menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Enis Batur: Kelepir, kitap dünyasına katkı sundu; mevcut şartlar yayıncıları nitelikli yapıtlardan uzaklaştırıyor ve kaybeden Türkiye oluyor

23 38
07.01.2026

Diğer

07 Ocak 2026

Enis Batur

1990’ların ortasında, bir avuç bağımsız yayıncı, Kelepir Kitabevleri ile fark etmeden mülkiyetin ve elitizmin yüksek duvarlarını sarsan radikal bir operasyona imza attı. Bugün kitapların birer dekoratif unsura dönüştüğü kültürel bir iklimden bakınca ucuz ama çok kaliteli felsefe, edebiyat kitapları ve rafları yağmalayan öğrencileri hayal etmek güç görünebilir. Ancak o günlerde, yayıncılık dünyasının içinde bulunduğu ekonomik refah arayışı bu şekilde beklenmedik bir demokratikleşme alanını tetiklemişti.

Enis Batur’un deyimiyle bu, yayıncılığın kendi "bozgunculuğu" üzerine kurulu, plansız ama mucizevi bir devriâlemdi. Dosyamızın bu bölümünde hem yazar hem de yayıncı kimliğiyle bu sürecin en yakın tanığı olan Enis Batur’u dinliyoruz. Batur, bizi Paris’in "Mona Lisait" geleneğinden bugünün dijital kayıtsızlığına uzanan bir yolculuğa çıkarıyor. Kütüphanesini sahaf ve Kelepir dükkanlarından "devşiren" bir entelektüelin gözünden, orijinal kitabın korsan fiyatına indiği o dönemi ele alıyoruz.

-Öncelikle Kelepir Kitabevleri’ni nasıl öğrendiniz, nasıl duydunuz? Oradan başlamak istiyorum.

-Kelepir kavramını, eğer yanlış bilmiyorsam, ortaya atan ve bu yöntemi ilk defa geliştiren 6.45 Yayınevi oldu. 6.45, Kaan Çaydamlı yönetiminde işe girişen bir yayıneviydi. 1990’da bastıkları ilk kitap zaten benim kitabımdı. Dolayısıyla "kelepir" operasyonunun başlangıcına tanık oldum. Bu benim için çok yadırgatıcı bir yöntem değildi. İlk gençlik yıllarımı, öğrencilik dönemimi Paris’te geçirdim. Kelepir uygulamasının bir benzeri zaten Fransa’da oldukça yaygındı. Hatta bu uygulamanın ismi için, Mona Lisa’ya göndermeyle "Mona Lisait" yani "Mona Okuyordu" anlamına gelen bir üst başlık seçilmişti. Bu uygulama ile yayın hayatına devam edemeyen butik yayınevlerinin batışından sonra kalan o değerli kitaplar, fiyatlarının belki de onda birinden daha düşük bedellerle satılıyordu. Eski dergi sayıları, benzeri yayınlar ve büyük sergi katalogları inanılmaz ölçüde düşük fiyatlarla satıldığı için ben kütüphanemin önemli bir kısmını oralardan devşirmiştim. Dolayısıyla kelepir kavramını zaten iyi kötü biliyordum. Bugün yine sürüyor kelepir. Örneğin şu anda Kırmızı Kedi bir kelepir operasyonu yapmakta. Dolayısıyla bakıldığı zaman, Türk yayın hayatında 35 yıllık bir geçmişi olduğunu söyleyebiliriz.

-Siz aslında yazar kimliğinizle de olsa işin mutfağına da tanık oldunuz. O dönemde bunu endüstriyel anlamda nasıl bir yayıncılık perspektifiyle değerlendirmiştiniz?

Bakıldığı zaman tabii ki Kelepir, yayıncılık bozgunlukları üzerine kurulu bir operasyon. Yani bir biçimde mali açıdan dengeyi tutturamamış yayınevlerinin; basıldığı nüsha oranına göre düşük satış yapmış ama değerli birtakım kitapları söz konusu. Öyle olunca yayıncılık ölçüleriyle olumsuz düşünülebilecek bir şey; ama okur açısından, özellikle genç ve bütçesi sınırlı okur nüfusu için pozitif bir operasyon türü olarak gördüm. Korsan yayıncılığa pozitif bakan biri hiçbir zaman olmadım. Böyle bakan arkadaşlarımız vardı ama ben kendi kitaplarımla ilgili zaten böyle bir sıkıntıyı çok fazla yaşamadım. Bir........

© T24