Dağın Fare Doğurması: Trump ve Putin’in Pekin Ziyaretleri
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 13-15 Mayıs 2026 tarihleri arasında ABD Başkanı Donald Trump’ın gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, 19-20 Mayıs tarihlerinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Pekin’de ağırladı. Dünya kamuoyu, üç süper güç arasında peş peşe gerçekleşen bu görüşmelerden ne çıkacağını merakla bekledi. Bir yandan 2022 yılından bu yana devam eden Ukrayna-Rusya savaşı, diğer yandan 28 Şubat’ta ABD-İsrail ortaklığının İran’a düzenlediği hava saldırıları sonucu Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla dünyanın içine düştüğü ekonomik kriz ve Çin’in bu kaos ortamında Tayvan’ı işgal edebileceği beklentisi, bu görüşmelerin daha dikkatle izlenmesine yol açtı.
Ancak büyük beklentiler doğuran bu ziyaretler, hem dünya hem de ilgili ülkeler için adeta "dağın fare doğurması" denebilecek düzeyde sonuçlandı.
Ziyaretin ABD Açısından Sonucu
Amerikan iş dünyasından finans, teknoloji, havacılık ve ticaret alanlarında faaliyet gösteren en önemli isimlerden oluşan 17 kişilik bir iş heyeti, ABD Başkanı Donald Trump’a ziyaretinde eşlik etti. Nvidia CEO'su Jensen Huang, Tesla & SpaceX patronu Elon Musk, Apple CEO'su Tim Cook ve BlackRock CEO'su Larry Fink heyet içinde bulunanlar arasındaydı. Trump’ın başkan olarak Çin'e yaptığı bu ikinci ziyarette, ABD delegasyonunda resmi üst düzey yetkili olarak sadece Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hazine Bakanı Scott Bessent ve Savunma Bakanı Pete Hegseth yer aldı. Bu tablo, ziyaretin siyasi olmaktan ziyade ekonomik hedefleri olduğu görüntüsünü verdi.
Trump’ın ziyaretten elde etmek istediği temel sonuçlar şunlardı: Yapay zeka, yarı iletkenler ve ileri teknoloji alanlarında Amerikan şirketlerine uygulanan kısıtlamaların gevşetilmesi, pazarın açılması, ABD-Çin arasında devam eden bir yıllık gümrük vergisi anlaşmasının uzatılması, İran’la bir ateşkes yapılması, Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması için Pekin’in Tahran üzerindeki nüfuzunu kullanması ve imzalanacak ticari anlaşmalarla kasım ayındaki ABD ara seçimleri öncesinde seçmene "büyük bir ekonomik zafer" sunulmasıydı.
ABD Başkanı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından ihtişamla ağırlandı. İki lider kameralar önünde dostluk mesajları verdi. Trump, Şi’ye, "Sen harika bir lidersin", "Burada seninle olmak ve senin dostun olmak benim için bir onurdur" sözleriyle iltifatlar yağdırdı. Şi de bu övgüleri karşılıksız bırakmadı.
Ancak üç günlük ziyaret, Donald Trump’ın beklentilerinin çok altında sonuç üretti. Çin, yapay zeka ve çip konusunda ABD’ye karşı sert bir tutum takındı ve yerli çip tasarım stratejisine geçtiklerini açıkladı. Gümrük vergilerinde mevcut statükonun korunması ve ani gerilimlerden kaçınılması konusunda bir "yönetilen rekabet" modeli benimsendi. Çin yönetimi, Hürmüz Boğazı'nın açık kalması gerektiğini savundu ancak ABD’nin ambargo uyguladığı İran'dan petrol almaya devam edeceğini net bir şekilde belirtti. İki ülke arasındaki en ciddi sertleşme ise Tayvan konusunda yaşandı. Şi Cinping, Trump'a çok sert ve net bir uyarıda bulunarak Tayvan sorununun Çin-ABD ilişkilerindeki en hassas mesele olduğunu, buradaki yanlış bir adımın askeri çatışmaya yol açacağını vurguladı. ABD, Pekin'i Çin'in tek meşru hükümeti olarak tanırken; Tayvan ile olan anlaşmazlığın şiddet yoluyla çözülmesine karşı çıkmakta ve Taipei'deki Tayvan yönetimiyle güçlü gayriresmî bağlarını sürdürmektedir.
Ziyaretin siyasi kısmına dönecek olursak; Şi Cinping, 2026 yılının Çin-ABD ilişkileri açısından tarihi bir yıl olacağı açıklamasını yaptı. Düzenlenen devlet yemeğinde konuşan Çin lideri, "Çin ulusunun yeniden yükselişi ile Amerika’yı yeniden büyük yapma hedefi tamamen birlikte ilerleyebilir ve tüm dünyanın refahını artırabilir" sözleriyle uzlaşmacı bir dil kullandı. Bu açıklama, yemek öncesinde Şi’nin yaptığı bir başka konuşmasındaki, "Çin ve ABD ‘Thukydides Tuzağı’nı aşarak büyük güç ilişkilerinde yeni bir model oluşturabilir mi?" sorusuna Çin tarafının verdiği bir cevaptı. Trump ise ertesi gün sosyal medya hesabından, "Şu anda ABD dünyanın en sıcak ülkesi ve umarım Çin ile ilişkilerimiz her zamankinden daha güçlü ve daha iyi olacaktır!" açıklamasını yaptı.
Bu açıklamalar, zaman zaman dile getirilen ve dünyanın en büyük iki süper gücünün dünyayı ortak yönetmesini öngören "İkiler Grubu" (G2) modelinin mi hayata geçirildiği sorusunu akıllara getirdi. Her iki devlet de bu modeli kendi çıkarları doğrultusunda arzu ediyor olsa da, çok kutupluluk eğiliminin yükseldiği bu dönemde Çin, bu ikili hegemonyanın açık bir tarafı gibi görünmekten çekiniyor.
Ziyaretin akıllarda kalan........
