Bugün sınıf mücadelesi nedir?
Diğer
09 Şubat 2026
“Cesur Yeni Dünya insanın insanlıktan çıkarılmasına dair fantastik bir kıssadır."
A. Huxley,1956
“Demokrasi özgürlüğünün düşmanıdır”
P. Thiel
1973-74 petrol kriziyle birlikte bir “sınıf mücadelesinin” başladığını yıllar evvel hem yazmıştım hem de 1990 sonbaharında MSÜ Sosyoloji Bölümü’ne geldiğim ilk yılda derslerimde anlatmaya başlamıştım. Sınıf mücadelesinin sadece burjuvazi ve proletarya arasında olmadığını, ama sınıf fraksiyonu kavramı etrafında ele alınmasının doğru olacağını, dolayısıyla da hâkim sınıflar arasında (burjuvaziler) başka bir sınıf mücadelesinin bir hegemonya mücadelesi olarak ele alınmasının öneminden bahsetmekteydim.
Bu ilişkiyle birlikte, Monopolist Batı merkezli sermaye ile Transnasyonal Batı ve ötesi sermayesinin birlikte işlemeye başladığı Megalopoller dönemine tekabül eden bir yapılanmaya yol açtığını ileri sürmüştüm. Megalopoller’den kastım şehir merkezli bir kapitalizmin hakimiyetinin oluşmasıydı. Bu dönemin başka bir adı ise “Küreselleşme” olarak ekonomi tarihine yerleşmeye başlamıştı. Hatta 1995 yılında İstanbul’da küratörlüğünü yapmış olduğum serginin üst başlığını da: “Küreselleşme (Devlet, Sefalet, Şiddet)” olarak belirlemiştim. Bugüne kalan “kült sergilerden” birisi olarak sanat tarihimize geçti.
Bu görüş, sınıf mücadelesinin işçiler ve patronlar arasında olmaktan uzaklaşmakta olduğu tespitine dayanmaktaydı. Sol hareket 1960-70’lerde olduğu gibi entelektüel alanı kapsamaktan uzaklaşmaktaydı. Sanayi sonrası bir toplum modeli post-modern bir ekonomiyi ve düşünceyi ortaya çıkarmaktaydı. Burada eski Doğu Bloku ve SSCB’nin siyasi rejimlerinin totaliter yapılara oturmasının önemli bir yeri vardı. Küreselleşme ile birlikte sol daha kültürel bir yöne doğru kaymaya başlamıştı. Çelişkilerin sınıfsal olmaktan çok kültürel olmaya başladığını ileri süren Sosyolog Daniel Bell de soldan muhafazakâr alana doğru yol almıştı bile. Avrupa’da ise İngiltere başı çekmeye başlayarak neo-liberal para politikalarına yer vermiş ve toplumun homojen bir toplum olmaktan çıktığını ilan etmeye başlamıştı.
Batı sermayesinin yatırım alanları küresel ekonomiyle birlikte Asya ve Latin Amerika kıtalarına yatırım yapmaya başlamıştı. Batı, kendi içinde “dördüncü dünya” olarak adlandırılan “işçi sınıfının” krizine dikkat çekmekteydi. Bugüne gelen süreç içinde orta sınıfların fakirleşmeye giden yolu açılmıştı bile. Alt sınıflar ise zar zor olan koşulların içinde hayatlarını idame etmeye çalışmaktaydılar. Avrupa içinde “beyaz işçi sınıfı” yerini ticaretle uğraşan göçmenlere bırakmaktaydı. Göçmen dünyasından ikinci ve üçüncü nesiller entegre oldukları kültürel ve yerel dillere girerek yerlerini orta sınıf konumunda almaya başlamışlardı.
1990’lı yıllara girildiğinde küresel ekonominin diğer adı olan “neo-liberal” ekonomi politika, yine de “insan hakları” ve hukuk........
