menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsrail Başbakanı Netanyahu bir yıl içinde yedi kez Beyaz Ev'i ziyaret etti!

9 0
25.03.2026

Akıllı olana bir kez söylemek yeter

“Milleti savaşa götürünce vicdanımda azap duymamalıyım, öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmıyorsa savaş cinayettir".[1]

Atatürk bu sözü 1923’te Adana’da çiftçilerle sohbet ederken söylemiş. Yurtta sulh, cihanda sulh sözü buradan türemiş. Başlı başına bu paragraf, bir ders yılını işgal etmeğe değer.

Aynı felsefe ABD iç savaşında ülkenin “gerçek sahipleriyle” onlara köle muamelesi yapan “beyazlar” arasındaki iç savaş için de geçerli. Keza bugün ABD endüstrisinin tedarikçisi konumunda olan Meksikalılar için geçerli. Trump “Make America Great Again” bayrağının arkasına sığınıp, bu defa ICE, immigration and customs enforcement bahanesiyle çalışmak durumda olan Meksikalıları “avlıyor. D.Trump aynı zamanda Hormuz körfezinde, daha yukarıda Kharhq adasında, Gazze’de neredeyse keyifl öldürmeye devam edeceğini söylüyor

D.Trump o kadar çok dal kesti ki, hala nasıl orada başkan olarak duruyor sorusu aylardır zihinlerde ve şimdi onu tartışacağız. Fox haber merkezinde çalışırken şiddetli MAGA’cı, Trump taraftarı olan, ama artık Trump’ı kendi davasına ihanet etmekle suçlayan Tucker Carlson çok önemli bir iddiayı dile getiriyor.

Trump bir hain mi?

19.03.2026’da the Economist Insider’da yayınlanan Zanny Minton Beddoes[2]-Tucker Carlson Carlson olayın kahramanının, yani Gazze ve İran saldırılarında Trump’ın ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun arkasında duranların, Trump’ın başkanlık seçiminde ABD dışından para desteği sağlayan Yahudiler olduğunu iddia ediyor.[3]

Tucker aynı zamanda İsrail Başbakanının bir yıl içinde Trump’ı Beyaz Saray’da yedi kez ziyaret ettiğini hatırlatarak, bir nevi Yahudi dünyası ile Trump arasında aracılık yaptığını söylemeye çalışıyor.

Bu iddiayı tekrarlayanlar ilişkilerin küresel finans sisteminin isimlerine kadar giderler ve bu adeta kendi kendini tekralayan bir komplo sistemi haline evrildi.

Evet, nereden çıktı bu savaş?

Savaşı ne tetikledi, daha doğrusu, önce Ukrayna savaşını ardından ABD-İsrail’in İran saldırısının arkasında nasıl hesaplar vardı? Tucker Carlson bu soruyu ilginç bir şekilde yanıtlıyor. NATO’nun kuruluşunun ardından önce Baltık, ardından orta Avrupa ve nihayet Gürcistan’ı içine alan genişleme projesinden sonra Ukrayna’yı hem NATO, hem de AB genişlemesin içine alması, Rusya’yı yeterinde kaygılandırmış olmalıydı.

Tucker burada Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının arkasındaki gücün, o saldırıyı özendirenin , J. Biden olduğunu söylüyor. Biden güçlü bir Katolik olduğunu, Yunanistan’ın arkasında durduğunu vurgularken söylemişti. Onun arkasından ABD’nin Ukrayna sorununa karışmasını etkileyen faktör, Trump’ın birçok davranışı gibi daha da çocukça, önceki başkanlardan özenip NATO barış ödülüne heveslendi.

Savaş devam ediyor, ABD ve/veya İsrail İran’ın liderlerini tek tek veya bir araya geldiklerinde topluca yok ediyor. Ama 90 milyon nüfuslu, ABD’den çok daha eski bir Pers imparatorluğundan söz ettiğimizi unutmayalım. ABD öldürmeye devam eder, ama olay devrim muhafızlarıyla eski yönetim arasındaki bir mücadeleden, bağımsızlık savaşına evrilir. ABD’nin, Vietnam, Afganistan ve diğer bağımsızlık mücadelelerinden aldığı dersi unutmaması gerekir.

Dünya düzeni eskidi mi?

Bu yazıda küresel sorunların bir yanına daha değineceğim, ticaret ve ülkelerin coğrafi iktidar iddiası; bunun temel kuralları 1648’de Westphalia anlaşmasıyla belirlenmiş. Başka ne kaldı ki diyebilirsiniz. Demokrasi ve egemenlik sorunları yüzyıllar önce belirlenmiş ve artık eskiden olduğu gibi işlemediği konusunda kuşkular, tereddütler var. Eminim o konuda olgunlaşma sürecinde, ve birgün önümüze gelecek. II Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Birleşmiş Milletler ve ona bağlı olan ve olmayan çeşitli kuruluşlar artık yeni oluşan sorunlara cevap vermiyor. Dünya Bankası, IFC bunlar arasında. Keza 50 yıldır oluşturulan kurallar sistemi de ihtiyaçları karşılamıyor. Dünya 5’ten büyüktür demek bunun yanıtı değil.

