İran’ın Bugününü Anlamak 2: Hamaney’i yaratanlar nasıl en büyük rakibi oldu?
İran’ın bugününü anlamaya çalıştığımız yazı dizisine kısa bir bayram arasından sonra ikinci yazıyla devam edelim. İlk yazıda Laricani Ailesi’nden yola çıkarak Ayetullah Hamaney’in İslam Devrimi’ni gerçekleştiren ailelerin çocuklarından oluşan bürokratik bir elit kadro aracılığıyla yönetimi nasıl tek elde topladığını anlatmıştım.
Şimdi gerilere gidiyoruz ve “Nasıl oldu da Hamaney bu kadar güçlü bir ‘tek adam’a dönüştü?” sorusuna cevap arıyoruz.
Baştan belirteyim; onun bu gücü eline geçirmesinin sebebi olan iki önemli karakter de yıllar sonra yaptıklarından çok pişman oldu. Pişman olmakla kalmadı, güçleri yettiğince Hamaney ve politikalarıyla kavga etti bu ikili. Ama nafile… Devrim Muhafızları ve bizde az bilinen/konuşulan Besic milisleri marifetiyle Hamaney, İslam Devrimi’nin en güçlü iki karakterini pasifize etmeyi hatta gerektiğinde hapse atmayı başardı.
Haşimi Rafsancani (Fotoğraf: AA)
Evet, birbirleriyle hiç uyuşmayan, siyaseten apayrı çizgileri temsil eden, hatta birbirlerini diğerinin kuyusunu kazmakla itham eden ve ama yıllar sonra Hamaney karşısında biçare halde aynı mağduriyeti yaşayan bu iki isim Haşimi Rafsancani ve Hüseyin Ali Muntazeri’ydi.
Hayat onları öyle bir noktaya getirdi ki, 2009’da muhafazakâr Ahmedinejad şaibeli bir seçimle cumhurbaşkanlığını kazandığında sonuca itiraz edenlerin başını Rafsancani ve Muntazeri birlikte çekiyordu.
Heyhat…
Önce Muntazeri’den başlamamız lazım. Çünkü filmi geri sardığımızda Rafsancani de Hamaney de onun yanında ancak “çırak” olabilirler.
Ruhullah Humeyni
Humeyni’nin İslam Devrimi’nin sadece beyni değil bizatihi kendisi olduğunu söyleyebiliriz. Onu kişilerüstü bir güce sahip olduğu için dışarıda tutarsak devrimin mimarisine üç isim şekil veriyor: (Önceki yazıda da adı geçen) Murtaza Mutahhari, Muhammed Behişti ve Hüseyin Ali Muntazeri.
(Bir not: Bu üçlüden Mutahhari’nin 1979’da devrimin ilk günlerinde Furkan Grubu’nun, Behişti’nin ise 1981’de Halkın Mücahitleri’nin düzenlediği bombalı saldırılarda suikasta kurban gitmeleri sonrası Muntazeri tek başına kalıyor. Ve belki de Rafsancani ve Hamaney’in önünün açılması bu iki suikast sonrası kolaylaşıyor.)
Hüseyin Ali Muntazeri
Bu üçünün arasından biri öne çıkıyorsa, herhalde ona da Muntazeri demeliyiz. Humeyni ondan “yaşamımın meyvesi” diye bahsediyor. Örgütü yöneten o. Hani sol örgütlerde “pratiği sağlam” diye bahsedilen birileri olur ya. İşte Muntazeri o insan. Para işleri vesaire, ondan soruluyor.
Ayrıca diğer Şii ulemadan farklı. Özgün bir adam. Bildiğini dümdüz söyleyen tiplerden. Politikayı hiç bilmiyor hatta ömrü boyunca da politik davranmayı beceremiyor. Bakın Muntazeri’yle aynı dönemde hapis yatan solcu öğrencilerden -şu anda da Stanford’da İran Araştırmaları Bölümü’nün başında- Abbas Milani onu nasıl anlatıyor:
“Hapishanede Muntazeri sade bir dille konuşurdu, tavırları yalındı. Tahran'dan uzakta küçük bir kasabadan geliyordu ve ölümüne kadar kırsal şivesini gizlemeye çalışmadı. Sol görüşlü mahkumlarla konuşmayı reddeden diğer din adamlarının aksine Muntazeri ilgisini çeken herkesle konuşurdu.
