Son ayların en iyi filmi... Şöhret isimler yoksa da...
SENDEN GERİYE KALAN
X X X X
(Reminders of Him)
Yönetmen: Vanessa Caswill
Senaryo: Lauren Levine, Colleen Hoover
Görüntü: Tin İves
Müzik: Tom Howe
Oyuncular: Maika Monroe, Bradley Whitford, Jennifer Robertson, Rudy Pankow, Zoe Kosovic, Lainey Wilson, Monika Myers
Universal filmi, 2026
İşte son günlerin benim için en büyük sürprizi... Gerçi önemli birkaç filmi kaçırdım, kimi şirketlerin yarattıkları gösterim sorunlarından... Ama görebildiklerim arasında dıştan hiçbir gerçek şöhret ve çekici bir kadro içermeyen bu film, bence son ayların en iyisi çıktı. Umarım seyircisine ulaşır...
Senaryoyu da yazan Colen Hoover’ın 1922’de yazdığı romandan uyarlanan film, alabildiğine romantik bir Amerikan dramını anlatıyor. (Gerçi doğası biraz da komşu Kanada’ya benzemiyor değil!) Ana kahramanımız Kenna Rowen, bir trafik kazasına karışmış ve bu yüzden 7 yıl hapis yatmıştır. Yıllar sonra çıktığında, ilk dönemdeki aşkı ve eşi olan Scotty Landy artık hayatta değildir. İçinde Kenna’nın da bulunduğu bu trafik kazasında ölmüştür. Ama Kenna ona mektup yazmaktan vazgeçemez!
Bu arada, eski bir futbolcu olan ve şimdi bir bar işleten Ledger, hafif siyahi hali ve açık utangaçlığıyla Kenna’ya tutulur. Ama Kenna öylesine geçmişe dalmıştır ki...Yine de sonunda Kenna ve Ledger aşka teslim olmaktan kaçınamazlar. Hayli geç olsa da... Ve de filmde bize çok özel bir seks sahnesi sunarlar.
Civardaki Welcome to Paradise-Cennete Hoş Geldiniz tesisinin bulunduğu Laramie Wyong şehrinde geçer olaylar... Bu arada bendeniz yıllar önce gördüğüm ve içindeki The Man From Laramie şarkısını unutamadığım filmi hatırladım. Sırası gelmişken, filmin içerdiği çoğu ‘country’ türünde olan şarkılara ve tüm müziğe hayranlığımı da belirteyim.
Arada yerel özellikler göze çarpar. Örneğin bol dövmeli erkeklere karşı, bedenlerine o açıdan hiç dokundurmamış kadınlar... Anneler günü orada heyecanla kutlanır. Tam şu günlerde bizde de olduğu gibi! Akşamları bara çevrilen bir kitapç,; bir kaplumbağaya da Ledger adının verilmesi... O hep gözüken ve filmin ‘animal’ kahramanı olan o güzel kedicik...
Ve bizler için çok hoş bir şey... Scotty’nin annesi ve küçük kızın büyükannesi Grace rolünde o inanılmaz Fatma Girik havası... Öylesine ki sanki hık demiş burnundan düşmüş! Benzeri bizim ülkede bile yok... Bu arada tüm oyuncuların rollerini gayet iyi oynadıklarını da belirteyim.
Ama asıl konu Kenna’nın hiç göremediği kızıdır. Onu altı hafta erken doğurmuş ve hiç kucaklayamamıştır. Şimdiyse “Neyse ki kızıma güzel bir hayat sunuyorlar” der. Çok yakında gördüğümüz kimi filmlerdeki o küçük kızlar teması bu filme de gelip yerleşmiştir sanki... Arada o kadar çok şu tipik laf edilir ki: “We Have To Talk”... Evet, bizde de aynen, insanlar konuşmak için bir araya gelirler. Başka çaresi var mı?
Ve filmin sonunda yine dönülür o çağdaş Amerika’ya...(Ya da dediğim gibi, Kanada’ya...) Birçok filmin tersine, bu film o ülkelerin tipik “tür filmi” havasına girmez. Örneğin bekleneceği üzere bir kovboy, bir gerilim, bir kara-film olmaz.
Ama sanki hepsinden bir şeyler alır. Ve böylece bambaşka bir film olup çıkar. Bunca yıldır beni okuyup güvenenler lütfen bir baksın...
