Şiddetin kol gezdiği bir toplumda yaşamak
Önce Şanlıurfa’da ardından Kahramanmaraş’taki okullarda meydana gelen olaylar sonrasında bir kez daha ‘bize neler oluyor’ yanılsaması içerisine giriverdik. Şanlıurfa’daki olayda eski öğrencinin okulu basması sonrasında yaşananların şoku atlatılmadan Kahramanmaraş’taki olay meydana geldi ve okullardaki şiddet döngüsü başta olmak üzere dijitalleşme, akran zorbalığı vb. pek çok konu yeniden konuşulmaya başlandı. Hatta sosyal medya platformlarında şiddet içeren programların yasaklanmasına dönük kampanyalara yol verildi bile. Ekranlar üzerinden şiddetin normalleştirildiği ve bu durumun olup bitenler üzerinde büyük etkisi bulunduğu saptamalarıyla fail veyahut failler saptanmış oldu. Peki durum gerçekten bu kadar basit mi? Bir başka ifadeyle iki gün üst üste yaşananların tek bir sorumlusu var denilmek suretiyle işin içerisinden çıkılabilir mi?
Toplumsal olayları tek bir etmen üzerinden açıklayabilmek ve bu duruma ilişkin önlemlerin alınması sonrasında hayatın normalleştirilebileceğini ileri sürmek tam anlamıyla bir kolaycılıktan ibarettir. Her iki olayın faillerinin bulunduğu yaş kuşağının televizyon izleme eğilimlerini incelediğimiz zaman sözü edilen mafyatik dizilerin, sabah ve akşam üstü televizyon kuşaklarında konuşulan konuların izlenme sıklığının hiç de düşünüldüğü kadar yüksek olmadığını görmekteyiz. Bir başka ifadeyle bu kuşak televizyon yerine dijital platformlar üzerinden pek çok şeyi izliyor. Yani yasaklamayı düşündüğünüz bütün yayınlar ve şiddet sarmalının içerisine bambaşka bir mecra üzerinden dahil oluyorlar. Üstelik asıl meseleyi her zaman olduğu gibi gerçekten tartışmak yerine etrafından dolanmayı tercih ettiğimiz gerçeği ile bu olaylar sonrasında bir kez daha karşı karşıya bırakılmış oluyoruz. Yani içinde yaşadığımız toplumda hayatın her alanında üretmekte olduğumuz şiddet sarmalının kapaklarını sonuna kadar açtığımız gerçeğini, bu olaylar vesilesi ile yine es geçmeyi başarıyoruz. Cambaza bak cambaza söylemindeki gibi asıl suçluyu/suçluları ortaya çıkartmak yerine günah keçisi sendromunu devreye sokmak suretiyle yasaklamalarla olup bitenleri halledebileceğimizi zannediyoruz.
Sosyal medya platformlarına yaş sınırlaması getirilmesi düşüncesi başta olmak üzere pek çok noktada yaşananlar üzerinden yasaklamaları bile isteye tercih eden bir toplum tipinin yaratılması gibi bir durumla karşı karşıya olduğumuzu belirtmek durumundayım. Yasaklamalarla şiddet sarmalından çıkılabildiği bugüne dek görülmemiştir bundan sonra da görülebileceğini sanmıyorum. Tam aksine yaşananlar karşısında eleştirel bir anlayışa ve olup bitenlerin rasyonel bir anlayışla değerlendirilmesine dönük ihtiyacımız bugün eskisinden çok daha fazla. Eğitim şart veya ailenin koruyucu........
