Murat Belge, ‘Tutunamayanlar ve Oğuz Atay’ı anlattı: İç monolog, anlatım biçimleri, romanın yapısı… Bir de bakıyorsunuz bu adam mühendis!
Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı yayımlandığı günden bu yana Türk edebiyatında en çok tartışılan romanlardan biri. Peki bu roman hakkında bugün yeni ne söylenebilir? Eleştirmen ve yazar Murat Belge, İletişim Yayınları’ndan çıkan Bir Dönüm Noktası Olarak Tutunamayanlar ve Oğuz Atay kitabında tam da bu sorunun peşine düşüyor. Belge, Tutunamayanlar’ın olaylı yayımlanma sürecinden yıllar sonra kazandığı geniş okur ilgisine, anlatı tekniklerinden metinlerarası ilişkilere kadar uzanan geniş bir çerçevede romanın edebiyatımızdaki önemini anlatıyor. Kitap, Tutunamayanlar üzerine yeni bir okuma önerirken romanla ilk kez karşılaşan okurlara da yol gösteriyor.
Murat Belge ile buluştuk. Oğuz Atay ve Tutunamayanlar’ın Türk romanındaki yeri üzerinden, romanın yayımlandıktan yıllar sonra kazandığı okur ilgisini, Selim ile Turgut arasındaki ilişkinin romanın yapısını nasıl belirlediğini ve Olric’i konuştuk.
- Tutunamayanlar neden Türkiye’de yazılmış gelmiş geçmiş en iyi romandır?
“En iyi roman” gibi cümlelerden aslında kaçınmak gerekir. İnsan yanılabilir, fazla iddialı bir laf. Ama ben bunu söyledim. Tam nedeni, gerekçem neydi bu cüretkâr lafı söylemeye? Mesela Yaşar Kemal’i düşünelim. Bir bölgeyi anlatır, orada yaşayan insanların başına gelenleri anlatır. Başlarına ne gibi felaketler geliyor, memleketin hangi eksiğini gösteriyor. Bir sorunu alır ve onu inceler. Bizim edebiyatımızda genel olarak böyle yapılır zaten: Bir sorunu anlatırsın. Oğuz Atay da aslında bir sorunu anlatıyor. Ama bunu yaparken başka bir şey de yapıyor. Romanın kendisiyle uğraşıyor; yani romanı roman yapan teknik meselelerle. İç monolog, anlatım biçimleri, romanın yapısı… Bunların hepsi bilinçli bir şekilde var. Bizim edebiyatımızda genellikle böyle bir teknik arayış pek görülmez. Sorunu anlatırsın, hikâyeyi kurarsın, orada kalır. Oğuz Atay’da ise romanın nasıl kurulduğu da meselenin bir parçası oluyor. Bir de bakıyorsunuz, bu adam aslında bir mühendis. Ama dünya edebiyatını çok yakından izlemiş. Roman tekniği konusunda ciddi bir bilgi birikimi var. Romanı roman yapan o teknik meseleleri çalışmış, düşünmüş ve kullanmış. Bence Tutunamayanlar’ı ayrı bir yere koymamızın nedeni biraz da bu.
- Romanda Oğuz Atay’ın mühendis zekâsını da görüyoruz.
Evet, evet. Edebiyatçı olmayan bir edebiyatçının olağanüstü, şaşırtıcı yanı bu.
- Javier Cercas’la yaptığım bir röportajda edebiyatın “yararlı olma” iddiasına girdiği anda propaganda ya da pedagojik bir metne dönüşeceğini söylemişti. Oysa Türk romanında çoğu zaman okura bir şey öğretme, yararlı olma isteği ağır basıyor. Oğuz Atay’da ise böyle bir kaygı yok. Sizce başarısında bunun da payı olabilir mi?
Tabii ki. Türkiye’de roman uzun süre gerçekçi anlatı çizgisinde ilerlerken, modernist romanda asıl belirleyici olan anlatılan konudan çok anlatım biçimidir; Oğuz Atay da Tutunamayanlar ile bu açıdan önemli bir kırılma yaratmıştır.
Murat Belge T24 ofisinde...
- 1970’lerdeki mesafeli karşılamayla, 80’ler ve 90’lardaki yoğun ilgi birlikte düşünüldüğünde, Tutunamayanlar’ın okurla kurduğu ilişki nasıl değişti?
Muhtemelen kuşak farkı var. İlk karşılayanlar başka bir kuşaktandı. Ama ikinci doğuşunda bambaşka bir okurla karşılaştı. Bence o noktada okurlar, eleştirmenleri de geçtiler. (gülüyor)
- Peki roman sizce ne kadar otobiyografik öğeler taşıyor?
Oğuz Atay işin edebiyat tarafını çok dikkatli kurmuş bir yazar. Edebiyatın hammaddesi diyebileceğimiz şey ise büyük ölçüde kendi hayatı. Kendi hayatında başkalarının belki çok da önem vermeyeceği, şöyle bakıp geçeceği bazı şeyleri o çok sindire sindire yaşamış gibi görünüyor. Sindirirken de bunu çok mutlu bir şekilde yaşamamış olabilir; muhtemelen de öyle. Bir bakıma romanın yapısında da bu var. Tutunamayanlar’da Turgut, Selim’in hayatını anlamaya çalışır; farklı insanlarla konuşur, parçaları toplar ve onun biyografisinin peşine düşer. Romanın biçimi de aslında böyle bir biyografi arayışından doğar.
