menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rastlantılar

9 0
25.02.2026

Nasıl bir eğitim, nasıl bir gelecek?

Lise öğrencileriyle, hatta orta eğitimdekilerle karşılaştığımda nasıl bir gelecek hayal ettiklerini soruyorum. Ülkenin ve özellikle eğitim sektörünün halini gördükçe 1995’ten beri eğitimle hiçbir ilişkim kalmadığı için, yaşıma teşekkür ediyorum. Dünyada siyaseti bir kenara bırakıp, çünkü her yer müthiş sisli, gerçek yaşamı görmeğe çalışıyorum. Orada da yapay zekadan, ne olduğunu hala kavrayamadığımız kuantum teknolojisinden, gıdadan yaşam bilimlerine kadar neredeyse sonsuz bir ummanda uzun vade nerede, 3-5 yılı kestirebilmemiz dahi güç, ve ilk cümlemdeki gençler geleceklerini planlayıp, inşa edecekler. Şansları bol olsun.

Nobel: Profesör Abhijit Banerjee ve Esther Duflo

Sürekli olarak iktisat ve diğer konularda okurken, karşıma Abhijit Banerjee ve Esther Duflo (MIT) adlı çift çıktı. Abhijit Bengalli, Esther Fransız. İkisi de 2019 yılında “yoksulluk iktisatı” üzerine Michael Kremer’le (Harvard) birlikte yaptıkları çalışmalarla Nobel Ödülü'nü kazandılar. Bu üçlüyü ve çalışmalarını tanıyordum. Aynı zamanda iki yıldır kendi biyografimi yazıyorum. Abhijit yazısına “tesadüfi iktisatçı” başlığını koymuş. Onun akademik yaşamı Esther’le birlikte çeşitli kurumlarda, ama ağırlıkla Harvard ve MIT ’de devam ediyor. Benim aktif eğitim yaşamım biraz daha değişken bir şekilde gelişti ve Galatasaray Üniversitesi’nde noktalandı.

Sabrederseniz, Abhijit’in hikayesini, özellikle bir akademik yolculuğu anlatması bakımından nakletmek istiyorum. Hem onun hem de eşi Esther Duflo'nun Nobel konuşmalarına Nobel Ödülleri üzerinden ulaşabilirsiniz. Yazıyı olanak ölçüsünde ve işin keyfini kaçırmadan uzatmamağa çalışacağım.

Abhijit Banerjee

Sözü Abhijit’e bırakıyorum: “Çeşitli ve çoğu şanslı rastlantılar beni iktisatçı yaptı. 1950'li yıllarda bu küçük bir mucize sayılabilirdi. İlk adım annemin kendi anne babasını onu London School of Economics’s göndermeye ikna etmesiyle başlamış. Annem babama orada rastlamış, ki babam Kalkuta’da ortaokulu bıraktıktan sonra, Londra'da terk ettiği eğitimi sürdürmek için Kensington Polytechnic’te gece derslerine devam ederken, bir yandan da el emeğini değerlendirmiş. Girdiği bir sınavı başarınca, hocalardan biri olan ve yıllar önce kendi babasının imdadına yetişen Profesör Richard Lipsey ona da bir burs sağlayarak son yılı tamamlamasını sağlamış. Tesadüfler zinciri devam ediyor.

İktisatçıların çocuğu olarak bu alana girmemem gerektiğine emindim. Babam müthiş karizmatik bir öğretmendi, öğrencileri çok severdi. Sevgi objesi olarak , onunla kıyaslanamazdım. Hiç de entelektüel olmayan lise eğitimim sırasında, mühendislik veya tıp gibi, iyi para kazandıran meslekler öğütleniyordu. Finans yıllar sonra gündeme geldi. Daha önce tanıdığım fiziik öğretmenlerinin çektirdiği azabı hatırladıkça o alandan uzak durmağa kararlıydım. Edebiyat, tarih, felsefe bayıldığım konulardı, ailem üçünden de hoşlanmıyordu. Onlara göre matematik okursam, onlara dönebilirdim, ama tersi mümkün değildi. Karar verilmişti.

