Manifest: Bizim için “Türkiye'de yeni bir dönem başlattılar” desinler çok isteriz
Diğer
26 Haziran 2025
“Dans mı, bizim popçular beceremiyor” dediler, onlar çatır çatır dans etti.. “Kız grubu mu, tutmaz artık” dediler, onlar rekor üstüne rekor kırdı, “Global başarı mı, bizden çıkmaz” dediler, onlar Rolling Stone’da arz-ı endam edip ilk adımı attı. Altı genç kadından oluşan yeni girl-band’imiz Manifest, bir boomer utandırma ve mümkünü oldurma müessesesi olarak hayatlarımıza işte böyle giriverdi.
Önce Big5’ta yarıştılar, sonra bir grup oldular. Hikayeye böyle başlamak iyi fikirdi. Zira dinleyiciye onları tanımak ve bağ kurmak için bir alan verdi. Yarışma ve sonrasında çok profesyonel bir şekilde yürütülen sosyal medyaları ve içerik dünyalarıyla kızların personaları ve grup içindeki rolleri de kafalarda iyice yer etti. Bu süreç Esin, Hilal, Lidya, Mina, Sueda ve Zeynep’e birbirlerinin arkasında durmak, kalabalığın içinde kendileri olmak ve gerektiğinde etraflarında bir koruma kalkanı kurmak için de müsaade etti.
Bu koruma kalkanı önemli, çünkü Spice Girls’den K-Pop’a, Hepsi’den Sabrina Carpenter’a gelinen yolda bazı şeyler değişmiyor. Kadın pop starlar eleştirilerin tam ortasında durmaya, girlband’ler de feminist söylemin hem taşıyıcısı hem tartışma alanı olmaya devam ediyor. Manifest’in farkıysa daha politik, daha bilinçli ve dünyaya erişimi çok daha ileride bir neslin temsilcileri olması. 19 Mart sonrasında gösterdikleri direnişçi duruşları, birbirlerini sarıp sarmalayan tavırları ve danstan müziğe, içerik üretiminden sahne becerisine kendilerini evrensel çağdaşlarıyla yarışacak seviyede tutma başarıları bunun bir sonucu.
Aynı evde yaşıyor, provalardan konserlere, klip çekiminden tatillere beraber var oluyorlar. Henüz her şeye şaşırma, şöhretin hızına ayak uydurma ve kelimelerin gücünü yönetme aşamasındalar. Ama susmayan kahkahalar ve dolan gözler arasında yaptığımız röportajı okuyunca siz de göreceksiniz ki, çok da hızlı yürüyorlar.
Manifest, nicedir boşluğa düşen “Türkiye’de böyle bir iş yapılabilir mi?” sorusunun cevabını 28–29 Haziran’da albümleriyle aynı adı taşıyan ve biletleri çoktan tükenen ManiFestival’de verecek. Sahnede müzik, dans ve eğlence olacak. Bir de o dillerden düşmeyen kız gücü ve kız neşesi…Ve ben eminim ki Manifest, her geçen gün hikayesini büyütürken, bu kavramları birer slogan olmaktan çıkartıp varoluşunun ta kendisine dahil edecek.
- Albümünüz çıktı, çok iyi tepkiler aldı. Youtube’da, Spotify ’da her gün yeni bir rekor kırıyorsunuz. Sizce neden bu kadar sevildiniz, nasıl bir boşluğu doldurdunuz insanların hayatında?
Lidya: Hem bizim jenerasyonun, hem de bizden önceki jenerasyonun içinde bir Hepsi ukdesi kalmıştı. Hepsi bir anda ortadan kaybolunca insanlar yokluğunu çok hissetti, çok özledi. Ben de kız gruplarını takip eden biri olarak böyle bir işin içerisinde olmak çok istiyordum. Ama hiç imkanı yokmuş gibi geliyordu. “Artık vadesi dolmuş ve kapanmış bir konu, bir daha kim yapacak?” diyordum. Sonra bir anda Big5 ve Manifest ortaya çıkınca insanların dikkatini çekti. Altı tane kız olarak bu işi yapıyoruz. 15 kişi başladık. 15 kız hayallerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Müzik yapıyor, dans ediyor, şarkı söylüyor. İnsanlar “Nasıl yani? Şu an Türkiye’de nasıl böyle bir şey olabilir?” diye heyecanlandılar. Sonra bizimle tek tek bağ kurmaya başladılar. Hepimizin kişilikleriyle, grubun enerjisiyle… Grubun enerjisi de çok tatlı olduğu için bence, halkın nabzını iyi bir yerden yakaladık.