…
Muntazeri özünde bir entelektüeldi. Ama aynı zamanda siyasete de derinden karışmıştı. 1960'lar ve 1970'lerin büyük bir bölümünde Humeyni sürgündeyken, Muntazeri onun İran'daki baş temsilcisi ve mali yöneticisiydi.”
Devrim sonrası Muntazeri pek tabii ki kurulmakta olan İslam Cumhuriyeti’nde karar mercilerinin başı haline geliyor. Zaten onun Humeyni’den sonraki “Yüce Lider” olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Dolayısıyla sıfırdan oluşturulan devlet kademelerine yapılan atamalarda onun sözü geçiyor.
Hameney, 1979'da Tahran'ın cuma namazı imamıyken (Fotoğraf: Vikipedi)
Bilin bakalım Muntazeri sadece çok önemli yahut gelecek vadeden âlimlerin tercih edildiği Cuma Hutbesi’ni verme görevine kimi seçiyor? Evet, o esnada adını çok az insanın bildiği, daha silik bir karakter olarak Humeyni’nin ikinci halkasında kalan Ali Hamaney’i.
Tam burada Muntazeri’nin hikayesine kısa bir ara verip bir miktar daha geriye gidelim. Humeyni’nin yakın ekibinde Muntazeri kadar güçlü olmasa da bir başka etkili isim daha var: Yukarıda da bahsi geçen Haşimi Rafsancani. Humeyni henüz Paris’te sürgündeyken İslam Devrimi Konseyi’nin kurulmasına karar veriliyor. Bu konsey yeni rejime dair her şeye karar verecek olan yapı. Düşünün, kanunlardan hemşirelerin maaşına kadar her detay bu konseyden geçiyor. Rafsancani konsey üyeliği için o esnada Meşhed kentinde bulunan bir ismi öneriyor ve o isim Meşhed’den kalkıp Tahran’a gelerek pratik anlamda politikanın içine girmiş oluyor. Bildiniz, o isim yine Ali Hamaney.
Yani Hamaney bu iki ismin, Muntazeri ve Rafsancani’nin ön ayak olmasıyla sistemin içine giriyor.
Biz dönelim Muntazeri’ye… Devrimin ilk günleriyle birlikte Rafsancani ve Hamaney bu güçlü, bildiğini dümdüz söyleyen adamı rakip olarak görmeye başlıyor. Üstelik Muntazeri politik davranmaktan filan hiç anlamadığı için onun Humeyni’nin gözünde yıpranmasını sağlamaları hiç zor olmuyor. Zira Muntazeri kısa süre içinde rejimin baştan planlandığı gibi gitmediğini, daha demokratik bir yapıda olması gerektiğini, iktidarı ele geçirenlerin kısa sürede güç sarhoşu olduğuna dair eleştirilerini dillendirmeye başlıyor.
Yine önemli bir not: Bugün çok konuşulan ve iktidarın tek elde toplanmasının aracına dönüşen “Velayet-i Fakih” mercii aslında Muntazeri’nin teorisini kaleme aldığı, bir anlamda “icat ettiği” bir makam. Muntazeri, “Velayet-i Fakih” seçilecek kişinin tamamen dışarıdan, siyasal işlere hiç bulaşmadan -adeta bir tür danışman gibi- devletle Şiilik arasında uyum sağlayan bir mekanizmayı yürütmesini umuyor. Sonra çok pişman oluyor tabii… İş işten geçtikten sonra…
Mehdi Haşimi
Demokratik seçimlerin önemini, ülkenin idaresinin tamamen bu seçimle gelen yönetimin elinde olmasını, zaten İslam Devrimi’nin de böyle planlandığını sık sık vurgulamaya başlıyor Muntazeri. Ve ipler Muntazeri ekibinde yer alan (aynı zamanda damadının da kardeşi olan) Mehdi Haşimi’nin İran’ın gizlice ABD’den silah satın aldığını açığa çıkarmasıyla kopuyor. (İran-Kontra ilişkisini bir önceki yazı dizisinde anlatmıştım.)
