menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ne izlersem dünya değişir?

22 0
01.03.2026

Bazı filmleri bitirdiğimde ya da bazı kitapların son sayfasını kapattığımda metinle kendi hayatım yan yana gelir. Daha önce bir araya gelmemiş iki şey bir araya geldiğinde dünya benim için değişir. Kimse fark etmese de.

Roland Barthes buna metnin hazzı diyordu. Bu hazzı anlatmak kolay değil. Okurun metnin dokusuna, ritmine, imgelerine temas etmesiyle oluşan bir duygu yoğunluğudur bu. Metnin içinden geçen ve sizi çarpan bir elektriktir. Neşe, keder hepsinin birbirine çarpmasıyla ruhunuzda kalan o tattır.

Yıllar önce, bir üniversite radyosunun küçük bekleme odasında “Neden Jane Eyre okuyoruz?” diye sormuştum. Verilen cevabı kitabın kendisinden daha iyi hatırlıyorum. “Kuşlar kitabı, kırmızı odanın ve çatı katının umutsuz, kapatılmış mekânları, yoksulluğun çiziklerle dolu, açlıkla incelmiş, sert ve pürüzlü keten bezi gibi dokunan sadizmleri, imparatorluk şiddeti, birbirinin kollarında ölen çocuklar, gemi enkazlarını betimleyen sulu boyalar, Arktik’in donuk kar manzaraları, yıldızlarla süslenmiş tuhaf dev heykeller; sisler ve şiddetli patlamalar, vampirleşecek kadar delirmiş kadınlar, yıldırımla yarılmış ağaçlar, yanan yataklar, içinde biri olsun ya da olmasın; fundalıkların üzerinde dolaşan bedensiz sesler, ve artık yaşanamaz hâle gelmiş, kömürleşmiş evler.” İşte bunlar için okuyorum demişti karşımdaki kadın. Demek Jane Eyre, tutkuların kaydıydı. Saf hazlara ya da saf acılara indirgenmeyen, karışık, benekli, birbirine değen tutkuların. Halının desenine gizlenmiş figürler gibi, göz ucuyla seçilen ama kaybolmayan şekiller. Ve kitap bitse de imgeler bizimle sonsuza dek kalıyor, iki şey yan yana geliyor ve en azından bizim için dünya değişiyordu.

Ve demek ki Jane Eyre o kadınla benim aramda hiç kapanmayacak bir kapıyı açıyordu. Ben, o kadın ve Jane Eyre, bir araya gelmiştik ve dünyamız biraz değişmişti işte.

Uzundur izlediklerimi ve okuduklarımı unuttuğumdan yakınıyorum. Kendime söz verdim, buraya ilk çırpıda hatırladığım filmlerden örnekler yazacağım. Unuttuklarımızın yanında unutmadıklarımızın da olduğunu ve benim küçük dünyamın bu sahnelerin ardından nasıl değiştiğini anlayabilirim böylece. Bence sizde yapın, alın bir kağıt kalem, neyi niye sevdiğinizi yazın bir deftere. O zaman iki şey bir araya gelecek işte, sizin hayatınız ve sizin seçtiğiniz o an. Ve bir şeyler değişecek.

Park Chan-wook’un Başka Yolu Yok filminde bir ağız bir metaforu var. Konuşan, susan, dişlerini sıkan, yutkunan ağza diş ağrısı musallat olur. Dil, iş dünyasının maskesi olur, başkaları tarafından nasıl da yutulabileceğimizi ve başkalarını nasıl iştahla parçalayabileceğimizi dişin çürüğü anlatır. O diş sahnesi katman katman anlam düzeyiyle hep benimle kalacak imgelerden biri.

