menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Jürgen Habermas’ın bitmemiş modernliği

35 0
17.03.2026

“Medyatik sistemin kamusal alanın rolünde belirleyici bir rolü vardır.”

- Jürgen Habermas, 2022

1990 yılının ekim ayında Paris’ten İstanbul’a geri geldiğimde, on beş yıl gibi uzun süren üniversite yıllarımdaki hocalarımın siyasi ve felsefi alanlarında tartışma yaratan düşünceleri entelektüel alanı sarmıştı. Bu düşünürler ve 1980’li yılların tartışmaları üniversite alanında olduğu kadar basında da ses getirmekteydi. Bilhassa, Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan ve “French Theory” olarak adlandırılan modern /postmodern düşüncenin etkisi her yerde hissedilmekteydi.

Amerikan bilim ve felsefe dünyasında “Postmodernizm” olarak adlandırılan bu düşünceye “Tekil Düşünce” adını vermeyi uygun görmüştüm. Ve, Aziz Nesin’in kurduğu BİLAR adlı kuruluşun kitap yayınlama projesi içinde benden Fransız modern felsefesi üzerine bir kitap yayınlamayı teklif ettiklerinde, bu kitabı yazmaya 1987 yılında başladım. Ardından BİLAR’ın kitap yayınlama projesinden vaz geçildiğinde ise kitabı bitirmiştim bile, ama artık kitabı yayınlayacak bir mecra karşımda yoktu. Bu nedenle yayınlamayı bir kenara koydum.1991 yılına kadar proje rafta kaldı. 1991’de TÜYAP Kitap Fuarı’nın ikinci veya üçüncü gününün akşamüstü saatlerinde, Afa Yayınlarının sahibi Atıl Ant, “Tekil Düşünce” adlı kitabımın ilk büyük boy baskısını stantlara boydan boya yerleştirerek bana bir sürpriz yapmıştı. “Tekil Düşünce” içinde Jean-Paul Sartre, Claude-Lévi Strauss, Georges Dumézil, Michel Foucault, Gilles Deleuze, Félix Guattari, Jean-François Lyotard gibi düşünürlerin fikirlerini anlatmıştım.

Michel Foucault

Jean-François Lyotard

1980’li yılların ikinci yarısında Jacques Derrida’nın seminerlerini takip ettiğim sırada tanıştığım Alman arkadaşlarım Jürgen Habermas’ı tasvip etmiyorlar, hatta onun kitaplarına para vermenin boşuna bir harcama olacağını ileri sürüyorlardı. Ben, bu tavrı biraz garip karşılamaktaydım. Frankfurt Okulu (Toplumsal Araştırma Enstitüsü) nerden bakılırsa bakılsın bir kenara bırakılacak gibi bir kurum değildi. Amerikan Postmodernizm tartışmaları Adorno ve Benjamin’siz yapılamıyordu. Bu kitaplarda Foucault ile Benjamin ve Adorno yan yana yer almaktaydılar. Hatta Foucault ile geç dönemlerinde yapılan bir söyleşide Foucault “daha önce Frankfurt Okulu düşünürlerini okumuş olsaydım ileri sürdüğüm bazı fikirleri o tarihlerde yazmak zorunda kalmazdım” cevabını bile veriyordu.

İki düşünür olarak Foucault’nun  (1926-1984) ve Habermas’ın (1929-2026) aynı nesilden geldiklerini söylemek gerekecek. Biri Almanya’da diğeri Fransa’da; ikisi de “Marksizm-sonrası” bir düşünceye bağlı olarak araştırmalarını yapmaktaydılar. Foucault çok genç bir yaşta öldüğünden aralarında Aydınlanma, kamusal alan ve iletişim üzerine olan tartışma gerçekleşememişti.

Daha sonra Derrida ve Lyotard ile beklenen........

© T24