menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yapay Zekâ Çağında Fail Sorunu

19 0
26.02.2026

Yapay zekâ teknolojisinin, özellikle üretken yapay zekâ araçlarının eğitim, bilim ve sanat alanlarında içerik üretiminde yaygın bir şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Yapay zekânın ortak yazar olduğu makalelerin ilk kez yayımlanmasıyla yeni bir tartışma başlamış, tartışmanın odağını ortak yazar olan yapay zekânın makaleye karşı sorumlu olup olamayacağı oluşturmuştur. Bir başka deyişle, insana benzeyen eylemler yapan yapay zekâ, bu eylemlerden sorumlu mudur? Sorumluluğu olmayan bir nesne epistemik bir özne gibi davranabilir mi? Gelinen noktada bilimsel camiada mutabık kalınan husus, üretken yapay zekânın ürettiği içerikten sorumlu olamayacağı, bu nedenle tüm sorumluluk insan yazarlarda olmak ve üretken yapay zekânın sunduğu imkânlardan nasıl ve ne derece yararlanıldığı açıkça beyan edilmek şartıyla faydalanılabileceği, ancak asla ortak yazar olamayacağıdır.

Aslında bilimsel makaleler için geliştirilen bu yaklaşım sanat alanında da geçerlidir. Sanat alanında benzer tartışmalar yapılmaktadır. Bu kapsamda, örneğin 2022 yılında, ABD Telif Hakkı Ofisi, yapay zekâ tarafından üretilen eserlerin telif hakkı korumasına uygun olmadığını belirten bir karar almıştır. Stephen Thaler'ın "A Recent Entrance to Paradise" adlı yapay zekâ tarafından oluşturulan eseri için yaptığı telif hakkı başvurusunun reddedilmesi, üretilen eserde insan unsuru olmadıkça tescil talebinin de olamayacağına işaret etmektedir. Yapay zekâ tıpkı bilimsel makalelerde yazar olamayacağı gibi sanat eserlerinde de sanatçı olarak değerlendirilmeyecektir.

Sanat alanında bu bağlamda çok önemli başka bir sorun daha ortaya çıkmaktadır. Bir insan olarak sanatçının gelişimi bu araçlar nedeniyle yeni kırılganlıklarla karşılaşmaktadır. Sanatçının oluş süreci çok çetindir ve sabır gerektirir. Sanatçının çevresiyle kurduğu ilişki ve etkileşimleri yaşamına derinlik katarken ürünler bu oluş sürecinin sonuçlarına karşılık gelmektedir. Bu süreçte aslolan insan olarak sanatçının deneyimleriyle yaratıcılığının sürekli geliştirmesidir. Somut ürünler deneyimle derinleşen bu sürecin sonuçlarıdır. Bu bağlamda ürünler bu oluş sürecinin canlı tanıklarıdır. Her ürün sanatçının bir zorlu bir deneyimine, bir öğrenme sürecine karşılık gelmektedir. İnsan-emek-ürün çevrimi birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Yapay zekâ teknolojilerinin kullanılmasıyla artık en insani bu boyut yara almaktadır. Ürün üretilme sürecinde insan bir deneyim yaşamamaktadır. Dolayısıyla, insan-emek-ürün çevrimi, insan/makine-ürüne indirgenmektedir. Bir başka deyişle, insanın yapay zekâ ile ilişkisi teknik bir boyutta kalmakta ve sonuçta emek tağşişe uğradığı için insan ortaya çıka(rtıla)n ürüne yabancılaşmaktadır. Karmaşık ve zorlu deneyimler sanatçıları farklı bir evreye taşırken yapay zekâ sanatçıyı/insanı o evrede dondurmaktadır.

Diğer taraftan, ürünleri üzerinden bir sanatçının emeğine, yaşam deneyimine, kısacası oluş hikâyesine tanıklık ederiz. İnsanların sanat eserlerine değer vermeleri de sanatçının bu deneyimine şahit olma arzusu ile ilişkilidir. Bu kapsamda, yakın zamanda yapılan bir araştırmada elde edilen bulgular, insanların tamamen yapay zekâ tarafından üretilen sanat eserlerine karşı insan sanatçının eserlerini daha değerli bulduklarını göstermektedir (Bias against AI art can enhance perceptions of human creativity, Scientific Reports, 2023). Çalışma ayrıca insan sanatçı ve yapay zekânın ortaklaşa ürettiği sanat eserini de sadece yapay zekâ tarafından üretilen ürüne göre daha değerli, ancak sadece insan sanatçının eserine göre daha değersiz bulduklarına işaret etmektedir. Kısaca, insanlar eserin yapay zekâ tarafından yapıldığını bildiklerinde ürüne yönelik değer algıları düşmektedir.

Benzer sorunlar eğitim sistemlerinde de yaşanmaktadır. Yapay zekâ araçlarının sağladığı büyük avantaj, öğrencilerin ödevlerini, denemelerini, projelerini vs büyük oranda bu araçlarla tamamlamaya itmektedir. Bu araçlara erişimin kolay olması, sunduğu imkânların sürekli gelişmesi bu kullanımı giderek bir bağımlılık ilişkisine dönüştürmektedir. Buradaki en büyük risk, öğrencilerin öğrenme sürecine katılım düzeylerinin giderek düşmesi ve başarısızlığın maskelenebilmesidir. Öğrenmede bilişsel süreçler dış araçlara aktarıldığı için öz yeterlik yanılsaması üzerinden öğrencilerde tembellik artmakta, eleştirel düşünme ve hafıza zayıflamaktadır. Bu araçlar olmadan karar verebilme yetkinliği aşınmaktadır. Dolayısıyla, üretken yapay zekâ araçlarının öğrenciler üzerindeki olumsuz etkisi iki yönlüdür. Birincisi, öğrencinin yerini alabilme cazibesi nedeniyle öğrenciyi öğrenme süreçlerinde fail olmaktan uzaklaştırmaktadır. İkincisi ise faillikten uzaklaşan öğrencinin eleştirel düşünme, hafıza, kendi başına bir problemi çözebilme kararlılığı ve sabrını zayıflatarak bağımlılığı artırmasıdır. Bu nedenle son zamanlarda, öğrenciyi tekrar öğrenmenin merkezine bir fail olarak koyacak yeni yaklaşımlar ve ölçme ve değerlendirmede yeni modeller geliştirilmektedir.

Kısaca, yapay zekâ çağında karşı karşıya olduğumuz temel mesele bu araçların sundukları imkânlarla insanın neyi yapmayı bırakmaya itildiğidir. Bilimde, sanatta ve eğitimde ortaklaşa görülen sorun, sorumluluk alamayan bir aracın fiilen özne gibi konumlanması ve böylece insanın öğrenme, üretme ve olgunlaşma süreçlerinden giderek uzaklaşmasıdır. Oysa insanı insan yapan, ortaya çıkan ürün kadar, o ürüne giden yolda sarf edilen emek, yaşanan deneyim ve en önemlisi niyet ve sorumluluktur.


© SuperHaber