- Bu “Türkiye’de nasıl böyle bir iş olur?” yorumunu ben de çok duyuyorum. Sizi çok dinleyen ama sizden yaşça büyük, 30'larında birine sordum sizi neden sevdiğini. “Ülkenin şu durumunda altı genç kadının bir araya gelip neşeyle şarkı söylemesi çok hoşuma gidiyor, ümit veriyor” dedi.
Esin: Biz hayalleri olan genç kızlarız ve olduğumuz gibi bu yolculuğa devam ediyoruz. Sanırım insanlar doğal bir şey görmenin özlemini çekiyor. Kendilerini bize çok yakın hissettikleri için yaptığımız işleri de destekleme ihtiyacı duyuyorlar. O bağ da ister istemez bir sevgiye dönüşüyor.
- Hakkınızda yapılan yorumları okuduğumda iki şey öne çıkıyor: Birincisi: “Bitkisel hayata giren Türkçe popu tekrar canlandırdı” türünde yorumlar, ikincisi de: “Apolitik, şarkı sözlerinde kadını aşağılayan rapçilerin arasına güneş gibi doğdular” türünde yorumlar. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu yorumları?
Lidya : Bizim türümüz pop. O yüzden rap tarafıyla karşılaştırılmanızı doğru bulmuyorum. İki farklı genre (tür) var burada ve ikisinin de kitlesi, alıcısı farklı. Bu karşlaştırmalar beni çok mutlu etmiyor. Ama popu canlandırma yorumları çok mutlu ediyor (gülüyor).
Hilal: Bir dönem Türkiye'de pop çok popülerdi ve altın çağını yaşadı. Sonra pop'un yerine rap geçti. Şu anda en çok dinlenen müzik türü rap Türkiye'de. En çok dinlenen sanatçı da biz olduğumuz için (gülüşmeler) bizi rap ile kıyaslıyorlar. Tepede bir pop şarkıcısı olsaydı, onunla kıyaslanacaktık.
- Siz dinlediğinizde Türkçe rapteki şarkı sözleri ile bağ kuruyor musunuz? Seksist buluyor musunuz sözleri yoksa “Bu kadar abartmaya gerek yok, bu sadece bir şarkı” gibi mi düşünüyorsunuz?
Zeynep: Bizim de şarkılarımız rap içeriyor ama ben herhangi bir kadını ya da bir nesneyi aşağılayarak yapılan sanatı sanat olarak görmüyorum açıkçası. O yüzden Türkçe rapin “bizle kıyaslanmasını doğru bulmuyorum” kısmını geçiyorum, aynı kulvarda bile görmüyorum ikimizi. Açık söylemek gerekirse dinlemiyoruz da.
Esin: Ben bu konunun toplumsal çürümeye yüz tutan bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Bu kadar kolay dile getirilebilen çirkin davranışların, güya sanat yoluyla zihniyetlere, küçük çocuklara aşılanıyor olması beni çok rahatsız ediyor. Sadece bir kadın olarak değil, bir insan olarak şiddetin, tacizin, rahatsız etmenin bu kadar kolay dile getirilmesinden çok rahatsızlık duyuyorum ve hiçbir şekilde desteklemiyorum.
- Hepsi'den bahsettik. Albümde Çıtır Kızlar’ın Yaşanacaksa Yaşanacak şarkısını da uyarladınız. Kendinizi sizden önce gelen girl-bandlerin mirasçısı olarak görüyor musunuz?
Mina: Her jenerasyonun bir kız grubu olması bence çok tatlı. Bizim zamanımızda Hepsi vardı, bizim büyüklerimizin grubu Çıtır Kızlar’dı. Eğer biz de bu jenerasyonun kız grubu olma ünvanını hak etmişsek çok mutlu oluruz. Umarım biz de o listeye dahil oluruz.
- Ben şarkıyı çok sevdim ve Çıtır Kızlar’dan Melda Gür’e dinlettim. Size bir tavsiyesi olup olmadığını sordum. Bir sesli mesaj yolladı size.