Inisherin’in Perileri’nde içerdeki sıcak sarı ışığın karşısında kapının dışında bekleyen Padraic’in çocukça şaşkınlığı, dışarıda bırakılmanın acısının en derin sızısını hep hatırlatır bana. Aftersun (Güneş Sonrası)’nda disko ışıkları altında baba ile kızın dans ettiği sahnede görüntünün anlık kararması ve yıllar sonra o görüntüye bakan yetişkin kızın zihninde açılan boşlukla hatırlamanın kırık yapısı, Bir Düşüşün Anatomisi’de karı kocanın evdeki kavga sahnesi, Sessiz Kız’da arka koltukta oturan küçük kızın saçlarının rüzgârla dans ettiği an, Past Lives (Başka Bir Hayatta)’ta iki karakterin yollarının ayrıldığı ve birinin renkli yokuştan çıkarken diğerinin , Nostalgia for the Light (Işığa Duyulan Nostalji)’ta Atacama Çölü’nde teleskopların gökyüzünü taradığı sahne ile kadınların yerde kemik aradığı an, First Cow (İlk İnek)’da gece vakti gizlice ineğin sağılması, I Am Still Here (Hâlâ Buradayım)’da boşaltılmış evin kapı eşiğinde geriye dönüp bakan o küçük kız, Tren de Noche a Lisboa (Lizbon’a Gece Treni)’da trende karşılaşma anı ve bir kitabın bir hayatı rayından çıkaracak biçimde yön değiştirmesi, Drive My Car (Arabamı Sür)’da uzun araba planlarında prova kaydının tekrar tekrar dinlenmesi.

Dolunay Katilleri’nde finalde radyo tiyatrosu formatında hikâyenin orkestrayla yeniden anlatıldığı sahnede tarihsel şiddetin gösteri kültürü içinde yeniden paketlenişi, İlgi Alanı’nda duvarın hemen öte yanında süren dehşet ve o telefon sahnesi, Petite Maman (Küçük Anne)’da ormanda iki kızın karşılaşması ve birinin aslında diğerinin annesinin çocukluğu olduğunu fark ettiğimiz o an, zamanın çizgisel olmadığını, kaybın başka bir yaşta yeniden kurulabileceği gerçeği, Dünyanın En Kötü İnsanı’nda şehrin bir anda donduğu ve Julie’nin tek başına koşarak sevgilisine gittiği sahne.

Double Indemnity (Çifte Tazminat)’ta sigorta ofisinde itiraf kaydının yapıldığı loş sahne, Gilda’da Rita Hayworth’un eldivenini çıkardığı an, Brief Encounter (Kısa Karşılaşma)’da tren istasyonunda vedalaşma sahnesi, Roma Açık Şehir’de Anna Magnani’nin sokakta vurulduğu an, 5’ten 7’ye Cléo’da Cléo’nun aynaya bakmayı bırakıp şehrin içine karıştığı, Meshes of the Afternoon (Öğleden Sonra Ağları)’nda Maya Deren’in merdivenden çıkan örtülü figürü takip ettiği, Jeanne d’Arc’ın Tutkusu’nda Falconetti’nin yüzüne yapılan aşırı yakın plan, La Pointe Courte’ta çiftin kıyıda yürüdüğü, Mildred Pierce (Kanlı Para)’da anne ile kız arasındaki yüzleşme, M – Eine Stadt sucht einen Mörder (M – Bir Şehir Katilini Arıyor)’da katilin karanlıkta köşeye sıkıştırıldığı ve kalabalığın adalet ile linç arasındaki sınırı aştığı an.

Bir metinle kurulan bu yakınlık, estetik deneyimin üzerimizdeki dönüştürücü etkisi aslında. Hans-Georg Gadamer’in söylediği gibi, sanat eseri karşısında ufukların kaynaşması yaşanır, benim tarihsel ufkum ile metnin ufku karşılaşır ve anlam genişler. Ben metne yaklaşırken metin de bana yaklaşır, aramızda üçüncü bir alan açılır. İşte o anda yalnız olmadığımı bilirim. Çünkü o sahne yalnızca benimle metin arasında kalmaz. Aynı ışığa bakmış, aynı şeyi hissetmiş başkalarıyla da aramda görünmez bir örümcek ağı oluşur. Bu bağ ince olsa da dirençlidir.

Bu yüzden filmleri, dizileri, kitapları konuşmaya devam etmek gerek ya işte. İki yan yana gelmeyecek şeyin bir araya gelmesi ve dünyanın biraz değişmesi için.


© T24