India Statistical Institute

Kalküta’daki Indian Statistical Institute (IIS), ülkede en iyi matematik ve istatistik öğrenilen kurumdu. Ama ne arkadaş çevresi, ne sabahın erken saatinden akşama kadar uzanan ders saatleri, ne de sürekli ertesi güne çözülmesi gereken matematik problemleri, benim tarzım değildi. Daha genel bir tanımla IIS bana uymayan bir manastırdı.

Kalkuta Presidency College

O halde, birçok okulun başvuru tarihi geçmişti, ülkede en iyi ekonomi okulu olan, Kalküta’daki “Presidency College (başkanlık koleji) ekonomi bölümü başkanı babamdı ve ondan ders almam gerekiyordu. İzlenen kitap daha önce babamı kurtaran R.Lipsey’di. Hızlı bir okuma, o kitapta anlatılan iktisatın, gerçek hayatta yaşananla, “YOKSULLUKLA” ilgisi olmadığını gösteriyordu.

Presidency’daki üç yılım iyi geçti. Mikroiktisat dersiheyecansızdı. İlgimi çeken konu iktisat tarihi oldu.

Jawaharlal Nehru University

Üç yıldan sonra ne olacaktı? Alternatif kurum, Yeni Delhi’ nin hareketli siyasal ortamı ve JNU’nunMarksist iktisat öğretisiyle “School of Jawaharlal Nehru Universitesi”ydi. Üstelik JNU, ABD’deki PhD programlarına götüren yoldu.

Ancak lisansta okuduğum Marksist iktisat aydınlatıcı olduğu kadar zihin karıştırıcıydı. Yazılı olanları kabullenmek için neden yoktu. Piyasa sistemini mükemmele örnek olarak kabul etmemin nedeni yoktu. Bütün günah kapitalistlerin miydi? Sistemin kalan kısmında sorun olamaz mıydı? Bu okumamdan 30 yıl sonra Thomas Pikkety, Daron Acemoğlu, Jim Robinson gibi arkadaşlarım ve onlarla birlikte olanlar, gerçek yaratıcı Marksist düşünce yönünde işaretler sağladı.

JNU deki hem Marksist hem de Ortodoks eğitim iyiydi, ancak Presidency’den beri bagajımda taşıdığım iktisat mantığını karşılamıyordu.” Burada sözü Abhijit’ten geri alıyorum.

Abhijit daha sonra ABD hükümetinden doktora safhası için vizesini alır ve Harvard Üniversitesi’nde hem öğrenciler hem de hocalar safında birçok ünlüyle birlikte doktoraya devam eder. 2015’ten itibaren kendisi gibi okutulan iktisattan şikayet eden Esther Duflo ile 2015’te evlenir. Nobel ödülünün yolunu açan da yoksulluk iktisatı alanında geliştirdikleri, varsayımlara değil, somut veriye dayalı çalışmalardır.

Gerçi teorik çerçeve neoklasiktir, ama bu da ABD’de iktisat okumanın bedelidir. Genel denge olmadan optimizasyon olmaz, bilgi mükemmeliyeti konusunda eksiklikler başka bir plana, cognitive iktisata kaymakta.

Yazıyı uzatmayacağım. Niyetim Nobel ödüllü ve Hindistan çıkışlı biri iktisatçının, yarışın ilk virajlarında nelerle karşılaştığını görmekti. Bir başka amacım ise, Türkiye’de tüm alanlar arasında, iktisatta da karşılaştığımız eğitim sorunlarına, hayli girift toplumsal yapısıyla 1.5 milyar nüfuslu Hindistan’dan örnekler vermekti. Bilmem şu birkaç satırda değinmeye çalıştığım konular, ramazan ayında orta eğitime zorlanan uygulamalarla birlikte değerlendirilebilir mi?


© T24