Var Bunlar ekibi, T24'e konuştu | Giray Altınok: Herkes senin ne kadar risk alacağına bakıyor, niye gireyim ki bu teste; çok zor Norveç'te yazarlık!
Diğer
23 Ağustos 2025
"Var Bunlar" 3. sezonun ilk üç bölümüyle TOD'da yayında
Giray Altınok ve Kerem Özdoğan son dönemin en popüler ve üretken komedi ikilisi. Amiral gemisi işleri Prens’in yanında, üç farklı platformda üç farklı işleri daha yayınlanıyor. Bunların arasında benim en sevdiğim ise Var Bunlar. Bir akşam Youtube’da dolanırken rastlayıp bir oturuşta tüm bölümlerini izlediğim dizi, üç birbirinden geri zekâlı ve bencil arkadaşın kendilerini soktukları saçma sapan durumları anlatıyor. Devasa Seinfeld komedi evreninin bir üyesi olarak düşünebilirsiniz, ama kendine özgü dili ve şakalarıyla. Dizinin bir “Elaine’i” de var elbet, onu da Cansu Diktaş Altınok oynuyor. Kendini çok akıllı ve sağduyulu sanan, hep daha iyisini hak ettiğini düşünen Buket, tabii ki kankaları Tufan ve Samet kadar şuursuz ve benim dizide en sevdiğim karakter.
Giray Altınok, Kerem Özdoğan ve Cansu Diktaş Altınok ile üç senenin ardından üçüncü sezonuyla geri dönen Var Bunlar vesilesiyle buluştuk: Yeni yazdıkları filmi, vasat komediye nasıl alıştığımızı, neden artık sinemaya gitmediğimizi, çok görünür olmanın risklerini, yazım süreçlerini, kafayı dağıtmak için neler izlediklerini ve Seinfeld sevgilerini konuştuk.
-Var Bunlar ilk sezon daha niş, ufak bir işti. İkinci sezon YouTube’da yayınlanınca büyük kitlelere ulaştı. Nasıl bir 3. sezon bekliyor seyirciyi?
Cansu Diktaş Altınok: Birinci ve ikinci sezon çok beğenildikten sonra hakikaten üçüncü sezon için büyük bir beklenti oluştu. Ama bence bu sezon da tatmin edecek seyirciyi. Biz en az ilk iki sezon kadar kuvvetli bölümler yapıldığına eminiz. İçimiz rahat.
-Neden üçüncü sezon için üç sene beklediniz?
Giray Altınok: İkinci sezondan sonra Youtube üzerinden izlenip dizinin patlaması ve çok insana yayılması 6 -7 aylık bir süreci buldu. O ivmelenme görününce “Hadi yeni sezonu ne zaman yaparız?” dendi. Günün sonunda 13 bölüm senaryo yazıyoruz. Arada başka işlerimiz vardı yapmak üzere olduğumuz, onlar da süreyi uzattı. Sonra senaryolar yazıldı, sonra çekildi, sonra yayına girdi derken üç seneyi buldu. Ama bu aranın bir bir buçuk yılını izlenme payına yor. Youtube’dan önce 3. Sezon yoktu gündemde.
-Dizinin Youtube'a verilmesi sizin fikriniz miydi?
Kerem Özdoğan: Yok TOD’un kendi planıydı. Ha sorsalar halkımız için “evet” derdik tabii (gülüyor). Bizce doğru bir hamleydi.
-Üçüncü sezonun ilk bölümü Muzip Köylüler İki, hem işin kemiğini koruyan hem de komedi alanınızı genişleten bir bölüm. Kendi sektörünüze bir eleştiri getiriyorsunuz. Sinema filmlerinin belirli kategorilere sıkışması, popüler olanın dayatılması gibi meselelere giriyorsunuz…Neden böyle bir konuyla başlamayı tercih ettiniz sezona?
Giray Altınok: Muzip Köylüler İki, mesajın daha belirgin olduğu daha değişik bir bölüm oldu. Aslında biz özellikle mesaj barındıran bir bölüm yapmak niyetinde değildik. Bölümleri bazen tek bir replikten, bazen tek bir şakadan, bazen bir ihtimalden çıkarıyoruz. Bu bölümü yaparken de amacımız alıştığımız Var Bunlar bölümlerinden birini yapmaktı ama işimiz bu konuyla örtüştüğü için bir mesaj veriyor gibi olduk. Bunu sonradan fark ettik ama çok da üstüne düşmedik. Mesleğimiz oyunculuk. Sinemayla ilgili bir bölüm yapıyorsak, ülkede bu anlamda da bir sıkıntı varsa; yapımcı tarafında da, sinemalar tarafında da, filmlerin kalitesi tarafında da, “Bu mesaj ortada kalırsa güzel olur. Birileri de bundan bir şeyler alır” diye düşündük. Seyircinin de kendi payına düşeni alabileceği, “Ben ne izliyorum, neye paye veriyorum ve sonuç niye böyle oluyor?” diye sorgulayacağı bir bölüm oldu. Ama Var Bunlar karakterleri sinemada bir film seyredip sorunsuz çıkabilecek bir grup değil. Basit bir film izleme işini bile çok uzun ve büyük bir olaya dönüştüreceklerini görüyoruz. Var Bunlar’ın bütün matematiği bu ekibin küçücük bir olaydan ellerine yüzlerine dolanan bir şeyler yaşamaları üstüne kurulu. O açıdan aynı matematiği koruduk, kesinlikle bu ekibin yaşayabileceği bir maceraydı.
