Ya aileden daha iyisini yapabilseydik: Sophie Lewis’le “aileyi ilga etmek” üzerine…
Diğer
T24 Haftalık Yazarı
11 Ocak 2026
Sophie Lewis
2025 yılında “Aile Yılı” ilan edildiğinde, Türkiye’de aile tartışmaları alevlendi. Resmî söylem, aileyi tek bir kalıba indiriyor; kan bağına dayalı, kadın–erkek–çocuk üçlüsünden oluşan “ideal” bir yapıyı merkeze alıyordu. Oysa bu çerçevenin dışında kalan milyonlarca hayat vardı: çocuksuz aileler, birlikte yaşamayı seçenler, tek ebeveynli aileler, LGBTİQ bireyler ve ilişkilerini kan bağının ötesinde kuranlar, “seçilmiş aileler”.
Aile, uzun zamandır üzerine düşündüğüm, yazılarımda dönüp dolaşıp geldiğim bir mesele. “Doğal” diye sunulan bu yapının neyi dışarıda bıraktığını, kimleri görünmez kıldığını hep merak ettim. Bu yüzden aile üzerine her yeni tartışma, benim için yalnızca politik değil, aynı zamanda kişisel bir soru anlamına geliyor. Tam da bu dönemde Ayrıntı Yayınları’ndan yayımlanan Ailenin İlgası elime geçti. Yazarı, İngiltere doğumlu yazar ve aktivist Sophie Lewis, daha ilk sayfada soruyordu: “Ya aileden daha iyisini yapabilseydik?” Kitap, aileyi romantize eden ezberi tersyüz ediyor. Şanslı doğanlar için aile sevgi ve şefkat dolu olabilir; ama pek çok insan için terk edilme, ihmal, istismar ve şiddetin mekânı. “Mutlu” ailelerde bile bakım emeği görünmez, karşılıksız ve yıpratıcı. Lewis, tam da bu noktada “Oysa her şey başka türlü olabilir,” diyerek aileyi ilga etme fikrini tartışmaya açıyor. Sophie Lewis, dikkatini 1960’lara çevirerek Shulamith Firestone gibi radikal feministlerin ve gey kurtuluş hareketinin aile karşıtı politikalarını hatırlatıyor; bu hattı yirmi birinci yüzyıla taşıyan queer Marksistlere kadar iz sürüyor.
Ailenin İlgası’nı, aileyi “doğal” ve kaçınılmaz bir kurum olarak kabullenmekte zorlanan; bakımın, sevginin ve birlikte yaşamanın başka biçimlerinin mümkün olup olmadığını düşünen herkes için öneriyorum. Sophie Lewis’le online buluştuk ve “aileyi ilga etmek” üzerine uzun uzun konuştuk.
- “Aile” meselesi, bugün neden politik bir başlık haline geliyor?
Bu çok yerinde bir soru; çünkü yalnızca on yıl önce böyle bir tartışma neredeyse hiç yoktu. D. K. Griffiths ve J. J. Gleeson 2015’te şöyle yazıyordu: “Sol, büyük ölçüde aile meselesini terk etmiş durumda. Bugünün sol örgütleri, aileyi çağdaş kapitalist toplumun değişmez bir parçası olarak kabul ediyor ve onu sona erdirmek için hiçbir şey yapmıyor.”
Batı’daki antikapitalist hareketlerde aileyi dönüştürerek ortadan kaldırma fikrine yönelik ilginin yeniden canlanmasını, yavaş ama kararlı biçimde başlatan şey, Juliana ve Danyal Kade’in zamanlaması son derece isabetli müdahalesi oldu. Metinlerini “21. yüzyıl ailesine feminist bir analiz ve onun dönüştürülerek ortadan kaldırılmasına dair komünist bir öneri” olarak sundular. Bu müdahale, aileyi dönüştürerek ortadan kaldırma fikrini yeniden düşünmeye açan bir kapı işlevi gördü.
- “İlga etmek” tam olarak ne anlama geliyor?
Karl Marx için, 19. yüzyılın ortasında “ilga etmek” –Almancadaki karşılığıyla Aufhebung– insanlığın kendine doğru ilerleyen tarihsel “geri dönüş” yolculuğunu ifade ediyordu. Bu kavram, şaşırtıcı biçimde, yıkım, dönüşüm ve hatta gerçekleşme unsurlarını bir arada barındırıyordu. Evet, gerçekleşme. Bizi asıl duraksatan da bu. Marx’ın önerdiği şey şuydu: Sınıflara dayalı mevcut durumu ilga etmek, onu yalnızca yok etmek değil; onu dönüştürerek, paradoksal biçimde, içinde gizli duran vaadini hayata geçirmek demekti. Yani yıkmak, evet; ama bu yıkımı dönüştürerek yapmak ve böylece bastırılmış, gömülü potansiyeli açığa çıkarmak. Örneğin, polis kurumunu ilga etme süreci, gerçek adaleti hayata geçirme projesidir. Köleliği ilga etme süreci, “insan” adını hak edecek bir şeyi birlikte icat etme yönünde, yeryüzü ölçeğinde bir girişimdir. Aynı mantıkla, aileyi ilga etmeyi savunanlar için de görev şudur: Bakımı evrenselleştirerek, özel çekirdek haneyi gereksiz, işlevsiz ve nihayetinde eski bir form hâline getirmek. Böylece aile, zorunlu bir yapı olmaktan çıkar.
- “Aileyi ilga etmek” bugüne kadar hiç gerçekleşmemiş bir vaadi hayata geçirmek anlamına mı geliyor?
Evet, kulağa sezgiye aykırı geldiğini biliyorum. “Aileyi ilga etmek”in, ailenin bugüne dek gerçekleştiremediği o vaadi –herkesin korunup kollandığı, herkesin şefkat gördüğü bir dünyayı– ilk kez mümkün kılmak anlamına geldiğini söylemek tuhaf gelebilir. Ama ilga düşüncesi, tarihi tam da böyle kavrar: Tarihsel değişimin nasıl gerçekleştiğini bu şekilde düşünür.
- Bu biraz soyut değil mi?
Hayır, aslında öyle değil. 2015’te, iki genç Marksist araştırmacı olan D. K. Griffiths ve J. J. Gleeson, solun “aile” meselesini neredeyse tamamen terk ettiğini yazıyordu. Bu başlığın yeniden açılmasıyla birlikte, ilga fikrini yeniden düşünmeye yönelik bir hareketlenme başladı ve giderek ivme kazandı. Sonraki yıllarda, aralarında Lola Olufemi, Katie Gibson, Lily Sánchez, Gina Kim ve Devon Price’ın........
