menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Trump, Amerika’yı yeniden büyük yapabiliyor mu?

28 1
02.02.2026

Diğer

02 Şubat 2026

ABD’de 46. Başkan Joe Biden’ın görev dönemi sadece dünyanın geri kalanı için bir musibet olmakla kalmamış, Amerikalılar isçin de bir hayal kırıklığı olmuştu. Siyasi olduğu gibi ekonomik açıdan da kötü bir miras bırakmıştı arkasında Biden. 2021-2025 yılları arasındaki görev süresi sonunda ABD'nin küresel ekonomideki payı yüzde 14,76 ile modern tarihin en düşük seviyesine inmişti. Biden görevi devraldığında ABD federal hükümetinin toplam 27 trilyon dolar civarında olan ulusal borcu dört yılda yüzde 33 civarında artarak 36 trilyon doların üzerine çıkmıştı. Yani Biden, görevden ayrıldığında her bir Amerikan vatandaşına 106 bin 150 doların üzerinde bir ulusal borç bırakmıştı.

Beyaz Saray’daki mesaisinin ilk yılı sona ererken, 47. Başkan Donald Trump ulusal borç biriktirmek hususunda Biden’ı aratmamış görünüyor. Bugün ABD federal hükümetinin toplam ulusal borcu 38,6 trilyona ulaştı. Her bir Amerikan vatandaşına binen ulusal borç yükü ise Biden dönemindeki rakamdan 7 bin dolar artarak 113 bin doların üzerine çıkmış durumda. Ulusal borcun ABD GSMH’sına oranı ise yüzde 124.

40. Başkan Ronald Reagan (1981-1989) göreve geldiğinde, bu rakamın yüzde 31,8 civarında olduğu hatırlanırsa, ülkenin 1981’den bu yana geçen 45 yıllık zaman zarfında neredeyse dört kata yaklaşan bir borçluluk oranına eriştiği görülür.

Biden dönemi sonunda, gelir eşitsizliği zirveye çıkmış, rekabet gücü zayıflamış, küresel liderliği artık iyice sorgulanır bir ülke olmuştu ABD ve temerrüde düşmemek için Hazine’nin borç limitini artırmak ve olağanüstü önlemler almak durumunda kalmıştı.

Trump ise göreve geldiğinden bu yana, şöyle kısa bir dönem Hükümet Verimliliği Bakanı olarak görev verdiği Elon Musk ile kamu harcamalarını kısmayı önemsiyormuş gibi yaptıysa da, daha ziyade gelirleri artırmayı hedefleyen bir şirket CEO’su gibi davranacağının işaretlerini verdi. Ülkenin özellikle gümrük gelirlerini artırmayı takıntı haline getirmiş bir şekilde, uluslararası ilişkileri, “asarım, keserim, bak tarifeleri artırırım” benzeri söylemlerle dizayn etmeye çalıştı. Bu, uluslararası ticaret savaşının cenk sahasını gümrük gelirleri üzerinde gördüğünün işaretiydi bu. Palyatif bir çabaydı bu ve gümrük gelirleri neden değil bir sonuçtu, aslında. Sonra o tarifelerin masadan bağırıp çağırdığı şekliyle yönlenemeyeceği anlaşıldı. Hatta bir grup Amerikalı iş temsilcisi gümrük vergilerinin yasa dışı olduğunu ve özel şirketlere zarar verdiğini savunarak ABD hükümetine dava bile açtı.

Sonuçta n’oldu peki?

Trump, MAGA (Make America Great Again) şiarıyla çıktığı başkanlık yolculuğunda, “gümrük vergisi gelirlerinden 600 milyar dolar gelir elde ettim,” filan diyerek ham bir takım rakam ve iddialar ortaya atarak reklamını yapıyor belki ama bugün ABD’nin gümrük gelirleri resmi rakamlarla 372,5 milyar dolar civarında. Bu, ülkede vergi mükellefi başına gümrük vergisi gelirinin 3 bin 247 dolar olduğu anlamına geliyor. ABD’nin vergi mükellefi başına ulusal borcunun bugün 355 bin 811 dolar olduğunu düşünürseniz, gümrük gelirleri “devede kulak” bir rakam. Ama işte Trump gibi hiçbir sorunu net olarak çözememiş popülist bir lider iseniz, “Amerikalılara, gümrük vergileri dolayısıyla elde edilen gelirlerden temettü olarak kişi başına en az 2 bin dolar aktarılacağını” söyleyerek, belki biraz prim yapmış oluyorsunuz.

ABD’nin en büyük sıkıntılardan biri de yaşlanan nüfus. 2030’a kadar her gün 10 bin kişi 65 yaşına geliyor ABD’de. Ekonomik tabloyu karartan (!) bir diğer husus da ortalama insan ömrünün giderek uzaması. 65 ve üzerindeki yaş grubunun toplamı 2030 yılında 71,2 milyonu bulacak. 2040’da ise 78,3 milyon olacak. Bu, sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarının da ivmelenerek artacağı anlamına geliyor.

Öte yandan, ABD dünyanın en pahalı sağlık sistemine sahip ülkesi. Ama Amerikalılar arzuladıkları kamusal sağlık hizmetini alamıyorlar. Sağlık harcamaları yıllık kişi başına 14 bin 885 dolar ile gelişmiş ülkeler ortalamasının iki katı olmasına rağmen, Amerikan sağlık sistemi nüfusun büyük çoğunluğuna etkin bir hizmet vermekten çok uzak.

İstatistikleri bakıp böyle tek tek sayarsanız, başka sorunlar da tespit edebilirsiniz. Ancak ABD’nin karşı karşıya olduğu uzun dönemli mali güçlükler konusunda farkındalık yaratmak üzere 2008 yılında kurulan........

© T24