Kerem Özdoğan: İlk sezonun üçüncü bölümünde de bir sergi-güncel sanat konusu işlemiştik. Burda yaptığımız da sergi bölümünde yaptığımızdan çok farklı bir bakış açısı değil aslında. İzlerken ister istemez odağımız nerede ise ona yoğunlaşabliyoruz. Yoksa sergi bölümünde de aynı eleştirel durum vardı.
-Bu bölüm biraz da sizin neden bir sinema filmi yapmadığınızın bir açıklaması mı?
GA: Biz bir sinema filmi yapıyoruz. Şimdi yakın zamanda yapacağız. Sinemayla ilgili bu eleştiriyi yapıp da geriye çekilmiyoruz. “Bakın sinema ne halde?” deyip elimizi taşın altına koymuyor değiliz. Bakalım göreceğiz anlattığımız kadar işler kötü mü değil mi? Ya da bizim filmimiz o dalga geçtiğimiz örneklere benziyor mu benzemiyor mu? (Gülüyor)
-Nasıl bir film geliyor?
GA: Güzel bir komedi geliyor. Yine Kerem ile beraber yazdık, ikimiz de oynuyoruz. Bu projede Cansu yok. Çocuk da olduğu için, hanım “ben bu işte olmamayım” dedi (gülüyor) , bir de onun sırada bekleyen başka işleri de var.
-Tufan ilk izlediğinde mimik oynatmadığı filmi defalarca izliyor ve izledikçe de gülüyor. Nasıl ki orta halli bir şarkıyı bin kere dinleyince hoşunuza gitmeye başlar, bir skeç de 20 tane WhatsApp grubundan forward edilince “Tamam Okay hadi, komik” oluyorsunuz. Popüler olanın dayatılması veya vasat komediye alışılması hakkında ne düşünüyorsunuz?
GA: Bizim kendi içimizde seyirciden bağımsız bir çıtamız var. Yaptığımız şeylere birlikte gülüyor muyuz, gülmüyor muyuz ona bakıyoruz. Gün gelir yaptığımız işlere biz hala gülüyor oluruz ama seyircinin “cringe” dediği yere çoktan düşmüşüzdür ve biz onu fark etmiyoruzdur…. O zaman sıkıntı olur ve ona bakarız. Bu bölümde Tufan'ın başına gelen şeyi “Bir şeyi bu kadar çok seyredersen onun esiri olursun ve seyrettiğin şey sana doğru gelmeye başlar” cümlesiyle açıklayabiliriz. Bir yalanı ne kadar yüksek sesle bağırırsan o kadar gerçek gibi görünür ya, o durumu yaşıyor ve bunu bir kitle ile birlikte yaşıyor. Bir noktada “aslında bunlar çok güzel filmlermiş” gibi bir yanılgıya düşüyor ve o işleri arkadaşlarına bile savunuyor. Mağara örneği gibi. Mağaranın içindeyken her şey çok renkli ve doğru gelmeye başlıyor. Dışarıdakiler gelip “ne yapıyorsun?” dediğinde verecek bir cevap kalmıyor.
-Şimdi “çıta” dedin, o zaman biraz Seinfeld’den bahsedelim. Var Bunlar’da kurduğunuz dünyanın Seinfeld etkili olduğunu biliyorum. Çok da seviyorsunuz. Giray hatta senin bir Seinfeld dövmen varmış. Nasıl bir dövme bu “Only Seinfeld can judge me” falan mı yazıyor?
GA: (Gülüyor). Keşke daha önce söyleseydin yaptırırdım. Benimkinde dördünün saçları var, altında da “everything about nothing” yazıyor.
-Aslında bir işin Seinfeld etkili olması bir eleştiri veya büyük bir keşif değil çünkü Seinfeld neredeyse bir alt tür. Dünyada da Türkiye’de de bundan etkilenen yüzlerc iş sayabiliriz. Benim merak ettiğim sana dövmesini yaptırtacak kadar sevdirten, hayran oldurtan özelliği ne Seinfeld'in?
GA: Ben üniversite ikinci sınıftaydım, o zamanlar Cnbc- e vardı. Bugünkü gibi film siteleri, kaçak izleme gibi şeyler yoktu. CNBC-E 'de her akşam bir bölüm yayınlanıyordu. Ben orada tanıştım. Sonra bizim mahallemizde CD aldığımız bir abi vardı. O abimiz bana İstanbul'dan 9 sezonu birden buldu, hediye etti. Seinfeld komedi yazarları için bir diziden çok bir din. En temel, en iyi, en saf yapılmış i̇şlerden. Hiçbir şekilde bir şaka yapmak amacıyla yola çıkmıyorlar. Tamamen bir durum yaratıyorlar. İyi bir durumun varsa repliklerle coşkulu bir şey yapmana gerek kalmıyor. Esler, müzikler, tepkiler, reaksiyonlar, bazen kendi aralarında repliksiz gülmeleri bile o durumun içinde komik oluyor. Bunu ilk defa Seinfeld’de gördüm. Bu bir altın madeni. Kendi kendime “Bir gün bunu yapabilirsen hakikaten sonu yok” dedim. O yüzden Var Bunlar’ın dünyasında karakterlerin başlarına gelebilecek şeylerin sonu yok. Sadece bir tuvalet kapısının önünde durarak bile bir sürü şey yaşayabiliyorlar. Çünkü bir durum yaratıyorlar.
-Var Bunlar son derece bekar ve vicdansız bir komedi. Üçünüz de yeni anne baba oldunuz. Merak ediyorum anne........© T24
