menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yılbaşı mutfağı: Türkiye ne yer, ne hayal eder?

15 1
previous day

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

29 Aralık 2025

31 Aralık akşamı mutfakta güzel bir enerji olur. Bugün diğer günlerden daha özenli olsun dersin, en güzel sofrayı sen kurmak istersin. “Büyük bir sofra mı kursak?” dersin, sonra “abartmayalım” diye geri adım atarsın ama kendini kırmızılı peçeteler, yaldızlı masa örtüsü ve hatta yılbaşı desenli tabak takımı satın alırken bulursun. Peki bugünkü Türkiye ekonomisinde hayaller kızarmış hindi, gerçekler hormonlu tavuk mudur?

Ne yazık ki biraz öyle.

Aslında Türkiye’de yeni yıl sofrasının en belirgin özelliği şudur: kimse tam olarak ne yapacağını bilmez ama herkes bir şey yapmak ister. Hindi mi olsun, balık mı? Dolma mı saralım, meze mi dizelim. Büyüklere rakı, küçüklere kola derken “Acaba yakışır mı?” diye düşünülen her şey masaya girme şansı bulur.

Ancak hindi meselesi tam da bu yüzden ilginçtir çünkü hindinin sanıldığı gibi Hristiyanlıkla filan bağlantısı yoktur; Orta çağ Avrupa’sında eti bol fiyatı ucuz bir hayvan olduğundan, kalabalık sofralara uygun bulunmuş, Noel geleneğine sonradan yapıştırılmıştır. Türkiye’de bu mevzu her yılbaşı konuşulur ama yılın geri kalanında kimse hindinin yüzüne bakmaz. Marketlerde zor bulunur, kasap vitrininde rastlanmaz. Yani hindi bizde bir alışkanlık değil, bir 31 Aralık aksesuarıdır. O yüzden de esasen kimse nasıl pişirileceğini bilmez. Bilenler de profesyonel catering şirketleridir, o nedenle bir hindiyi ateş pahasına satarlar.

Bu yılki kızarmış hindi fiyatları 5.000 liraya varmış durumda. Kilosuna göre değişse de 5 kg bir hindinin tüm aileyi doyuracağı bile şüpheli. Bu nedenledir ki hindi yerine güzel bir fırın tavuğu, çok daha “bizden” bir yeni yıl yemeği olabilir. Ancak tavuk fiyatları da 1.500 TL olmuş. Eğer çiğ alıp kendin yapmaya girişirsen bu fiyatlardan kurtulabilirsin ama ona da hormonlu tavuklara 500 lira vermenin dayanılmaz lezzeti diyebiliriz.

Kendimizi şöyle avutalım. Türk mutfağı tek bir lezzete takılı kalmayı sevmez. Bölge bölge, ev ev ayrılır. Ege’de zeytinyağlılar masayı bırakmaz, Karadeniz’de balık “alternatif” değil zorunludur, İç Anadolu’da etli tencere yemekleri kendiliğinden gelir masaya oturur. O yüzden yeni yıl sofrası için “doğru menü” diye bir şey yoktur. Ama “doğru fikir” vardır. Mesela herkesin sevdiği ama yıl içinde üşenilen bir yemeği yapmak. Normalde “bir gün yaparız” denilen o yemeği 31 Aralık’a saklamak. Asıl lüks budur.

80’lerde yılbaşı

Biraz geriye gidince aslında cebimizi yakacak bir hindiye ihtiyaç duymadığımızı daha iyi anlarız. Benim çocukluğuma denk gelen 80’lerde yeni yıl mutfağı bugünkü kadar karmaşık değildi. Kuruyemiş hep vardı. Fındık, fıstık, leblebi… o kaseler masadan kalkmazdı. Şekerli, asitli, bugünün zararlı addedilen kolası da eksik olmazdı; o........

© T24