- Sizce Oğuz Atay nasıl bir kişi?
İnce düşünceler üreten ve onların gösterdiği doğrultuda davranabilen, davranan bir kişi… “Tutunamayan” kendisi ince bir kavram. Duyarlı bir kişi. Çeşitli karmaşık insani durumlara aşina bir adam. Ama öncelikle “mizah” yeteneğine sahip. Hayli ters durumlarda da bu terslikler içinde gülünecek noktayı buluyor. Ama bunu bulması “acı” olanı kaçırması demek olmuyor.
- Peki bu arayış bir dostluğu mu yoksa hiçbir zaman tamamlanamayan bir “anlama çabası”nı mı anlatıyor? Ya da Turgut, Selim’i anlamak için değil, onu yeniden inşa etmek için yazıyor olabilir mi?
Ben buna biraz itiraz ederim doğrusu. Üzerine tartışsak fena olmaz. Bence mesele doğrudan “tutunamamak” değil. Selim’den alınabilecek şeyler var; onları alıp hayatı başka türlü yaşamak lazım. Bir de, Selim’in Nermin’e biraz kötü davrandığı kanaatindeyim. Nermin de o muameleyi hak etmedi.
- Tam da bu noktada Nermin’e gelmek istiyorum. Selim’in kadınlara bakışı sizin deyiminizle “tam ergenleşmemiş erkek çocuk tavrı”. Tutunamayanlar bu sorunlu erkeklik biçimini görünür kılmıyor mu?
Her şeyi bu kadar titiz düşünen, içinden hisseden bir adamdan söz ediyoruz. Buna rağmen kadın-erkek meselesine geldiğinde çok alışılmış bir yerden düşündüğünü görüyorsunuz. Bu da aslında anlaşılabilir bir şey. Çünkü bu memlekette erkekler böyle büyütülüyor. Oğuz Atay da başka konularda gösterdiği o keskinliği, o çevikliği burada bence tam göstermiyor.
Ebru D. Dedeoğlu ve Murat Belge
- Eğer roman Turgut’un metniyse, Selim’in kadınlara bakışındaki sorunlu dilin bir kısmı da Turgut’un filtresinden geçmiş sayılmaz mı? Yani roman Selim’i değil de, Turgut’un ahlaki sınırlarını mı ele vermez mi?
Evet, böyle diyebiliriz. Çünkü romanda Selim çok güçlü bir figür gibi duruyor; roman boyunca herkes onun hakkında bir şey söylüyor ve okur da yavaş yavaş onun hakkında bir bütünlük kuruyor. Ama o parçaları toplayan kişi Turgut. Selim’in hayatını anlatan da aslında o. Dolayısıyla anlatı kaçınılmaz olarak Turgut’un bakışından geçiyor. Bu yüzden Turgut’un kendisinin de birtakım kusurları olması çok doğal. Roman boyunca, Selim’i anlamaya çalışırken aynı zamanda kendi hayatıyla da yüzleşen bir Turgut görüyoruz.
- Tam olarak çözemediğim bir konuyu sormak istiyorum. Olric, Turgut’un “alter ego”su mu? Eğer Olric ile Turgut arasında bir ast-üst ilişkisi varsa, Turgut’un iç dengesini kurmakta zorlandığını söyleyebilir miyiz?
Romandaki Olric faslını anlamayanlar çoğunlukta. Genellikle Dickens’ın Büyük Umutlar’ındaki Orlick’ten esinlendiği düşünülüyor, ama farklar epey fazla. Orlick gerçek bir “roman kişisi”dir; Olric Turgut’un uydurduğu bir ses, Turgut’a “Sen haklısın” demek üzere var. Turgut’u onaylayan hayali bir yaratık. Atay buna niçin gerek duymuş, inandırıcı bir cevap veren yok. Biraz fanteziye kaçıyor.
- Bugün Tutunamayanlar’ı “en büyük roman” yapan şey sizce hâlâ aşılamamış olması mı, yoksa tam olarak anlaşılmamış olması mı?
Nesinin anlaşılmasını bekliyoruz? Bir romanın bütün ayrıntılarını yakalamak zaten her zaman mümkün değildir. Ama bu, romanın anlaşılmadığı anlamına gelmez. Çünkü roman dediğimiz şey yalnızca “konu”dan ibaret değildir. Hayat hakkında düşündürmek isteyen bir roman her zaman konusunu aşan başka şeyler de kurar. Tutunamayanlar’da da böyle bir durum var. Romanın adı bize bir ipucu verir: roman “tutunamayan insanlar” hakkında. Ama bu da meseleyi bütünüyle açıklamaz. Çünkü romanda tutunamamanın farklı biçimlerini, farklı nedenlerini görürüz.
- Son olarak sizce edebiyat teknolojiyi yenilecek mi? Ne dersiniz?
Korkuyorum. “Hayır” diyemem. İnsan ister istemez endişe duyuyor.
