgimi çekti. Mezun olur olmaz sahne arkasında çalışmaya devam ettim. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Aşık Shakespeare, Afife gibi oyunlarda yardımcı yönetmenlik yaptım.
Ve ilk yönettiğim işim bir çocuk oyunu oldu: Önüm Arkam Duygularım Sobe. Çocuklara duygu farkındalığı yaratacak bir proje geliştirdik. Özgür, masalsı bir dünya kurmanın keyfini çokça yaşadım bu süreçte. İkinci işim ise bir yetişkin oyunu oldu: Uyku Ölüm Dondurma Ülke’miz. Yetişkin oyunu ama bir büyüme hikâyesi tabii. Çok küçük yaşlarda başlıyor hikâyemiz.
- Saydığın oyunların yönetmeni Serdar Biliş. Ağırlıkla büyük prodüksiyonlarla tanıdığımız, yönetmen olarak çok beğendiğim ve o ekibi nasıl yönetebildiğine hayret ettiğim biri. Onunla çalışmak nasıldı?
Onunla çalışmak çok büyüleyici bir şey. Ben her zaman onu bir sihirbaz olarak tanımlarım. Bir anda odaya girer ve bir hiçliğin içinden çok güzel bir tablo resmeder gibi gelir bana.
- Bir de bu sezon Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği Palamut Zamanı oyununda yardımcı yönetmenlik yapıyorsun. Daha önce tiyatro oyunu yapmamış bir sinema yönetmeniyle çalışmak nasıldı?
Kendime sık sık “İyi ki” diyorum; böyle bir buluşmanın, böyle bir tanışıklığın hayatımda yer bulmuş olmasından dolayı çok mutluyum.
Çağan Hoca, ilk kez tiyatro yapıyormuş gibi değil; sanki sahnenin ritmini zaten içselleştirmiş biri gibi geldi bana provanın başından itibaren. Onun dinamizminin, malzemeye şekil verme hızının bana öğretici anlamda çok katkısı oldu. Bu eşlik hâli benim için ayrı bir gelişim alanıydı.
Benim için son derece kıymetli bir süreç ve güçlü bir birliktelikti. Tiyatroya başka bir perspektiften yeniden bakmamı sağladı. Üstelik bir Çağan Irmak kaleminden, yüreğinden çıkan bir metni sahneye taşımak ve onun adım adım şekillenişine tanıklık etmek… Bunun heyecanı ve değeri benim için gerçekten bambaşka.
Merve Asya Özgür ve Bilge Çınar
- Yeni oyununuz Uyku Ölüm Dondurma Ülke ile sahnelerdesiniz, bu oyun bize ne anlatıyor?
Temelde bir büyüme hikâyesi aslında. Hepimiz büyümenin sancılı yollarından geçtik. Merve ve Bilge de bize o yolları aşama aşama anlatıyorlar diyebilirim. Çocukken büyümek isteriz; özgür olmak, dünyanın tadına bakmak isteriz. Bu çok heyecan vericidir, hatta bunun için acele bile ederiz… Ama bizim hikâyemizde, vardığımız noktada çocuklukla vedalaşmanın sancısına da yer var.
Tabii bu hikâye, yaratım ekibinin ve özellikle oyuncuların kendi hikâyelerinden hareketle kurgulanmış bir bütün. Örneğin oyunda bir yurt temamız var. Bilge ve Merve’nin yolları, aileleri tarafından gönderildikleri yatılı bir yurtta kesişiyor. Bu, Merve’nin gerçekten gittiği bir yurt bu arada. Biz işin içine kurmaca kattık ve Bilge’yi de bu yurda dahil ettik. Böylelikle birlikte büyüyen, yurdun ve aslında içinde var olmaya çalıştıkları hayatın keskin duvarları arasında nefes almaya çalışan iki kızın arkadaşlık hikâyesi de eklenmiş oldu.
Burada da bitmiyor aslında. Merve ve Bilge, kendileri dışında hayatlarında onlara eşlik eden başka karakterlerin bakış açılarını da yansıtıyorlar. Yurttaki öğretmenleri, anneleri, babaları; birden çok karakteri canlandırıyorlar.
Merve Asya Özgür ve Bilge Çınar
- Dört kişinin yazdığı ve yazarlardan bazılarının oyuncu olduğu bir metni yönetmek nasıl bir mesai? Provada son sözü yönetmen mi söyledi, yoksa kolektif mi ilerlediniz?
Bunu yakınlarımdan hep duydum; “Dört kişi bir oyun yazamazsınız” kıvamında cümleler. Fakat bu biraz da niyetle ilgili. Ben en başından beri bize ait olanı anlatmak konusunda ısrarcıydım. Ve bu noktada en önemli şeyin, hangi insanlarla bu yolculuğa çıktığın olduğunu düşünüyorum. Biz o konuda çok şanslıydık.
Sıfırdan bir şey yaratmanın zorluğu yadsınamaz tabii. Tıpkı bu büyüme hikâyesindeki gibi, bizim yaratıcı sürecimizde de sancılandığımız çok zaman oldu ama birbirimize karşı güvenimizi hiç kaybetmedik. En başından sonuna kadar çok kolektif bir çalışma yürüttük. Bizi ilerleten şey, belki de bir senelik prova süreci boyunca her şeyin çapasını sahnede atmamızdı. Biz bir masaya oturup bu metni yazmadık. Provalarda çok sayıda doğaçlama, yüzlerce egzersiz yaptık. Yolun bizi savurmasına, hikâyelerimizin akmasına izin verdik. Ve her şeyi kayıt altına aldık. Sonuçta bir metin, bir hikâye çıktı ortaya.
