menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakan Fidan’ın Sükûtu, Türkiye’nin Nükleer Güç Olma Hedefinin İkrarıdır

58 0
21.02.2026

Uluslararası hukukun ve kuralların bağlayıcılığını yitirdiği, ABD başkanı Donald Trump yönetimi tarafından “barışın güç yoluyla sağlanması” doktrininin küresel çapta hayata geçirildiği ve bir modele dönüşmeye başladığı içinde bulunduğumuz dönemde, pek çok ülke tehditlere karşı ulusal güvenliğini nasıl sağlayabileceğinin kaygısına düşmüş durumdadır. Nükleer Silaha Sahip Olmayan Devletler arasında, kapasitesi bunu edinmeye müsait olan devletler, ulusal güvenliklerini garanti altına almak için nükleer güce sahip olmanın bir hak olduğunu sıklıkla dillendirmeye başladılar.

ABD’nin bir müttefikten hasıma dönüşmesiyle kendilerine silahlanma yasağı konulan 2.Dünya Savaşı’nın mağlup devletleri Almanya ve Japonya, bu konuyu en çok tartışan ve gündeme getiren ülkeler oldular.

Öte yandan İran, zenginleştirilmiş uranyum üretme kabiliyeti sebebiyle ABD ve İsrail’in savaş açma tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır.

Tam da nükleer silahların yaygınlaşmasının konuşulduğu, savaş rüzgarlarının estiği bu sırada, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 9 Şubat günü bir televizyon programında(CNN Türk) Türkiye’nin nükleer silaha sahip olup olmaması gerektiğine ilişkin soruya verdiği “suskun cevap”, yalnız Türkiye’de değil uluslararası basında da geniş yankı uyandırdı. Birçok ülkenin medyası, Fidan’ın soruya sesli bir cevap vermemesi ve sessizliğini korumasını manşetlere taşıdı, bu sessizlik manşetlerde “stratejik mesaj” olarak yorumlandı. Israel Hayom Gazetesi’nin Fidan’ın jest ve mimiklerine odaklandığı haberinde, Türk Dışişleri Bakanı’nın soruya yanıt vermediği ancak gülümsemesinin dahi “gerekli yerlere ulaşması gereken mesajı verdiği” yorumu, en dikkat çekenlerden birisiydi.

Hakan Fidan’ın nükleer silaha sahip olma niyetini reddetmeyerek gerekli yerlere ulaştırdığı mesajı, Türkiye’nin soğuk savaş döneminde şemsiyesi altına girdiği NATO nükleer korumasının dışına çıkma ve bu güvenliği kendisinin sağlamaya yönelik iradesi olarak değerlendirildi.

NUKDEM: Türkiye’nin Nükleer Enerjili Denizaltı Projesi

Yaklaşık on ay önce Mayıs 2025’te, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun Warships IFR dergisine verdiği özel röportajda, Türkiye’nin nükleer enerjili denizaltı inşa projesini gündeme getirmesi böylece daha anlam kazanmış oldu.

Bakan Fidan’ın ‘nükleer silaha sahip olmayı reddetmeyen’ suskun kabulü, Oramiral Tatlıoğlu’nun askeri açıdan dile getirdiği nükleer enerjili denizaltı inşası hedefinin bir ileri aşamasına işaret etmekteydi.

Oramiral Tatlıoğlu söz konusu röportajında, “Uzun vadeli denizaltı caydırıcılık kabiliyetimiz ve küresel etkiye sahip orta ölçekli bir güç olma vizyonumuz için gerekli olan nükleer enerjili denizaltıların inşasına doğru önemli bir adım atacağız.”  açıklaması yapmış, “Tasarım ve inşa süreci tamamen kendi kontrolümüzde olan, dışa bağımlılıktan uzak, tüm operasyonel ihtiyaçlarımızı karşılayan bir denizaltı inşa etmek 139 yıldır milli arzumuzdur.” demişti.

Deniz Kuvvetleri Komutanının sözünü ettiği nükleer denizaltılar, uçak gemileri gibi tahrik sistemi nükleer reaktörle çalışan deniz araçlarıdır ve sahibi olan ülkeyi küresel ağırlıkta en üst lige taşıyan bir üründür. Bu denizaltıların yüksek hıza ve geniş operasyonel alana sahip olması, derin sularda sessiz ve uzun süre kalabilme özelliği Türkiye’ye Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Okyanuslarda serbestçe hareket edebilme gücü kazandıracaktır.[i]

Neden Nükleer Enerjili Denizaltı?

Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması(NPT)’nın IV. maddesine göre, nükleer silahsızlanma ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi yükümlülüklerini yerine getiren her ülke için nükleer araştırma, üretim ve barışçıl amaçlarla kullanım "devredilemez haklar" olarak tanınmıştır. NPT Anlaşmasının bu maddesi, Nükleer Silaha Sahip Olmayan Taraf Devletler(NNWS)’in nükleer enerjili denizaltılar inşa etmesine veya denizde kullanımı için uranyum zenginleştirmesine izin vermekte, yasaklamamaktadır.

Nükleer enerjili(tahrikli) denizaltılar genellikle, nükleer silahlarda nükleer reaksiyonlar oluşturmak için gerekli olan ’lik uranyum zenginleşme seviyesine çok yakın veya bu seviyede zenginleştirilmiş bölünebilir madde ile çalışmaktadır ve uranyumu oranında zenginleştirme(HEU) eşiğine ulaştığında yakıt, kısa bir süre içinde silah haline getirilmeye hazır bir potansiyele sahip olmaktadır.

Halen, 9 nükleer silah sahibi devletten 6’sının nükleer enerjili denizaltısı bulunmakta, bunlardan ABD, Rusya, Hindistan ve Birleşik Krallık denizaltılarında yüksek zenginleştirilmiş uranyum(HEU) kullanmaktadır. AUKUS denizaltı filosunun........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü