Dünyanın gözünü ayırmadığı bir liderin eşi olmak ya da kendin olmak
Ya kendi olacaktı ya da dünyanın gözünü ayırmadığı bir liderin eşi. O kendi olmayı seçti, boşandı ve ömrünün geri kalanını bir başına sessiz sedasız yaşadı.
Yeni Türkiye Cumhuriyeti gibi umutlu, gayretli bir kadın. İyi bir anne, zarif bir lider eşi…
Kurtuluş Savaşı’na katılmış bankacı kocası, kolluk kuvvetlerine karşı korumak için sabaha kadar gölge oyunu oynayan 23 yaşında bir kadın…
Sadeliği ve sertliğiyle başlı başına bir otoriter kişilik, insanları hizaya sokan komutan karısı…
Evini basan Harbiyelileri ele vermeyerek onları askerî mahkemeye karşı koruyan bir Genelkurmay Başkanı eşi…
Fikret Mualla’nın mezarını yaptıran Modalı bir ressam hanımefendi…
“Referandum olmadan asla!” deyip Çankaya’ya yerleşmeyi reddeden bir darbeci eşi…
Sıra dışı hâlleriyle Köşk’e renk getiren güçlü, ilginç bir karakter…
Elli yıl zekâsıyla kimseyi kırmamayı başaran, iki askerî darbede de başbakan olan eşini yalnız bırakmayan cefakâr bir kadın…
Yukarıdakiler, 1920’li yıllardan 2000’lere kadar Türkiye’yi yöneten Cumhurbaşkanlarının eşleri, haklarında hemen hemen hiçbir şey bilinmeyen, Çankaya arşivinde doğum ve ölüm tarihleri bile bulunmayan kadınlar.
Oysa benim çocukluğumda, gençliğimde ne kadar çok merak edilirlerdi, muhabbetlerde adları hep geçerdi.
Şimdilerde hayat çok kanallı, dikkatler, meraklar çok dağınık olduğu için belki, belki de siyaset dip yaptığı için çok ilginç bir durum yoksa, kimse Başkan eşlerini merak etmiyor, hatta bir yolsuzluğa karışmamış ise (bakınız Pedro Sanchez’in ya da Netanyahu’nun eşi) adı bile bilinmiyor.
Ya da magazin değeri olacak, mesela İsveç Prensi’nin karısı realty şov yıldızıydı, saray onaylamadı, yakışıklı prens diretti, evlendiler, çok........
