Pazartesi Yazıları | Amerika aslında İran’a saldırmadı
Fransız felsefeci Jean Baudrillard bundan tam 35 yıl önce Liberation gazetesinde ocak-mart aralığına yayılmış şekilde üç makale kaleme aldı.
4 Ocak 1991’de yayımlanan ilk makalenin başlığı “Körfez Savaşı Ggrçekleşmeyecek”ti. Onu 6 Şubat’ta savaş devam ederken yazdığı “Körfez Savaşı Gerçekleşmiyor” takip etti. Nihayet 29 Mart’taki son yazı ise tahmin edeceğiniz üzere “Körfez Savaşı Gerçekleşmedi” adıyla çıktı.
Baudrillard bu üç makaleyi yazarken hiç şüphesiz ABD’nin Irak’a saldırmadığını iddia etmiyordu. “Körfez Savaşı hiç yaşanmadı” derken aslında yaşanın başka bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyordu.
Baudrillard’a kısa bir ara verelim ve ben aklımda kaldığı kadarıyla size o savaşı bir özetleyeyim isterim: (12 yaşındaydım.)
İlk defa bir savaş televizyonlardan canlı yayınlanıyordu. Birinci gün tüm Türkiye’de marketlere akın edilmişti; özellikle konserve, makarna, bakliyat gibi dayanıklı gıdaların rafları boşalmıştı. Ve akşamına insanlar evlerinden televizyon başında “savaş filmi” yerine bizatihi savaşın kendisini izleyeme başlamışlardı.
Ekranda sadece bir yerden bir yere doğru hareket ettiğini varsaydığımız yeşil bir ışığı izliyorduk. O esnada miğfer takmış Amerikalı gazeteciler zayıf bir ışığın önünde bize gece görüşlü kameraların yakaladığı o yeşil ışıkların aslında birer füze olduğunu ve nereyi vurmak üzere ateşlendiklerini anlatıyorlardı.
Türk televizyonları CNN, Fox gibi Amerikan kanallarıyla ortak yayına geçiyor, simultane tercümeyle oranın muhabirlerinin “sahadan” aktardıklarını bize iletiyorlardı. Türk televizyonları dediğime bakmayın, TRT dışında sadece bir adet özel kanalımız vardı.
Benim yaşımdaki çocuklar -ve hatta yetişkinler- için savaş karanlıkta ilerleyen yeşil ışıklardan ve göğsünde CNN yazan savaş muhabirlerinden ibaretti.
İşte Baudrillard televizyon denen alet aracılığıyla bize izletilen bu acayip ve aslında anlamsız görüntülerin aslında bir savaştan çok bir “güç şovu”, bir tür “şiddet pornografisi” olduğunu anlatıyordu.
Bombalar sadece Irak’a değil televizyon aracılığıyla bize de atılıyordu.
Yani bu savaşın rehineleri aslında bizlerdik. ABD’nin güçlü füzeleri karşısında titreyerek kendimize gelmemiz, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sadece birkaç yıl sonra gerçekleşen bu “one-man show”la tek kutuplu yeni dünya karşısında secde etmemiz isteniyordu.
Şöyle diyordu Baudrillard:
“Hepimiz medya sarhoşluğunun rehineleriyiz; savaşa inanmaya sevk ediliyor,........© T24