Hep beraber: Yaaaa…
Melda Gür’ün mesajı : Bence yeni dönemin çıtırları onlar olmuş. (sevinç nidaları) Çok çıtırlar, çok tatlılar. Önleri açık olsun. Grup olmak çok zor. Özveri, birliktelik ve her şeyden önce iyi bir arkadaşlık gerektiriyor. Önce arkadaş olmak ve aslında yapılan her şeyin bireysel değil, gruba hizmet etmek için olduğunu bilerek hareket etmek gerekiyor. Güzel bir arkadaşlık kurarlarsa bence çok uzun süre devam edebilirler. Yolları açık olsun. Her halükarda kısa ya da uzun, yaşaması çok zevkli ve çok tatlı bir şey. Nasıl bir süreç olursa olsun serüvenlerinde başarılar diliyorum.
Hep beraber: Teşekkür ederiz!!
- Ne düşündürttü bu mesaj size?
Hilal: Bize böyle bir tavsiye vermesi çok değerli. Biz de bu öğütleri alıp kendi içimizde değerlendirip, kendi jenerasyonumuza uyarlayarak ilerleyeceğiz. Söylediklerinin ne kadar önemli olduğunu yolda fark ediyoruz zaten. Arkadaşlığın ve yaptığımız işlerde birlikte hareket etmenin ne kadar önemli olduğunu fark ediyoruz. Onlar üç kızmış, biz altı kızı. Bizim işimiz daha zor, çarpı iki.
- Yaşadığınız en büyük zorluk ne?
Hilal: Kız olmaktan kaynaklı zorluklar yaşıyoruz birazcık. Hazırlık süreçlerimiz biraz uzun sürüyor (gülüyor). Çünkü hepimiz kendimizi güzel ve iyi hissetmek istiyoruz. Ama çözülemeyecek problemler, çok büyük çatışmalar yaşamıyoruz. Birbirimize anlayışla yaklaşabiliyoruz. Umarım ileride de böyle devam eder.
- Siz altı kişi organik bir şekilde bu yola çıkmadınız, bir yarışmada bir araya geldiniz. Hepinizin kendine ait hayalleri, olmak istediği yerler ve bunu yapmak istediği şekiller belki bambaşkaydı. Böyle bir formatta birbirinizin arkasında durmak zor oluyor mu?
Mina: Birbirimizi tanıyanlarımız vardı. Birlikte çalışmışlığımız bile var mesela.
Hilal: Aslında organik bir şekilde bir araya geldik diyebiliriz. Hepimiz bu yarışmaya kendi isteğimizle katıldık. Hiç kimse bize “hadi gelin” demedi. Cast değiliz. “Siz gelin, sizi çağırıyoruz, şirketten alıyoruz” gibi olmadı. “Böyle bir şey var, katılalım” dedik ve aynı şeyi isteyen kızlar olarak o çatı altında buluşmuş olduk. Aynı tutkuyu paylaştığımız, ortak bir hayalin altında buluştuğumuz için birbirimizin arkasında durmak da çok kolay oluyor.
- Kendi bireyselliğinizi korumayı başarabiliyor musunuz altı kişinin içinde?
Esin: Her birimizin farklı özellikleri var ve birbirimize çok fazla alan tanıyoruz. Hem pozitif hem negatif özelliklerimize saygı duymamız, birbirimizi olduğumuz gibi kabul edebilmemiz ve kendimizi geliştireceğimize dair inancımız arkadaşlığımızı inanılmaz zinde tutuyor. Kendimizi sürekli benzer şeyleri konuşurken, kendimizi geliştirmek için birbirimizle dertleşirken, tavsiye verirken, hatta belki zaman zaman el ele tutuşarak bir şeyin üstesinden gelmeye çalışırken buluyoruz.
- Bir yandan da çok fazla K-Pop gruplarıyla kıyaslanıyorsunuz. Sizi yerli, Türkiyeli, özgün yapan özellikleriniz neler?
Zeynep: Koreografilerimizde ve müziğimizde Türk motiflerini kullanıyoruz. Arkada bir darbuka sesi oluyor, bir oryantal tema ekleniyor. Türk motiflerini olabildiğince yaptığımız sanata dahil etmeye çalışıyoruz. Geçenlerde bir çekim yaptık berberlerde, lokal mekanlarda. Rolling Stone'a da vermiştik o fotoğrafları. Olabildiğince o köşeyi zaten korumaya çalışıyoruz.
- Sizin için kullanılan anahtar kelimeler var: Girl Power (Kız........© T24
