menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Danıştay ve idari yargının dünü, bugünü ve geleceği

25 0
13.05.2026

Geçtiğimiz gün (10 Mayıs) Danıştay’ın 158. kuruluş yıldönümü idi.

Osmanlı’nın son dönemindeki batılılaşma hareketleri kapsamında 1868 yılında Fransa’dan kopya edilerek kurulmuş.

Cumhuriyet döneminde de korunmuş.

Fransa ve Kıta Avrupası (Britanya/İngiltere hariç Avrupa) sistemi idari yargı alanında ayrı, adli yargı alanında ayrı bir yüksek mahkemeyi ve yargılama sistemini gerekli kıldığından, ülkemizde idari yargı alanındaki ayrı ve uzmanlaşmış yüksek mahkemeyi temsil ediyor.

Adındaki “danışma” ibaresinin gösterdiği üzere aynı anda hem yargısal hem de idari/istişari görevleri yürütmekle birlikte, günümüzde devlet üst yönetimine ve merkezi idareye danışmanlık yapma fonksiyonu neredeyse kalmadı gibi.

Bunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üyelerinin tamamını Külliye’de topladığı bir etkinlikte geçmişten bazı örnekler verip Danıştay’a güvenmediğini ima eden ve “size niye danışayım ki, benim zaten kendi danışmanlarım var!” tarzındaki çıkışının da etkisi olmalı.

Oysa bu konuda örnek aldığımız Fransa’da Danıştay’ın (Conseil d’Etat) yaptığı işin @’ı devlet üst yönetimine danışmanlık ve merkezi idare adına yapılan idari işler.

Yani yargısal görevler ile neredeyse yakın yoğunlukta.

Danıştay’ın bu konudaki fonksiyonu, hem merkezi idarenin özellikle yerel yönetimlere karşı siyasi yönden tarafsız ve objektif olması gereken idari denetim (idari vesayet) konusunda önemli bir fonksiyon.

Hem de devlet üst yönetiminin yapacağı düzenlemelerin ve alacağı önemli kararların hukuka uygunluğunun daha en baştan süzgeçten geçmesini ve sonradan binlerce dava açılmasını önleme yönünden de ayrıca önemli.

Yargı idarenin takdirini denetleyebilir mi?

Yargısal fonksiyona gelirsek, Danıştay ve idari yargının asıl işi ve görevi başta siyasi iktidarın önayak olduğu, inisiyatif aldığı, önemli gördüğü ve istediği işlemler ve düzenlemeler olmak üzere yürütme erkini hukuki açıdan denetlemek.

Yani Danıştay ve idari yargının asli işi devlet yönetimini hukuksal denetime tabi tutmak.

Bu denetimin en önemli, en can alıcı ve en “zurnanın zırt dediği” kısmı ise siyasi karar vericiler dahil devlet yöneticilerinin ve idarecilerin kullandıkları “takdir yetkisini” denetlemek.

Hukuksal/yargısal denetimin işbu takdir yetkisi dışında kalan kısmı, ya şekli yetki ve usul denetimi gibi daha az tartışmalı kısmı.

Ya da “bağlı yetki” denetimi gibi zaten tartışma bulunmayan kısmı.

Takdir yetkisi denetimi dediğimiz husus şu:

Örneğin bir devlet kurumu bir bina ya da otoyol yapımı için ya da bir kamu işletmesinin satışı ya da özelleştirilmesi için bir ihale açtı.

Örneğin idare bir kişiye bir ticari faaliyetin yürütülebilmesi izni veya hakkı veren bir ruhsat veya lisansı vermedi veya verdiği ruhsatı yenilemedi.

Bir kamu görevi için açtığı bir kadroya ya da üst bir göreve atama yaptı.

Bir yere imar verdi veya vermedi, imarı az ya da çok verdi.

Siyasi iktidar ve üst yöneticiler bu örneklerde örneğin ihaleyi kimi isterse ona vermek istiyor.

İhaleyi kime vereceğine yargı mercileri karışmasın istiyor.

Ruhsatı, lisansı, idari izni kime vereceğine kime vermeyeceğine kendisi istediği gibi karar versin ve yargı bu tercihine karışmasın istiyor.

Hangi kamu görevine veya kadroya kimi atayacağına yargı karışmasın ve müdahale edemesin istiyor.

İstediğine istediği gibi imar verebilsin ya da vermesin istiyor.

İdari yargının işi ise zaten idareyi hukuksal açıdan denetlemek olduğu için, normalde Danıştay ve idari yargı ise kamusal makamların ve koltukların kimsenin “babasının malı” olmadığını, kamu adına yetki kullanan kişinin bu yetkisini keyfi biçimde kullanamayacağını ve kullanılan yetkinin doğru, haklı, objektif, tarafsız ve kamu menfaatine uygun........

© T24