Deniz Tortum: İki dünyada aynı anda yaşıyorsunuz; bedeniniz başka bir dünyada, kalbiniz bu dünyada
Sanal gerçeklik çoğu zaman bizi gerçek dünyadan uzaklaştıran bir teknoloji olarak görülüyor. Peki ya tam tersine, yaşadığımız dünyanın kırılganlığını daha derinden hissetmemizi sağlayabilirse... İstanbul Modern Sinema'nın 10–24 Haziran tarihleri arasında Türkiye prömiyerine ev sahipliği yaptığı Shadowtime, tam da bu sorunun peşine düşüyor.
2023 yılında Venedik Film Festivali'nde dünya prömiyerini yapan, Deniz Tortum ve Sister Sylvester'ın (Kathryn Hamilton) birlikte yazıp yönettiği Shadowtime isimli VR deneyimi, iklim krizi, yas, simülasyon teorisi ve insanın aynı anda iki farklı zamanda ve iki farklı dünyada yaşama hissini şiirsel bir dille sorguluyor.
Bard College'da sinema, MIT'de medya çalışmaları eğitimi alan Tortum, 2019’da Filmmaker Magazine tarafından “Bağımsız Sinema’nın 25 Yeni Yüzü” arasında gösterilmiştir. Belgeselden yeni medyaya, arşiv çalışmalarından sürükleyici anlatılara uzanan üretim pratiğiyle son yılların uluslararası alanda dikkat çeken yönetmen ve araştırmacılarından biri...
Shadowtime ise yalnızca onun değil; Sister Sylvester'ın ortak yönetmenliğinde, Institute of Time ekibinin, oyun geliştiricilerinin, üç boyutlu tasarımcıların ve müzisyen Alican Çamcı'nın katkılarıyla, yıllara yayılan disiplinlerarası bir araştırmanın ürünü. Bu proje aynı zamanda, Tortum ve Sister Sylvester'ın hesaplamalı kültür ile iklim değişikliği arasındaki ilişkiyi araştırdıkları serinin, Our Ark'ın ardından gelen ikinci halkasını oluşturuyor.
İstanbul Modern'de bu etkileyici deneyimi bizzat yaşadıktan, çağlar arası bir yolculuk yapıp, dünyaya verdiğimiz zararları bizzat gözlemledikten sonra, yönetmen Deniz Tortum ile bir araya geliyor, Shadowtime'ın ortaya çıkış hikâyesini, sanal gerçekliğin sinema anlatısına kattığı yeni olanakları, iki farklı dünyada yaşama hâlini, iklim krizini, simülasyon teorisini konuşuyoruz.
Deniz Tortum
“Hem bugünü hem geleceğe dair korkuları aynı anda yaşıyoruz”
- "Shadowtime" kavramını açıklar mısınız? Bu kavramla ilk karşılaştığınızda sizi en çok etkileyen neydi?
Shadowtime kavramıyla ilk kez VR projesinin üzerinde çalışırken karşılaştık. Bureau of Linguistical Reality’nin Antroposen Çağı için yarattığı yeni kelimelerden biri. Gölgezaman diye çevirebiliriz. Şöyle bir anlamı var: Mesela sabah kahvaltı hazırlarken aklınız bir anda yaşadığınız şehirde 30 sene sonra yaşanabilecek çok büyük sıcak dalgalarına gidiyor ya da trafikte sıkışmışken, milyonlarca yıl yaşadıktan sonra 20 yıl sonra nesli tükenecek bir canlıyı düşünüyorsunuz. Hem bugünü yaşıyorsunuz hem de geleceği ve geleceğe dair korkuları bugünden hayal ediyorsunuz.
Bu bizce çağımızda iklim değişikliği bilgisiyle yaşamanın şekli. İklim değişikliğini dışarı çıkınca, havaya bakınca göremiyoruz. Bunu bilgisayar modelleri, iklim projeksiyonları aracılığıyla biliyoruz. Günümüzde semptomlarını yaşamaya başladık evet (sıcak dalgaları, sel felaketleri, orman yangınları) fakat hala nispeten soyut bir bilgi olarak, zihnimize musallat olan bir gelecek olarak var oluyor. Shadowtime kavramı da bu hissi tanımlayan bir kelimeydi.
“Teknolojinin geliştiği, iklim krizinin çözülmediği dünyanın bir geleceği yok”
- Şimdi sıkıntısını çektiğimiz bir gelecek bilgisi, diyebilir miyiz?
Evet. Teknolojiyle ilişkimizin altında, ilerlemeci, nispeten ütopik bir inanç var: dünyadaki çoğu şeyi çözüp düzelteceğine dair bir inanç... Yapay zekâ mesela, hayatı kolaylaştıracak, dünyayı ileriye götürecek.
Bir yandan da iklim krizi gibi geleceği ipotek altına alan varoluşsal bir tehlikeyle yaşıyoruz. Teknoloji ve iklim değişikliği hakkında aynı anda pek konuşulmuyor. İkisi ayrı gelecek tahayyüllerinin parçası gibi. Teknolojinin çok geliştiği fakat iklim krizinin çözülmediği bir dünyanın geleceği yok
Tüm bunların arasındaki ilişkiyi,........