1987’deki bu olaydan bir yıl sonra 4 bin rejim muhalifi infaz edilince herkes Muntazeri’ye “Aman sesini çıkarma” diyor. O ise Cumhurbaşkanı Rafsancani’ye filan değil, bizzat Humeyni’ye yazdığı çok sert mektubu şöyle bitiriyor: “Biz bunun için savaşmadık!”
Sonrası Muntazeri için hayat, tahmin edebileceğiniz gibi, hep zorluklarla geçiyor. Siyasette kendisine hiçbir şans verilmeyeceğini görüp Kum’a geçiyor. Orada bile evi saldırıya uğruyor, dahil olduğu her karar mekanizmasından atılıyor, tüm unvanlarının elinden alınması talep ediliyor ve nihayet Hamaney’in dini hüküm verme yetkinliğinde olmadığını söylemesi üzerine 1997’de “ihanetle” suçlanarak ev hapsine alınıyor.
Mahmud Ahmedinejad
Ev hapsi 2003’te 100 Şii ulemanın “Yeter artık, serbest bırakın” çağrılarının ardından sona eriyor. 2009’da, ölmeden kısa süre önce Ahmedinejad’ın kazandığı şaibeli seçim sonrası sokağa dökülen yüz binlere “Ne seçim ne de Ahmedinejad hükümetinin Müslümanlığı meşrudur” diyerek destek veriyor.
Muntazeri; Humeyni hayattayken Humeyni’ye, daha sonra Ayetullah Hamaney’e doğrudan karşı çıkabildiği için İran’daki reform hareketinin lideri kabul ediliyor. Fakat reformcular bu çizgiyi zaman içinde terk ederek, “Hamaney’i kızdırmadan reform” olarak kabul edilebilecek bir çizgiye evriliyor. Bu nedenle de 2018’deki gösterilerde “Ne reformcular ne muhafazakârlar / Bu oyun buraya kadar” sloganı yüz binlerin ağzından yayılıyor.
Muntazeri bu çizginin dışında nükleer silahlara doğrudan karşı çıkması, İran’da her zaman baskı gören Bahai dinine mensup kişilerin ibadet özgürlüğünü savunması, insan haklarına ve özellikle kadın haklarına İslami bir perspektifle vurgu yapmasıyla da biliniyor.
Geçelim ikinci kahramanımıza: Haşimi Rafsancani. Ben çocukken televizyondan İran’la ilgili haberlerde en çok duyduğum kelime Rafsancani’ydi. Nasıl olmasın? 1980-89 arasında Meclis Sözcüsü, 1989-1997 arası Cumhurbaşkanı… Ayrıca uzun yıllar Uzmanlar Meclisi Başkanı-Sözcüsü. İslam Devleti’nin en önemli mevkilerinde bulunmuş birinden bahsediyoruz.
Lakin ilginç olan şu ki Rafsancani’nin ismi bu kadar kulağımızdayken Hamaney’i o kadar sık duymazdık 80’lerin sonu ve 90’ların başında. Oysa Hamaney o zaman da “Yüce Lider” idi. Tarihe dönüp bakınca anlıyorum ki, bu durum tesadüf değilmiş. Onu Devrim Konseyi’ne seçtiren Rafsancani’nin yanında “silik” kaldığı bir dönem geçirmiş Hamaney. Nasıl silik kalmasın ki, onu Yüce Lider koltuğuna oturtan adamın yanında…
Evet, tam burada bir video paylaşmak istiyorum sizinle. 2009 yılına ait İsveç yapımı bir belgeselden:
Bu kayıtlar 20 yıl sonra ortaya çıkmış kayıtlar. Rafsancani Uzmanlar Meclisi’ne açık açık “Humeyni bana yeni liderin Hamaney olmasını söyledi” diyor videoda. Hatta tepkiler, dalga geçenler oluyor. Hamaney -öyle sanıyorum ki- “Ya benim bundan haberim yoktu” demek için kürsüye geliyor, tepkiler yüzünden konuşamadan iniyor.
