menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Yatıştırma” siyaseti otoriter popülizmi durdurabilir mi?

25 7
28.01.2026

Diğer

28 Ocak 2026

Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve Almanya arasında yapılan 29 Eylül 1938 tarihli Münih Antlaşması

Gemi batarsa alternatif senaryo korkutucu; nükleer çağda savaş!..

Son 80 yılda, 1945 ve 1990’dan sonra, 2025 uluslararası sistemin evrimini simgeleyen başlıca dönüm noktası oldu.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası toplum o günün koşullarında yeni bir savaşı önlemek amacıyla Milletler Cemiyeti’ni oluşturmuştu.

Devletlerin o dönemde gelişen farklı siyasi yönelimleri, hukuken bağlayıcı karar alma yeteneğinden yoksun Milletler Cemiyeti’nin etkin bir rol üstlenmesine imkan vermedi. Almanya’da Nazizm, İtalya’da ve Japonya’da Faşizm siyasi gücü ele geçirdi. Britanya ve Fransa “yatıştırma”(appeasement) ile savaşı önleyebileceklerini düşündüler. Tersine, 1938 Münih Anlaşması, Hitler’in yayılmacı hedefinin yolunu açtı. İkinci Dünya Savaşı kaçınılmaz oldu.

Günümüzde uluslararası sahnede senaryo ve oyuncuların rolleri gözden geçiriliyor. Tarihin dersleri de dikkate alınarak, 80 yaşındaki Birleşmiş Milletler sisteminin, günün koşullarına ve ihtiyaçlarına uyarlanarak işlevini sürdürmesinin sağlanması, en kötü senaryo olasılığını önleyebilecektir.

Siyasi güç kazanan Hitler, 1933’ten itibaren Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı sonrasında Versay Antlaşması (1919) ile kaybettiği toprakları geri almayı, ayrıca, Alman halkına refah düzeylerini yükseltecek yeni “yaşama alanı” (lebensraum) yaratmayı vaad etti.

Önce, Almanya’nın batı sınırındaki Milletler Cemiyeti tarafından yönetilen Saarland’ı geri aldı. 1935’te yapılan oylamada Saar halkı çoğunlukla Almanya ile yeniden birleşmeyi tercih etti.

Uluslararası toplumun 1931’de Japonya’nın Mançurya’yı ve 1935’te İtalya’nın Etiyopya’yı işgaline etkin tepki göstermemesinden de cesaret alan Hitler, 1936’da Almanya ile Fransa arasında yer alan ve Versay Antlaşması ile silahsızlandırılan Rhineland bölgesini işgal etti.

1938’de Hitler doğum yeri olan Avusturya’yı hedef aldı. Almanca konuşan 6,7 milyon nüfuslu Avusturya ile “birleşme” (Anschluss) “büyük Almanya” hedefinin önemli adımı olacaktı. Alman ordusu 12 Mart 1938’de Avusturya’ya girdi. Avusturya halkının bir bölümünün desteği ve ordusunun etkili direnme yeteneğinden yoksun olması, Hitler’e avantaj sağladı. Avusturya Hükümeti halkı direnmemeye davet etti. Böylece Avusturya Almanya ile birleşti.

Hitler’in Almanya’nın “yaşama alanını” genişletmesine göz yumarak, “yatıştırma” siyaseti ile savaşı önleyebileceklerini hesaplayan Britanya ve Fransa’nın yanıldığı kısa sürede anlaşılacaktı. Hitler’in hedefi çok daha genişti. Bu kez Çekoslovakya’yı gözüne kestirmişti.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun bazı bölgelerinin birleşmesi ile oluşan Çekoslovakya’da 10 milyon Çek, 3 milyon Slovak, 3 milyon Almanca konuşan Südet, 700 bin Macar, 500 bin Ukraynalı ve 60 bin Polonyalı yaşıyordu.

Hitler, Sudetenland’da yaşayan Südet Almanları’nın baskı altında olduğunu iddia etti. Propaganda Bakanı Göbbels, haklı bir temeli olmayan bu konuda sanki gerçekmiş gibi etkili bir kamuoyu oluşturma kampanyası düzenledi.

Britanya ve Fransa, Südet bölgesinin Almanya’ya verilmesinin Hitler’i yatıştıracağını düşündüler. Çekoslovakya Hükümeti, Hitler’in bununla yetinmeyeceğini ve sonunda tüm Çekoslovakya’yı işgal edeceğini öne sürerek öneriyi reddetti.

Sonunda, Britanya Başbakanı Chamberlain ve Fransa Başbakanı Daladier 29-30 Eylül 1938’de Münih’te Hitler ve Mussolini ile toplandılar. Çekoslovakya ve SSCB davet edilmedi. ABD katılmamayı tercih etti.

1938 Münih Anlaşması ile, Çekoslovakya’nın Südet bölgesi Almanya’ya verildi, buradaki Çek asıllı kişilerin bölgeyi terk etmeleri kararlaştırıldı. Südet bölgesi 5 Ekim 1938’de Almanya’ya katıldı.

İkinci Dünya Savaşı’na giden yolda kilit önem taşıyan bu “yatıştırma” anlaşması, öngörülen hedefine yaklaşamadı. Anlaşmadan cesaret alan Hitler, Çekoslovakya’nın tümünü aldı ve sonra Polonya’ya saldırması üzerine İkinci Dünya Savaşı çıktı.

Britanya ve Fransa’nın “savaşı önleme” amacıyla sürdürdükleri “yatıştırma” siyaseti, savaşı önleyemediği gibi, tersine, Hitler’i cesaretlendiren nitelik taşıdı.

Sonunda küresel bir yıkım, büyük bir insanlık........

© T24