Pele şiddetli yağmur altındaki son maçında son golünü attığında, bir Brezilya gazetesi şu manşeti atmıştı: Gökyüzü bile ağlıyordu!
Diğer
10 Ocak 2026
İngiltere’de düzenlenen 1966 Dünya Kupası’nın en çarpıcı özelliklerinden biri de maçların çok sert geçmesi, bilerek yapılan faullerin çok fazla olmasıydı. Türkiye’de televizyon yayınları henüz yerleşmediği için, o kupadaki maçları sonradan Abidin Dino’nun Ross Devenish’le birlikte yönettiği Goal! filminden izlemiştim. Daha sonra birkaç kez daha izledim o belgeseli.
Grup aşamasında Liverpool kentinin Goodison Park stadyumunda oynanan Brezilya-Bulgaristan maçı hâlâ gözlerimin önünde. Pele’nin başına dikilmiş olan Bulgar savunma oyuncusu, 1958 Dünya Kupası’nın yıldızını sürekli yere indiriyor. Pele, her sakatlanışında saha kenarına gelip tedavi gördükten sonra yeniden oyuna giriyor. İşte tam bu durumda Abidin Dino’nun sanatsal duyarlığı da devreye giriyor: Pele oyundan çıkıp saha kenarına geldiğinde filmin ses efekti kesiliyor; ne bir ses, ne bir nefes. Pele tedavi olup sahaya döndüğünde ses efekti de geri geliyor, seyircilerin tezahüratı, alkışları yeniden yükseliyor. Pele ne zaman oyundan çıkıp oyuna dönse bu olay yineleniyor. Futbolun zarafetine bundan daha iyi bir övgü, futbolun kabalığına bundan daha güçlü bir yergi olabilir mi? Hiç unutmam Goal! belgeselindeki o inceliği…
Sonunda futbol karşıfutbola üstün gelmiş, Gilmar’lı, Djalma Santos’lu, Bellini’li, Jairzinho’lu, Garrincha’lı Brezilya maçı Garrincha ve Pele’nin golleriyle 2-0 kazanmıştı. Ama sağ dizinden sakatlanan Pele’nin oynayamadığı Macaristan maçı kaybedilmişti. Brezilya’nın gruptaki üçüncü maçında ise Pele, Portekizli savunmacı João Morais’in iki sert faulü sonucunda oyundan sedyeyle ayrılmak zorunda kalmış, Brezilya da 3-1 yenilerek kupadan elenmişti.
Ne ki, 1970 Dünya Kupası’nda Pele yine sahadaydı. Pele’nin önderliğindeki Carlos Alberto’lu, Gérson’lu, Jairzinho’lu, Rivellino’lu, Tostão’lu Brezilya, Mexico kentinin Azteca Stadyumu’ndaki finalde Facchetti’li, Mazzola’lı İtalya’yı 4-1 yenerek zafere ulaşacaktı.
* * *
İster ’68 kuşağı deyin, ister ‘47’liler, bizim kuşak, Eduardo Galeano’nun, topraklarındaki zenginlikler yüzyıllardır yağmalanan, emperyalizmin güdümündeki askeri darbelere uğrayan Latin Amerika’nın öyküsünü anlattığı Latin Amerika’nın Kesik Damarları (Sel Yayıncılık) adlı kitabını okumadan geçmemiştir. Uruguaylı yazarın gerçek bir futbol tutkunu olarak bu oyunun şiirini yazdığı Gölgede ve Güneşte Futbol (Can Yayınları) ise futbola yabancı kalmayı seçen pek çok aydını şaşırtmıştır. Galeano, o kitapta, sayfalar ayırdığı Pele’ye hayranlık ve sevgiyle yaklaşır:
“1969 yılıydı, Maracanã Stadı’nda Santos ile Vasco da Gama takımları karşılaşıyorlardı.
Pele topu kapmış, fırtına hızıyla koşuyordu, ayakları........
