Gökhan Akçura, “Ayak/Kabı” tarihini anlattı: İhtiyaç mı, yoksa bir sınıfın izlerini taşıyan fetiş bir nesne mi?
Osmanlı dönemindeki “Ahilik Teşkilatı”ndan gelen “Pabucu dama atılmak” deyiminin ardındaki esnaf düzeni, yumurta topuğun izinde kabadayılık kültürü, bir çift ayakkabının içinde ise koca bir tarih var. Yazar Gökhan Akçura’nın Ayak/Kabı Sözlüğü bu izleri bir araya getiriyor. Yüzlerce belge, görsel ve örnek üzerinden, gündelik hayatın en sıradan nesnelerinden ayakkabının maceralı yolculuğunu anlatıyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, sahneden sokağa uzanan kitap, ayakkabının yalnızca ayağı değil, dönemlerin izlerini taşıdığını da hatırlatıyor.
Gökhan Akçura ile dünden bugüne “Ayak/Kabı” tarihini konuştuk…
- Kitabınız beni çok heyecanlandırdı. Hemen sormak istiyorum. Ayakkabı bize toplum hakkında ne anlatır? Hangi ipuçlarını verir?
Ayakkabı diğer giyim nesnelerinden farklı değil. Yer aldığı toplum hakkında birçok açıdan bilgi verebilir. Tarihsel geçmiş hakkında ilginç hikâyeler barındırır. Mesela, “yumurta topuk”…
- Evet, kitabınızdaki “yumurta topuk” maddesi oldukça enteresan…
Evet. Özellikle kabadayıların tercih ettiği bir ayakkabı bu. Ama külhanbeyler (ki kabadayıların daha onurlu kesimini temsil ediyorlar) yumurta topuktan uzak dururlar. Yumurta topuğun tarihi günümüze kadar uzanır. Elazığ ile Çarşamba yerleşimlerimiz arasında yumurta topuk konulu bir patent kavgası olduğunu biliyor musunuz? Kabadayılık kültürünün hâlâ sürmekte olduğunun ayakkabı tarihi açısından kanıtı adeta… “Pabucu dama atılmak” ise eski esnaf kültürümüz açısından ilginç bilgiler taşıyan bir deyiş. Kapalıçarşı Kavaflar Caddesi gibi lonca geleneğinin sürmekte olduğu yerlerde bir ayakkabı imalatçısı düşük kalitede ürün satar ve bu anlaşılırsa, kalitesiz ürünü dama atılırmış. Elbette bir gösteri biçiminde. İmalatçı için utanç verici bir davranış olarak…
- Reşad Ekrem Koçu sözlüğün ana kaynaklarından biri. Koçu’nun yazdıkları ayakkabı kültürünün izini sürerken nasıl bir kapı açtı?
Koçu’nun açtığı kapılardan her zaman geçerim. Ele aldığım konunun tarihiyle ilgili mutlaka bir şeyler toplamış, yazmıştır. Ayak/Kabı Sözlüğü’nü yazarken daha şanslıydım. Çünkü Reşad Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi’nin yanı sıra bir de Giyim Kuşam Sözlüğü yayımlamıştı. Bu kitabın ayakkabıyla ilgili maddelerinden gani gani yararlandım. Koçu’nun diğer tarihçilerden çok farklı bir kişiliği var. Konulara çok değişik açılardan bakmaya çalışır, sözlü kültürden, marjinal anlatıcılardan yararlanır. Benim gibi ayrıntılara çok önem veren bir araştırmacı için vazgeçilmez bir kaynak.
- Peki, Osmanlı döneminde insanların gündelik hayatta potin üzerine galoş giydiğini öğreniyoruz? Neden?
Eski devirlerde her tür pabuç ve kunduralar ya yalın ayak ya çorapla veyahut mest ile giyilirdi ve bu pabuçlar, kunduralar yalnız camilerde, evde değil, dükkânlarda bile eşik önünde çıkartılırdı, âdet böyleydi. Galoş denilen ve kabaca söylersek üst üste iki ayakkabıdan oluşan bu giysiler 19. yüzyıl başında Avrupa’dan geldi. Üstteki galoş, içteki ise potin adını taşırdı. Galoş potinin üzerine giyilir, iç mekâna girilirken galoş çıkarılır, içeriye yola basmamış, temiz olan potinle girilirdi. Batılılaşma merakımız arttıkça galoşlar da çoğaldı.
- Aynı bağlamda nalın takunya ile farklı değil mi? Ve bir hamam ayakkabısının bu kadar gösterişli olması dönemin estetik anlayışıyla mı ilgili?
Takunyayı........