Peki Rafsancani bunu niye yaptı? Yani kendi eliyle en yüksek makama niye Hamaney’i seçti? Cevabı İran’ı anlamamız için önemli. Çünkü o da yürütme ve yasamanın Cumhurbaşkanı olarak kendi elinde olmasını istiyordu. İslam Devrimi başlangıçta böyle bir matematikle planlanmıştı. En tepede gözüken ama aslında icracı bir makam olmayan Yüce Liderlik makamında “kontrol edebileceğine” inandığı bir ismin oturmasını arzuluyordu.
O isim, Rafsancani’yi ofisinde sık sık ziyaret ederek ona sadece devlet işleri değil, her konuda akıl danışan Ali Hamaney’den başkası olmamalıydı. Hamaney’in sembolik bir pozisyonda devre dışı kalacağını hesap ediyordu. Ama işte işler istendiği gibi gitmedi. Oraya geleceğiz.
Rafsancani reformist veya ılımlı denebilecek bir isim filan değil aslında. Basbayağı otoriter, Humeyni’nin izinden giden, solcuların infaz edilmesi yahut ABD’yle silah alışverişleri gibi işlerde parmağı olan bir isim. Üstelik cumhurbaşkanlığı döneminde hakkında çıkan yolsuzluk iddialarının ucu bucağı yok. Ticaretle filan arası iyi, zamanla ülkenin en zengin adamlarından biri oluyor.
Buna rağmen ekonomik anlamda liberal bir çizgiden yana. IMF’le anlaşmalar yapıyor. Batı’yla ilişkileri önemsiyor. Nükleer meselesinde müzakerelere kapıyı yekten kapatmıyor. Başta Suudiler olmak üzere Sünnilerle iletişimi kesmiyor. İşte bu özellikleri nedeniyle yavaş yavaş Hamaney’le arasına kara kedi giriyor. Hamaney onu Muntazeri’ye yaptığı gibi doğrudan eleştirmiyor yahut ev hapsine filan aldıramıyor ama kendine yakın isimlere yaptırdığı açıklamalarla yıpratıyor, çeşitli makamlara aday olmasını engelliyor ve zaman içinde sistemin dışına atıyor.
Haşimi Rafsancani ve Ali Hamaney
Rafsancani Hamaney’i seçtirmek dışında ilk hatasını İletişim, Dışişleri, Eğitim, Kültür, Savunma ve İçişleri bakanlıklarının seçimini Yüce Lider’in onayına bırakmakla yapıyor. Bunlar aslında toplumu şekillendirme açısından en kritik bakanlıklar. Fakat Rafsancani ekonomi yönetimini önemsiyor, oraya el atıyor. Fakat Cumhurbaşkanlığının ikinci döneminde Hamaney’den ekonomi eleştirileri duymaya başlıyor.
1997’deki seçimlerde Hamaney’in desteklediği muhafazakar aday Natek-Nuri yerine sandıktan reformcu Hatemi çıkınca (Rafsancani iki dönem kuralı nedeniyle aday değil) Hamaney’in yaptığı açıklama önemli. “Sandıktan kim çıkarsa çıksın tabii ki sekiz yıl boyunca Rafsancani’ye davrandığım gibi davranacağım” diyor ve ekliyor: “Tabii kimse benim için bir Rafsancani olamaz.”
Burada açıklamada güç dengesinin değiştiğini görüyoruz. Bir yandan kendi istemediği adayı kabullendiğini söylerken diğer yandan Rafsancani’yi o isimle kendinin altında bir yerde eşitliyor. Tabii taraflar hâlâ birbirine karşı saygılı ve özenli.
