menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Son günlerde başıma gelenler üzerine: Sinema yazarları iki kıta arasında bölündü mü?

27 0
28.02.2026

Son günlerde çektiklerim üzerine bir yazıyı birkaç gün önce yazmıştım. Hayli ilgi gördüğünü de biliyorsunuz. O menhus ‘kulaklık sorunu’ ne yazık ki henüz çözülemedi. İstanbul’un bu konuda en tanınmış kurumuna başvurduğum ve üstelik bana maliyeti büyük olacağı halde, bu sorunu hala çözemediler. Ne yapalım, elimden gelen bu kadardı. Ama doğrusu şu sıralar gerçekten bir sinir küpü olduğum için, tüm birikmiş öfkemi hak edenlere sunmaktan çekinmeyeceğim.

Kendimi övmek de istediğim bir şey değil. Ama rica ederim: 70’i aşmış kitabım olduğu yazıldı-çizildi. Onca film izledim, yerli-yabancı... 60 yılı aşkın sinema ve filmler üzerine yazdım. Elbette sadece filmler değildi, bu kitaplara konu olan... İçinde fanlarım bilir, her tür konu vardı. Ama elbette baskın olan sinemaydı. Ben de onun üzerinde duracağım.

Yine bilen bilir; yıllar önce SİYAD- Sinema Yazarları Derneği’ni kuran bendim. Yine yıllar sonra onu genç kuşaklara bırakan da ben... Bunları asıl anı kitabım olan Bir Ömürden Seçilmiş Tablolar’da uzun uzun anlatmışımdır. Aynı biçimde, birçok meslektaşımla birlikte bunu kültür hayatımızın önemli bir kurumu haline getirmişizdir. Benden önce başlamışlardır, benim kuşağım ve derken yepyeni, cıvıl cıvıl gençler...

Ama bakınız son günlerde neler oluyor.... Önce şu malum “basın gösterimleri” denen olayı da biraz yabancı ülkelerden -örneğin Fransa’dan- alıp bize getirdik. Üstelik bu bizim için yabancı filmlerden daha çok yerli filmler için önemli, giderek yaşamsal (hayati) oldu. Çok yakın örnek Berlin Festivali'nde iki önemli dalda da en büyük ödülleri alan iki filmimiz... Onlar üzerine yazmak için hepimiz neredeyse çıldırıyor değil miyiz?

Ancak olay bence/bizce son günlerde klasik deyimiyle çığrından çıktı. Yıllardır alışılmış mekanlarda yapılması gelenek haline gelen basın gösterimleri birden yol değiştirdi, hatta kıta değiştirdi! Önce Avrupa yakasındaki Kanyon, Özdilek gibi salonlara yine bu taraftakiler eklendi. İstinye Park, Beyoğlu’ndaki Atlas Sineması, Nişantaşı’ndaki bir salon... Giderek Mecidiyeköy’de Profilo... Tüm bu salonlar yalnızca Avrupai değildi. Alıştığımız, ısındığımız, evimiz gibi gördüğümüz salonlardı.

Diyeceksiniz ki Avrupa öyle de Asya niye değil? Orası da evimiz değil mi, yurdumuz değil mi? Elbette öyle... Tersini asla düşünemeyiz. Ama onun da çaresi vardır, olmalıdır. En azından önemli filmler biri orada, öbürü şurada iki gala yapabilirler. Gerçi, hele bizim filmler için tüm kadrosuyla Avrupa tarafında ilk adımı atmak tam bir gelenek olmuştur. Yine de hepsi bizim yurdumuz, her salon bizim evimiz... Başkası  var mı?

Ayrıca şuna da dikkat: Yakın zamana kadar o Asya yanı, sadece Caddebostan sinemaları için geçerliydi. Oysa şimdi Kanyon Paribu Cineverse denen bir sinema gurubu çıktı. Ve biz sinefiller için ha bire kıta değiştirmek sanki bir vazife oldu. Vallahi, artık sinema yazarlığımı tümüyle bıraksam yeridir. O kadar deplasmanı gözüm yemiyor! Birçok kişi bundan memnun olacaktır, biliyorum. Ama eminim ki benim fanlarım hâlâ vardır ve onlar gerçekten üzülecektir. Bakalım, göreceğiz...

İşte böyle... Şimdi görev belki de biraz SİYAD’a düşüyor. Başkanı yanılmıyorsam şu günlerde sevgili Esin Küçüktepepınar olan... Ne yapıp edip herkesi Asya’ya taşımak gereksiz ve ayıp... Sevgili T24 memurem Asya Tekyaşar bile buna kızar! Ne yapıp edip birkaç ismin ve onların ardındaki sayılı şirketin çıkarları yüzünden böylesine bir -futbol tabiriyle- deplasmana izin vermeyelim. Biz o deplasmandaki menfaatleri ve elde edilen kazançları bilemeyiz, bilmek de istemeyiz.

Ama işin özü şudur: Sinema sanatların hâlâ en dik biçimde ayakta olan yedincisidir. Hepsini toparlayan yedinci sanat... Ondan kolay kolay vazgeçemeyiz, geçmeyeceğiz. Belki ben, Atilla Dorsay, bunca yorgunluk içinde bu işi bırakabilirim. Ama lütfen doğruyu söyleyin bana, Atilla Dorsay’ın sevdiğiniz bir film üzerine neler düşünüp yazdığını merak etmez misiniz? Ya da ancak onu okuyunca görmeyi seçebileceğiniz bir başyapıtı kaçırmayı göze alabilir misiniz?

İşte böyle... Burada isimlerini ve yöneticilerinin adını vermek istemediğimiz kurumları ve kişileri artık anmıyorum. Onlar kendilerini bilir. Önemli olan sinefillerin ve de ortak akıl sahiplerinin da bu konuda düşünmesi ve bana/bize hak vermesi. O ortak bilinç belki bizi gerçekten bir araya getirecek. Ve ülkemizde iki kıtayı gerçek anlamda birleştirecek... Daha iyisi olabilir mi?


© T24