Prova odasında bir karar vericinin olmasının önemli olduğuna inanıyorum; nihayetinde yönetmenin görevlerinden biri de bu. Bu kadar kalbin ve kafanın bir arada çalıştığı bir işte elbette bir karar vericiye ihtiyaç doğuyor. Ama biz her zaman konuşarak, birbirimizi ikna ederek ve dinleyerek yürüttük süreci. Böylesi güvenli ve yapıcı bir ortamda çalışabildiğimiz için ayrıca minnettarım.
Merve Asya Özgür
- Oyundaki yurt ortamının aslında ülkenin bir yansıması olduğunu hissediyoruz. Peki hem ülkenin bu boğucu hâlini seyirciye hissettirip hem de sahnede ders veren, parmak sallayan, slogan atan bir oyuna dönüşmekten nasıl kaçtınız? O ince ayarı nasıl tutturdunuz?
Bunun çok içimizden çıkan bir hikâye olmasıyla ilgisi olabilir. Biz okları başkalarına atmak istemedik; hep kendi sancılarımızla haşır neşir olduk. Belki de bu yüzden o naifliği yakalayabildik. Bilmiyorum, bizden de bu çıktı işte (Gülüyor). Kalbimizin sesini dinledik diyebilirim.
- Günümüzde sahneler dev dekorlar ve görsel şovlarla doluyken, siz sahneyi neredeyse bomboş bırakıp bütün hikâyeyi iki oyuncunun enerjisine teslim ediyorsunuz. Yönetmen olarak sahneyi bu kadar sadeleştirmeye ve tüm dikkati oyuncuda toplamaya en başından mı karar vermiştiniz?
İçimde bu projenin kıvılcımları oluşmaya başladığında hep “Biz ne anlatmak istiyoruz?” diye sordum kendime. Başka hiçbir şey düşünmedim aslında. Anlatacağımız şeye, sesini duyurmak istediğimiz yere odaklandım. Zaten oyunun yapısı da sürekli hareket hâlinde olan, anlık değişimlerin, zaman atlamalarının, karakter dönüşümlerinin olduğu bir yapıya evrildi. Belki çok dekorumuz yok ama sahnede aslında çok kalabalığız (Gülüyor). Sürekli bir şeyler oluyor.
TIKLAYIN | Baver Karahancı tiyatronun hâllerini anlatıyor: Bağımsız tiyatro rasyonel bir iş değil ama anlatma arzusu dinmedikçe ölmez
- Geçen hafta Baver Karahancı ile söyleşi yapmıştım. O, söyleşide "Bağımsız tiyatro yapmak rasyonel bir iş değil" dedi. Senin anlattığından da aynı sonucu çıkartıyorum. Peki neden ısrar ediyorsunuz? Hangi motivasyonla bu işi yapmak için gecenizi gündüzünüze katıyorsunuz? Yeri geliyor ailenizden araç isteyip dekor taşıyorsunuz.
Galiba içimizde hep yanan bir umut var; olmak istediğimiz yer burası. Anlatmak istediğimiz hikâyeler ve bunun için mücadele edecek bir yüreğimiz var. Vazgeçilemez bir tutku bu. “Daha garantili bir hayat mı seçmeliyim?” diye çok düşündüm ama her seferinde tiyatroya geri döndüm.
Maddi karşılığı her zaman güçlü olmayabilir ama manevi karşılığı çoğu zaman çok daha ağır basıyor. Biz işimizi seviyoruz ve hikâye anlatmaya devam etmek istiyoruz. Var olma biçimimiz bu. Belki de bizi ayakta tutan şey tam olarak bu mücadele; o ateşi canlı tutan şey.
Son olarak oyunu merak edenler sizi ne zaman ve nerede izleyebilecekler?
13 Mart’ta KATS Sahne’de oynuyoruz. İlk kez orada sahneleyeceğiz. 18 Mart ve 4 Nisan’da Boa Sahne’deyiz. 10 Nisan’da ise Semaver Kumpanya’da bir oyunumuz var. Onun için de çok heyecanlıyız; çok sevdiğimiz, kıymet verdiğimiz bir sahne. Devamı şu an net değil, belli oldukça sayfamızdan paylaşıyoruz.
Künye
Yazar: Bilge Çınar, Merve Asya Özgür, Serin Öztoprak, Tuğçe Semiz
Yöneten: Serin Öztoprak
Oyuncular: Bilge Çınar, Merve Asya Özgür
Yardımcı Yönetmen: Tuğçe Semiz
Müzik: Ozan Yılmaz
Işık Tasarım: Cem Yılmazer
Kostüm Tasarımı: Tamar Çıtak
Görsel İletişim ve Tasarım: Mehmet Eroğlu
Kreatif Ajans: me.co studio
Antre Tiyatro Söyleşileri
1. Bölüm
2. Bölüm
3.Bölüm
4.Bölüm
5. Bölüm
6. Bölüm