Seyyid Muhammed Hatemi (Fotoğraf: AA)
Hatemi dönemindeki özgürlük ortamı aslında dolaylı olarak Hamaney’in işine geliyor. Şöyle ki: Bu ortamda geçmiş dönem, yani Rafsancani’nin politikaları yerden yere vuruluyor ve Rafsancani itibar anlamında darbe alıyor. Bu da Hamaney’e bir avantaj sağlıyor. 2005’te yeniden aday olduğunda Rafsancani’nin karşısında net biçimde Hamaney’in desteğini alan Ahmedinejad var. Ve o kadar ilginç bir durum oluşuyor ki: İkinci tura o kalınca bu defa onu yerden yere vurarak zayıflatan reformcular “Aman Ahmedinejad gelmesin” diye Rafsancani’nin arkasında birleşmek durumunda kalıyor, ancak Ahmedinejad seçimin galibi oluyor.
Neyse, uzatmayayım, Ahmedinejad’ın ikinci kez seçilmesini istiyor Hamaney. (Ki onunla da ikinci döneminde “dalaşmaya” başlayacak.) 2009 seçiminin galibinin 25 milyon oyla Ahmedinejad olduğu açıklanıyor ve ortalık karışıyor. Halk, "Seçimler hileli" diyerek sokaklara dökülüyor. Reformcu adaylar Kerubi ve Musavi tutuklanıyor ve Hamaney 19 Haziran’daki Cuma Hutbesi’nde ilk kez Rafsancani’yi doğrudan hedef alıyor.
Rafsancani cevabını yine bir hutbede veriyor ve muhalif Yeşil Hareket’in temsilcilerinin tutuklanmasına, şiddet kullanımına karşı çıkıyor. Yani Hamaney’le çatışa çatışa Rafsancani de “muhalefete” hatta reformcuların arasına -biraz abartıyorum belki- katılmış oluyor.
Ali Hameney (solda) ve kardeşi Muhammed
Bundan sonra Hamaney’in yol vermesiyle muhafazakar kanat Rafsancani’ye açıktan saldırmaya başlıyor. Hamaney’in bakanları tarafından “fitneci” olmakla suçlanıyor. Hatta Ali Hamaney’in kardeşi Muhammed, Rafsancani’ye açık açık “Hain. Yalancı. ABD’nin aparatı” diyor. “Kadife Devrim” yapmayı denemekle suçluyor. (Hayat ve politika acayip: Kardeş Hamaney benzer bir açıklamayı Humeyni hayattayken yapmış, Rafsancani’ye sallayınca cevabı Humeyni’den almış. “Bunları söyleyenlerin dili İsrail’den daha şeytanidir” demiş Humeyni ve kardeş Hamaney uzun yıllar siyaset sahnesinden silinmiş bu açıklama sonrasında.)
Sonrasında Rafsancani’yle Hamaney’in ilişkileri bir daha eskisi gibi olmuyor ama iki taraf da doğrudan polemiğe girmiyor. Rafsancani’nin 2013’teki adaylığı Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından engellenince onun “öğrencisi” ve desteklediği Ruhani ismi öne çıkıyor ve Reformcular da mecburen Ruhani’nin ardında birleşiyor. Galip gelen Ruhani’nin ikinci seçimi öncesinde, 2017’de Rafsancani de hayata veda ediyor.
Muntazeri ve Rafsancani gibi iki demir leblebiyi eriten Hamaney yoluna zaten sert olan politikasını daha da sertleştirerek devam ediyor. Bizzat Rafsancani eliyle serpilen Devrim Muhafızları’nın gücünü arkasına alarak “tek adam” rejimini muhaliflerine bile kabul ettiriyor. Hamaney’e rağmen siyaset ihtimali ortadan kalkıyor, muhalefet ancak Hamaney’in izin verdiği sınırlarda yapılabilir hale geliyor. Hamaney rejimi her türlü değişim talebine benzeri görülmemiş bir sertlikte yanıt vererek toplumun her kesimini sindiriyor.
Burada bitirelim. Bir sonraki yazıda Devrim Muhafızları ve “bonyad” adı verilen vakıfların İran’da gücü ve ekonomiyi belirlemedeki rolüne bakalım istiyorum.