Biraz daha ciddi olan soruna, İran saldırısına ve ABD-İsrail-İran savaşına gelelim. Tucker bu konuda birkaç etkene işaret ediyor. Bu dünya tarihini değiştirebilecek önem ve kapsamda bir savaş. Herşeyden önce bu bölgeyi kontrol eden, kızıl denizi kontrol eder. Petrol ticaretinin alacağı darbe yalnız Avrupa’yı değil (1.4bn), 1.4 milyar nüfusu ile Çin’i 1.5450 milyar nüfusu ile Hindistan’ı ve 350 milyon nüfusu ile ABD’yi, ki onun kendi petrolü ve doğal gazı var etkiliyor.

Hormuz ve yan etkiler-tail effects

Konunun bir başka tarafı, Uğur Gürses’in Oksijen’de, Gillian Tett’in FT’de hatırlattıkları, Hormuz Boğazının deniz trafiğine kapanmasının yan etkileri (tail effects). İran savaşının akla ilk getirdiği, İran’ın sahip olduğu petrol yatakları ile diğer körfez ülkelerinin doğal gaz zenginlikleri. Keza savaşın ilk düşündürdüğü petrol ve doğal gazın enerji girdisi olarak tüm ülkelerde oynadığı rol. Ama iş burada bitmiyor. Her iki karbon ürünü de aynı zamanda tüm endüstrilerin girdisi. Burada yan etkiler, tail effects gündeme geliyor. G.Tett ve U.Gürses bunu hatırlatıyor.

Tucker Carlson burada sorunun özüne geliyor, o da ABD bu işe neden bulaştı? Sorunun bu denli kritik olması, Tucker Carlson’un artık Trump’ı destekleyler arasında yer almaması ve hatta onu, Donald Trump’ı MAGA’a ihanet etmekle suçlaması. D.Trump’ın seçim kampanyalarını ABD dışından hayli yüksek bağışlarıyla destekleyenler, Gazze savaşının ve bu savaşın destekçileri. D.Trump’ı tahrik eden bir başka neden, yine Tucker Carlson’a göre, Venezuela müdahalesinin getirdiği “kibir”. Carlson’la devam edersek, Gaza savaşı, İsrail’in geleceği için felaket habercisi.

Entelektüel sermaye

Son iki paragrafı şöyle özetlemek mümkün. Bir kere Rusya’nın uluslararası düzenin şekillenmesi ve yönetimi üzerindeki etkileri azalırken, Hindistan ve Çin önemli büyük güçler olmuştur. Avustralya ve Kanada politika oluşumunda etkili olan ve bu gücü doğal zenginlikleri yanında, İngiliz Milletler Topluluğunun üyesi olmaktan ülkelerdir. Eğitim zenginliklerini, entelektüel sermayelerini Commonwealth üyesi olmaktan almaktadır. Endonezya 283 mn, Avustralya, Güney Kore, kuzey yarı kürenin bu tarafında, batıda Amerika kıtasında 213 milyonluk Brazil, Arjantin, Chile, Peru bölgenin katkı sorunlarıyla küresel gündeme katkı yapıyor.

Kurumsal sorunlar

Önemli olan herhangi bir sistemde (BM Genel Kurulu, Güvenlik Konseyi, v.s.) oy vermek, veto kullanmak değil, küresel ekonominün büyümesinde, küresel değer zincirinin, üretim systemin oluşmasına katkı yapmak. Aylardır apay zeka konusunda çeşitli iş adamlarından iddialı beyanlar duyuyoruz. Bunların bazıları yapay zeka doğru yönetilmediği takdirde istenmeyen sonuçlara yönelebileceğini söylüyor. Pekalâ, kim, nasıl yönetecek, kuralları, yaptırımı kim düzenleyecek?

İklim sorunları

İklim sorunları çoğunluk için önemli bir konu, ama bunu ciddiye almayan ama kendisi ciddiye alınmak zorunda olan bir kitle de mevcut. Sorunları biliyoruz, ama operasyonel önlemler geliştirecek düzeyde mi bu bilgi. Bu sorunların “ciddi” bir şekilde ele alınması gerekli. İklim sorunlarının son paragraph olmasının nedeni, öncelik listesinin sonunda yer alması değil. tam tersine, en azından benim bu konudaki bilgi birikimimin sınırlı olmasından. Okuyucular daha iyi durumda mı? Bilmem, ama sanmam! Şu halde konuyu öncelikle ve can evinden, susuz kalacağız, ısı artıyor, tezleriyle değil, hepimizi uykusuz bırakacak unsurlarıyla ele almamız gerekli.

Avrupa’daki en önemli teknik üniversitelerden Zürih ETH bu konuda eğitim program uyguluyor. Bir arkadaşımın çok parlak öğrenci olan kızı bu programı tamamladı. ETH ve benzeri kuruluşların önderliğinde geliştirilecek iklim programları, bugüne kadar gündemi oluşturan ısınma, su gibi sorunlara temelden çözümler önerecektir.

[1] GMK Atatürk, 16 Mart 1923 tarihinde Adana’da çiftçilerle yaptığı bir sohbette söylemiştir.

[2] Zanny Minton Beddoes The Economist baş editörü

[3] 19.03.2026’da the Economist de yayınlanan Zanny Minton Beddoes-Tucker Carlson konuşması,


© T24