menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ankara NATO Zirvesi ve Türkiye’nin Güçlenen Rolü

23 0
15.07.2026

7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da gerçekleştirilen NATO 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi; Türkiye’nin ittifak ortakları başta olmak üzere bütün dünyaya verdiği mesajlarla hatırlanacak, sembollerle dolu bir toplantı oldu.

Üye 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanları ile 100'e yakın bakanın katıldığı, üye olmayan çok sayıda küresel ortak temsilcisinin de davet edildiği bu zirve, savunma ittifakının yeni bir döneme girdiğine işaret eden "NATO 3.0" kavramıyla adlandırıldı. İttifakın başlangıcından günümüze kadar geçirdiği yapısal, stratejik ve zihniyet dönüşümlerini tanımlamak için kullanılan bu kavramsallaştırmaya göre süreç üç temel döneme ayrılıyor:

NATO 1.0 (1949-1991): Komünizmin baş düşman olarak belirlendiği Soğuk Savaş dönemi.

NATO 2.0 (1991-2022): Soğuk Savaş'ın bitiminden Rusya'nın Ukrayna'yı işgaline kadar geçen; terörizmle mücadele adı altında İslam’ın örtülü bir düşman olarak tanımlandığı dönem.

NATO 3.0 (2022-Günümüz): Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle başlayan ve Çin'in küresel bir güç olarak yükselmesi sebebiyle "sistemik tehdit" olarak tanımlandığı, içinde bulunduğumuz "Yeni Soğuk Savaş" dönemi.

NATO 3.0 konseptinde ABD’nin stratejik önceliğini Hint-Pasifik bölgesine vermesi ve güç kaydırma planı sebebiyle NATO içinde Avrupa’nın kıta savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenmesi, ABD’nin ise tamamlayıcı bir rol oynaması öngörülüyor. Ayrıca tehdit sadece askerî olarak ele alınmıyor; siber savaşlar, yapay zekânın askerî kullanımı, uzay güvenliği, kritik altyapıların korunması (enerji hatları gibi) ve hibrit savaş yöntemleri de bu kapsama dâhil ediliyor.

Ankara Zirvesi’ni Farklı Kılan Ne Oldu?

"NATO 3.0" konsepti esasen NATO’nun Madrid (2022) ve Washington (2024) zirvelerinde tartışılan ve kabul edilen bir çerçeveydi; teknik olarak Ankara Zirvesi bunun devamı niteliğindeydi. Dolayısıyla Ankara NATO Zirvesi’ni dikkat çekici kılan bu konseptten ziyade, Türkiye’nin ittifakın yalnızca güneydoğu kanadını koruyan bir uç karakol olmaktan çıkıp; NATO’nun gelecekteki güvenlik mimarisini şekillendiren askerî, siyasi ve endüstriyel bir güç olarak sahneye çıkmasıydı.

Trump’ın Ziyareti ve ABD-Türkiye İlişkilerinde Dönüm Noktası

İran’la savaşı sırasında NATO müttefiklerinden beklediği desteği bulamadığı için kızgın olan ABD Başkanı Donald Trump’ın “dostum, çok güçlü bir lider, çok güçlü bir kişi” diye tanımladığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hatırı için Ankara’daki zirveye katıldığını, zirve başka ülkede olsa katılmayacağını açıklaması dünyada yankı uyandırdı.

Diğer devlet başkanlarını kabine üyeleri karşılarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan Donald Trump’ı havalimanında bizzat karşıladı. Bu karşılama, NATO’nun en büyük ordusuna sahip iki devlet arasındaki değişen özel ilişkiye işaret ediyordu. Avrupalı liderlerle görüşmelerinde kaba ve aşağılayıcı tavırlarıyla bilinen ABD Başkanının Ankara’daki ölçülü yaklaşımı, ikili ilişkilerin yeni seyrini gözler önüne serdi. Henüz geçen ay Fransa’da düzenlenen G-7 zirvesinde toplantıya geç kaldığı için diğer liderleri bekleten Trump’ın "Merhaba, patron benim." diyerek girmesi hafızalarda canlılığını koruyordu.

Trump Türkiye’ye gelmeden önce Türkiye'ye büyük bir müjdesi olacağını açıkladı ve zirve öncesinde (26 Haziran) Türkiye'ye millî muharip uçak KAAN için 700 milyon doları aşan değerde jet motoru satış talebini Kongre'ye resmen bildirdiğini duyurmuştu. Zirve sırasında Türkiye'ye uygulanan CAATSA yaptırımlarının kalkacağını ve F-35 uçaklarının teslimatının değerlendirileceğini de açıkladı. İsrail’in bölgede hava üstünlüğüne son verecek ve bölgedeki dengeleri değiştirecek sonuçlar doğurabilecek bu açıklamalar ABD-Türkiye ilişkilerinde tarihî birer dönüm noktası oldu.

Zirve boyunca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dengeli yönetimi ve liderler üzerindeki saygınlığı, Avrupalı liderler ile Trump arasında muhtemel çatışmaların önüne geçerek Türkiye’yi müttefikler arasında kriz yumuşatıcı ve yönetici bir aktör konumuna taşıdı.

Semboller ve Altyapı Gücü: Külliye ve Ay Yıldız Karargâhı

Zirve, başından sonuna kadar Türkiye’nin kendi milli kimliğini ve ulaştığı kapasiteyi sergilediği bir zeminde gerçekleşti.

Tarihî Karşılama: Devlet başkanlarının Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne girişi esnasında, geçmişi 13. yüzyıla dayanan Mehter........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü